
18 Mart 2026 00:41
Güncelleme: 18 Mart 2026 02:15
İlber Hoca ile 1990’ların başında Mülkiye’nin ana binasının en üst katında, yedi yıl boyunca aynı koridoru paylaştık. Bu katta öğretim üyelerinin odaları yer alıyordu ve sosyal alan olarak bilinen Seha Meray Odası da burada bulunuyordu.
İlber Hoca’nın odasına gidiş gelişlerinden sıklıkla haberdar olurdum. Koridorda birileri varsa, mutlaka bir selamlaşma ya da sohbet gerçekleşirdi. Özellikle sesinin yüksekliği dikkat çekiciydi. Odamın kapısı açıksa, bana da birkaç kelam ederdi.
Meray Odası’na ikimiz de pek sık gitmezdik. Gittiğimizde ise genelde günlük gazetelere göz atardık. Çalışma alanlarımız farklıydı ama zaman zaman kendi konularımız hakkında sohbet ederdik. Bana sıkça “Ekonominin durumu ne olacak?” diye sorardı.
İlber Hoca’nın tartıştığı konular oldukça genişti. Gittiği yerlerin edebiyatı ve kültürü hakkında da bilgi verirdi. Özellikle Asya toplumlarının, Kuzey ve Güney Azerbaycan Türkleriyle İranlıların kültürel zenginliğini övgüyle anlatırdı.
Her ne kadar çok şey bilip konuştukça uzatmayı sevmesede, önemli bir vurgusu aklımda kalmıştır:
Türkçe, bazıları tarafından sanıldığı gibi Farsça ya da Arapça’dan yoksul bir dil değildir. Köklerine inildiğinde, Türkçe zengin bir dildir.
Türkçe’de Farsça kökenli kelimeler bulunabilir, ancak Farsça’da da Türkçe kökenli kelimelerin sayısı belki daha fazladır. Bu gerçeği çoğu zaman Batılılar ve bazı İslamcılar görmezden gelir.
Azerbaycan Türklerinin kültürel birikimine ilişkin övgüyü büyük şairimiz Nazım Hikmet’ten de okuduğumu hatırlıyorum. Hatta, Nazım Hikmet’in Bakü’de Azerbaycan Türklerinin önemli şairleriyle bir araya gelerek şiirler okuduğu anları videolardan izleme fırsatım oldu.
Son günlerde, ABD ve İsrail’in Güney Azerbaycan Türkleri ile genel olarak İranlıların önemli kültürel yapılarının hedef alındığını İran Dışişleri Bakanı açıkladı.
Bebekler ve çocuklar bombalandı, kültürel miraslar da yerle bir edildi. Umarım İlber Hoca bu zalimliği ve barbarlığı duymamıştır; çünkü duyduğunda çok üzülürdü.
Kırım Türklerinden olan İlber Hoca’nın ailesi, Kırım’dan göç ederek Türkiye’ye yerleşmişti. Göçmen bir ailenin çocuğu olarak, yalnızca Azerbaycan Türkleriyle değil, tüm Türk toplumlarıyla ilgili meselelerle yakından ilgileniyordu. Bu bağlamda son dönemde Kıbrıs Türkleri ve Uygur Türkleri konularına da duyarlılığı vardı.
1990’ların ortalarında, Mülkiye’nin en üst katındaki koridorda liseden sınıf arkadaşım Ayşe Özdolay ile karşılaştım. Uzun yıllar sonra karşılaşmamız beni hem şaşırttı hem de mutlu etti.
Ayşe, Mersinli ve hemşerimdi. Çalışkan biriydi, duruşu vakurdu ama genelde gülümserdi. Babası Dr. Talip Özdolay, Mersin’de tanınmış bir doktordu ve senatör olarak görev yapmıştı.
“Seni buraya hangi rüzgâr attı Ayşe?” diye sordum. Geriye doğru baktı ve İlber’i işaret ederek, “Sen bilmiyorsun tabii, ben İlber’le evlendim,” dedi. Anlaşılan İlber, Ayşe ile sınıf arkadaşı olduğumuzu bilmiyordu.
İlber Hoca, biraz geriden biriyle konuşarak geliyordu. Bu iki değerli arkadaşımın evlenmiş olmasına sevindim. Ayşe ve İlber’i odama çay içmeye davet ettim ama önemli işleri olduğunu söylediler. “Başka zaman,” dediler. O “başka zaman” asla gelmedi.
İlber Hoca ile en son Haziran 2025’te İstanbul’da, başka bir Mülkiyeli değerli hocamız Hasan Ersel’in cenaze namazı için Levent Barbaros Hayrettin Paşa Camii’nde bir araya geldik. Yine şakalar yaparak bizleri güldürdü.
16 Haziran 2025: Prof. Dr. Ercan Uygur (sağda) ve Prof. Dr. İlber Ortaylı, Hasan Ersel’in cenazesinde
İlber Hoca, zayıflamış ve yorgun görünüyordu. Yorgunluğunu sıcak havaya atfetmişti. Sağlık sorunları olduğunun bilincindeydik. “Yaşlandık işte,” diyordu.
İlber Hoca, her zamankinden daha fazla elini omuzuma atıyor ve kolumdan tutuyordu. Vefatından sonra düşündüm; acaba bu bir veda mıydı?
İlber Hoca gibi kıymetli bir eğitimcimizi, uluslararası alanda saygın bir bilim insanını ve dostumuzu kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyorum. Mekânı cennet olsun, başımız sağ olsun.
İran’a ABD/İsrail saldırısı ve sonrası
Dikkat çeken bir rastlantı; Hasan Hoca’nın vefat ettiği günlerde ABD/İsrail’in İran’ı Haziran 2025’te bombalayacağını konuşuyorduk. Şimdi, İlber Hoca’nın vefat ettiği günlerde bu iki ülkenin İran’a Mart 2026’da saldırısını tartışıyoruz. Bunun nedenleri üzerinde düşünmek gerekiyor.
Geçen yazıda ABD açısından durumu ele almış ve iki ana noktayı vurgulamıştım:
1) ABD ekonomisi, sanayi üretim gücünü önemli ölçüde başta Çin olmak üzere Asya ülkelerine kaptırmış durumda. Bu durumu tersine çeviremeyeceğini anlayarak, doğal kaynaklara askeri müdahale yoluyla ulaşmayı planlıyor.
Böylelikle, hem kendisine daha düşük fiyatlarla hammadde temin edecek, hem de rakipleri olan Çin gibi ülkelerin kaynaklarını kısıtlayabilecekti.
2) Trump’ı iktidara taşıyan MAGA (Amerika’yı Yine/Yeniden Büyük Yap) hareketi, bu planı destekliyor ve teşvik ediyor. Böylece ABD’de yaşam standardı, emperyalist yöntemlerle yükseltilmeye çalışılıyor.
Şimdi ABD’nin üretim gücünün gerilemesine ihracat miktarları üzerinden bakmayı amaçlıyorum. Tablo 1’de AB, ABD ve Çin’in son 15 yıldaki ihracat rakamları yer alıyor.
<img alt="" data-error-handled="true" height=" </p>
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



