
İlber Ortaylı’nın vefatı, Eski Türkiye’nin bir perdesinin daha kapanmasına neden olurken, birçok kişi gibi benim gençliğimin de bir dönemine veda edildi.
İlber, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden arkadaşımızdı. ’68 kuşağının bir parçasıydı, ancak eylemlerden ziyade katılımcı bir tutum sergiliyordu. Boykotların ve işgallerin içinde yer aldı, ama daha çok kenarda durmayı tercih etti.
Her zaman bir mesafe koyarak etkileşimde bulunuyordu. Bu nedenle de hem şakacı hem de muzipti; aynı zamanda teatral bir yanı vardı.
Birlikte eğlenceli anlarımız oldu. Her karşılaştığımızda, kollarını açarak gelir ve gözlerindeki parıltıyla minik bir şölen yaşatırdı.
Aralık 1997’de Gazete Pazar’daki köşemde yazdığım portresinden sonra, beni her gördüğünde daha da keyiflenir hale gelmişti. “Biliyor musunuz, bu kız beni yazdı. Hem de Garfield’e benzetti,” diyerek kocaman kahkahasıyla bunu paylaşıyordu.
Onu çok sevdiğini belirttiği bu portresiyle uğurlamak istiyorum…
*
Bazı insanlar vardır; her karşılaştığınızda içinizi aydınlatır, her görüşmenizde zihninizi canlandırırlar. Neşe veya bilgi saçan nadir insanlardır bunlar ve “İyi ki varlar!” dedirtirler. Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Demokrasi Sempozyumu’nun son oturumunun başkanı olan İlber Ortaylı da bu insanlardan biriydi.
Bir konuşmacının, “Sürem bitti mi, hocam?” sorusuna, “Bitti ya! Hayat da böyle çarçabuk geçiyor işte. Bir bakıyorsun torun torba sahibi olmuşsun!” diye cevap vermesi veya dinleyicilerden birinin “Ben kendimi özgür hissetmediğime göre, ülkemiz demokratik değil. Siz kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” sorusu üzerine, Garfieldvari uyuşukluğundan aniden sıyrılarak, “Demokratlar kendilerini özgür hissetmezler; deliler kendilerini özgür hisseder. Demokrat kendini sorumlu hisseden kişidir” şeklinde verdiği yanıtla ruhumuzu aydınlatan bir konuşma yapmıştır.
Toplumsal düşünce dünyamızın bireysel aykırılıklara duyduğu ihtiyacın karşılığı, esas itibarıyla tarihçilik olan Prof. Dr. İlber Ortaylı’dır. Siyasal Bilgiler Fakültesi İdare Tarihi Bilim Dalı Başkanı olarak tanınmaktadır.
Tarihçi nedir? “Tarihçi, tarih okuyan adamdır.” Bir tarih bölümü mezunu olmak yeterli midir? “Mommsen’e göre, tarih okullarda okutulacak bir şey değildir. Tarih aslında öğrenilmez, öğretilmez. Tarih sürekli bir temrin işidir. Ancak tarihin kendine has, sosyolojide olmayan kesin metodları vardır. Epigrafik, paleografik ve nümizmatik malzeme nasıl kullanılır, öğretilir.”
“Belgem boldur”
Ortaylı, liseden sonra tarih eğitiminin verilmesini sakıncalı buluyor ve tarihin, ABD’deki hukuk eğitimi gibi, lisansüstü olması gerektiğini savunuyor. Bu model doğrultusunda kendi akademik kariyerini de şekillendirmiştir. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdikten sonra, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde tarih eğitimine devam etmiştir. ODTÜ’de Bölge Planlama alanında yüksek lisansa başlamış, İlhan Tekeli ve Mübeccel Kıray gibi değerli hocalardan ders almıştır. Ardından, Şikago Üniversitesi’nde Prof. Halil İnalcık’ın yanında tarih yüksek lisansını tamamlamıştır.
Mülkiye’deyken tarihçi olma hedefiniz var mıydı? Sorusuna verdiği yanıt şaşırtıcıdır: “Tabii, hep. Ben ilkokuldan beri tarihçi olmak istiyordum.” Ancak onu hep okul kantininde bulduğumuzu hatırlatınca, “Ama kantin de oldukça hoştu,” diyerek yanıt verir. Derslere gelince, “Ne işim vardı derslerde? Değerli hocalar vardı. Onların derslerini kaçırmazdım, çünkü tarih anlatırlardı.”
Bilgisi ve belgesi bol bir tarihçi olarak tanınır. “Bilgiyi bilmem ama, belge çok boldur. Belge hem hayal gücünü besler hem de onu kontrol altında tutar. Saçmalamayı önler ve gerçek anlamda tarih kokusu verir. Gazete okumayı, evrak okumayı kitap okumaktan daha çok severim. Derli toplu yazardan ziyade, tesadüfi yazarları tercih ederim.”
İlber Ortaylı, tarihçiliğin sonradan edinilen bir yetenek değil, doğuştan gelen bir yetenek olduğunu düşünmektedir. “Doğada müthiş bir hafıza ve merak barındırmalısınız. Ayrıca ciddi bir hayal gücü de gereklidir. Tarihçi, bu yeteneklere ek olarak, belirttiğim metodları da öğrendikten sonra yazmaya başladığında, artık bir edebiyatçıdır.”
Edebiyat, özellikle de Rus edebiyatı, hayatında önemli bir yere sahiptir. Puşkin’den Schiller’e kadar büyük edebiyat ustalarından saatlerce konuşabilir. Ayrıca tiyatroya da büyük bir tutkusu vardır. Üniversite yıllarında oyunculuk yapmış ve yıllarca tiyatro eleştirmenliği yapmıştır. Yurt dışında da bu uğraşını sürdürmüştür. Yabancı diller konusuna geldiğimizde, “Almanca, Rusça, Farsça biliyorum,” der. Fransızcası hakkında ise “Evet, idare edebilirim,” yanıtını verir. Arapça’yı ise pasif bildiğini belirtir.
Latince bilip bilmediğini sorduğumda ise, “Biz tarihçiyiz, bunları bilmek zorundayız,” diye yanıtlar. İlber Ortaylı, 1947 yılında Viyana’da doğmuştur. Annesi Karaçaylı, babası ise Kırımlı bir göçmendir. İlkokulu Ankara’da, orta öğrenimini ise İstanbul ve Ankara’da tamamlamıştır. İstanbul’a döndüğünde, vapurla Asya’dan Avrupa’ya geçerken o eşsiz İstanbul silueti karşısında etkilenmiştir. O günden beri bu kente tarifsiz bir aşkla bağlıdır. Her geldiğinde yeni bir şey keşfettiğini ifade eder. “Nasıl Polonyalılar Varşova’yı yeniden kurdularsa, biz de İstanbul’u eskisi gibi yeniden kuracağız, ancak savaşsız.”
Osmanlı’nın güzelliği
Osmanlı kimliği üzerine düşüncelerini de paylaşan Ortaylı, “Benim kimliğim çok Türk’tür. Osmanlılıkla gurur duyarım. Osmanlı olan her şey güzeldir benim için,” der. Dini bir kimlik olarak Müslümanlıkla ilişkisini ise, “Ben dini, toplumu oluşturan bir kültürel doku olarak görüyorum. Kültürel kimlik olarak dinin dışında olmak, zavallı bir durumdur,” sözleriyle ifade eder.
“Şarklı değilim”
Kişiliğine dair sorulara, “Her tarihçi tutkulu bir adamdır,” diye yanıt verir. Aşk hayatıyla ilgili olarak ise, “Geç evlendim. Otuzdördüme kadar bekled
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



