İlber Ortaylı: Tarih Merakım Çocukluğumdan Beri

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
İlber Ortaylı: Tarih Merakım Çocukluğumdan Beri

“Ben hareketli, yaramaz bir çocuk değildim. Kafama bez sarıp sarık, battaniyeden cübbe yaparak padişahcılık oynardım. Halama, mahalledeki mezar taşlarını okuturdum. Tarihe olan ilgim küçük yaşlardan itibaren başlamıştı. Hafızam oldukça güçlüydü; öğrendiğim bir tarihi asla unutmazdım ve olayların kronolojik sırasını karıştırmazdım. Evimizde tarih sık sık konuşulurdu, tarihi romanlar okunurdu. Lise yıllarımda mihmandarlık kursu alarak üniversite düzeyindeki tarih hocalarıyla tanışma fırsatı buldum. Ancak okuldaki tarih kitaplarıyla pek ilgili değildim; derste sıkıldığım için üzerine resimler çizerdim. Tarihi yerinde öğrenmek ve deneyimlemek gerektiğine inanıyordum. Böyle bir yaklaşım sergiledim…”

Prof. Dr. İlber Ortaylı, Topkapı Sarayı Müzesi’nde müdürlük görevini üstlendiği beş yıl boyunca, sarayın çeşitli sorunlarına dikkat çekti. Kendi tabiriyle “kanser” olarak tanımladığı bazı meselelerle birlikte, önemli sorunların birçokunu da çözümleme noktasında aktif rol aldı.

Arkadaşlarının “Sonunda Topkapı’ya padişah da oldu.” diye takıldığı İlber Hoca ile makamında bir araya geldik ve hem saray hem de tarih üzerine derin bir sohbet gerçekleştirdik.

İlber Ortaylı ve Ayşe Acar

“Topkapı Sarayı’na ilk kez 5 yaşında adım attım”

– Topkapı Sarayı’na ilk girdiğiniz günü anlatır mısınız? Neler hissettiniz?

Topkapı Sarayı’na ilk kez 1952 yılında, 5 yaşındayken adım attım. O dönem ziyaretçi sayısı oldukça azdı. Dikkatimi çeken bir cüce oldu, o da Bahri Efendi imiş. Enderun cücesiydi. Saraydan kalma bazı kişilerle karşılaştım; bunlar memur olmuşlardı. Burası Harem bölümü, burası Selamlık alayı gibi bilgileri, o döneme tanıklık eden 50-60 yaşlarındaki adamlar anlatıyordu. Saltanatın sona ermesinin üzerinden henüz 30 yıl geçmişti.

– Bilinçli olarak ilk geziniz nasıldı?

Asistanlık dönemimde sarayı daha yakından tanımak için o zamanki müdür Hayrullah Bey ile bağlantı kurdum. Doktora tezim üzerinde çalışıyordum. Yanıma bir memur vererek o zaman kapalı olan Harem’e bile girmemi sağladı. Aslında siyasal bilimler okuyordum, doktora konum sarayla alakalı değildi ama merakım her zaman vardı. Nihayetinde mihmandarlık da yaptım, biliyorsun. Şimdi kızım benzer bir iş yapıyor.

“Merakı olmayan bir insan tarihçi olamaz”

– Bir insanın tarihe ilgi duymaya başlaması ne zaman olur?

Her zaman, her zaman. Üniversiteye bu bölümü kazanarak gelenler, çalışkan olup asistanlığa kadar yükselebiliyorlar. Ancak tarihçi olmak için doğuştan bir merak ve güçlü bir hafıza gereklidir. Meraksız, hafızası iyi olmayan birinin tarihçi olması mümkün değildir.

“Küçükken kafama battaniye dolayıp, padişahcılık oynardım”

– Kendinizden bir örnek verebilir misiniz?

Ben hareketli, yaramaz bir çocuk değildim. Kafama bez sarıp, battaniyeden cübbe yaparak padişahcılık oynardım. Halama, mahalledeki mezar taşlarını okuturdum. Tarihe olan merakım küçüklüğümden geliyordu. Hafızam çok iyiydi; öğrendiğim tarihi unutmadan, olayların sırasını karıştırmadan bilirdim. Evimizde tarih sıkça konuşulurdu, tarihi romanlar okunurdu. Lise yıllarımda mihmandarlık kursu alarak üniversite seviyesindeki tarih hocalarıyla tanışma fırsatı buldum. Ancak, okuldaki tarih kitaplarıyla pek ilgilenmezdim; derste sıkıldığım için üzerine resimler çizerdim. O kitaplarla tarih öğrenmek mümkün değildi. Tarihi yerinde görüp hissetmek gerekti. Ben de böyle yaptım…

– Gerçekten 17 dil biliyor musunuz?

17 dil değil. İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca ve Rusça gibi herkesin bildiği dilleri biliyorum, o kadar… Bunlara takılmayalım…

“Ot gibi gezdirilsem, ben de gelmem bir daha müzeye”

– Müzeleri sadece ilkokulda gezen bir toplum olmamız hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yanlış. İlkokul çocukları buradan bir şey anlamaz, ancak lise öğrencileri anlayabilir. Çocukların İslam eserleri ve Arkeoloji Müzesi ile Ayasofya’ya yönlendirilmesi gerekiyor. Burada sıkılıyorlar. Öğretmenlerin de yeterli bilgiye sahip olmaması bir diğer sorun. Her 20 öğrenciye bir öğretmen düşmesi gerekirken, 180 kişilik bir sınıfı iki öğretmenle gezdirmek olmamalı. Çocuk ne kadar zeki ve meraklı olsa da, etrafa kedi gibi bakıyor ve anlamadığı için hayat boyu bir daha gelmiyor. Ot gibi gezdirilsem, ben de bir daha müzeye gelmem.

“Bakanlıklar bize sormadan iş yapmaya meraklı, bu ancak Franco İspanya’sında olur”

– Göreve geldiğiniz ilk yıllarda sarayla ilgili birçok sorundan bahsetmiştiniz. Beş yılda bunlardan ne kadarı çözüldü?

Sarayda İl Özel İdaresi’nin otoparkı vardı, onu kaldırdık. Bahçeye giren otobüslerin egzoz dumanı güzelim kitabeleri karartıyordu. Bunu durdurmayı başardık, büyük tartışmalara yol açtı. Sarayı çiçeklendirdik. Ayrıca, Milli Eğitim’in matbaacılarını çıkardık. Onların taşıdığı kamyonlar duvarları kazıyarak içeri giriyordu. Şimdi Sultanahmet’in yürüyüş alanı olması gündemde; bu çok iyi bir gelişme.

Tarih Vakfı’nı Darphane’den çıkardık. 12 bin çinimiz var, onları yerleştireceğiz. Bu süreç beni çok uğraştırdı. O zamanki müdür Ahmet Bey hasta olduğu için bu durum gerçekleşti. Sarayın bir bölümüne el koymadan iş yapmaya hevesli olan bakanlıklarla iyi ilişkiler kurmak her zaman mümkün olmuyor. Özellikle dış bakanlıklar… Bu durumu durdurmak lazım; bu yalnızca Franco İspanya’sında olur.

“Topkapı Sarayı’nın günde 10-15 bin ziyaretçisi var. Bu dünyanın hiçbir yerinde olmaz.”

– Ne yapıyorlar?

Dışişleri Bakanlığı, bize danışmadan sergi kararları alıyor. Bu eğilim sürekli var, tekrar ortaya çıktı.

Müzenin gelirleri Kültür Bakanlığı’na gidiyor. Kapıya döner serm

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın