
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Üniversitesi’nden aldığı lisans diplomasının iptal edilmesi üzerinden bir yıl geçti. 18 Mart 2025 tarihinde iptal edilen diplomanın ardından, İmamoğlu 19 Mart 2025’te gözaltına alındı ve dört gün sonra, 23 Mart’ta tutuklanarak Silivri’deki Marmara Cezaevi’ne gönderildi. CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olan İmamoğlu, o tarihten bu yana cezaevinde bulunuyor.
Bu süreçte, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik “yolsuzluk” iddialarıyla açılan davanın ilk duruşması 9 Mart 2026’da İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Ancak davanın ilerleyişi, birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Mahkemenin savunma sıralamasında İmamoğlu’nu 106. sıraya yerleştirmesi, savunmasını aylar sonra yapmasına neden olacak bir durum yaratıyor. İmamoğlu’nun avukatları, bu durumun yargılamanın usulüne aykırı olduğunu savunarak reddi hâkim talebinde bulundular. Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre bu tür bir talep yapıldığında duruşmaların durması ve üst mahkemenin 15 gün içinde karar vermesi gerekiyor; ancak savunma tarafı, bu sürecin işletilmeden duruşmalara devam edildiğini belirtiyor.
Duruşmalar, zaman zaman gergin tartışmalara sahne olurken, bazı celselerin tartışmalı kararlarla ertelendiği de kamuoyuna yansıyan diğer gelişmeler arasında yer alıyor.
25 Kasım 2025 tarihinde kabul edilen iddianamede yer alan suçlamaların büyük çoğunluğunun etkin pişmanlık ve gizli tanık beyanlarına dayandığı da tartışmalara yol açtı.

Bu durum, yalnızca dava sürecine dair hukuki tartışmaları değil, aynı zamanda Türkiye’deki yargı sistemine duyulan güven ve adalet algısını da yeniden gündeme getirdi.
Kamuoyu araştırmaları ne söylüyor?
Türkiye’de yargıya güven konusunu ele alan son yıllardaki kamuoyu araştırmaları, dikkat çekici sonuçlar sunuyor. 2025 yılının başında gerçekleştirilen ASAL Araştırma anketine göre, toplumun yüzde 71’i Türkiye’de adaletin bulunmadığını belirtirken, adalet olduğuna inananların oranı ise yüzde 21’de kalıyor.
PanoramaTR’nin Mayıs 2025 tarihli araştırmasında, katılımcıların yüzde 62’si yargıya güvenmediklerini ifade etti. 2025 sonbaharında yapılan Gündemar Araştırma ölçümünde ise toplumun yüzde 75’i yargının kötüleştiğini düşündüğünü belirtti.
Uzmanlar, bu verilerin yargıya güven konusunun tek bir dava ile açıklanamayacak kadar geniş bir toplumsal algıyı yansıttığını ortaya koyduğunu belirtiyor.
Yargıya güven neden tartışılıyor?
DW Türkçe’ye konuşan Aksoy Araştırma’nın kurucusu Ertan Aksoy, Türkiye’de yargıya güvenin uzun süredir düşük seviyelerde seyrettiğini vurguluyor. Bu güvensizliğin yalnızca siyasi davalarla sınırlı olmadığını, toplumun temel suçlarda bile yargının etkili bir şekilde işleyeceğine dair inancının zayıf olduğunu ifade ediyor.
Aksoy’a göre, İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuklanmasından sonra yargı güveninin gerilemediği, çünkü zaten uzun süredir en düşük seviyelerde olduğunu belirtiyor.
Aksoy’un aktardığına göre, hırsızlık, gasp veya taciz gibi adi suçlarda yargıya güven uzun süredir yüzde 19-20 seviyelerinde ölçülüyor. Bu durum, toplumun yaklaşık yüzde 80’inin bu tür suçlarda faillerin yaptıklarının yanına kâr kalabileceğini düşündüğünü gösteriyor.
İmamoğlu davası, toplumda güçlü bir siyasi tartışma da başlattı. Tutuklamanın ardından yapılan ölçümlerde, davayı siyasi olarak değerlendirenlerin oranı yüzde 58 iken, Haziran ayında bu oran yüzde 63-64 seviyesine kadar yükseldi. Daha sonraki süreçte, iktidara yakın medya ve siyasi aktörlerin karşı hamleleriyle bu oran bir süre gerileyerek yüzde 54 ve ardından yüzde 51 seviyesine düştü. Ancak son ölçümlerde bu algı tekrar güçlendi.
“Toplumun yüzde 66’sı davayı siyasi görüyor”
Aksoy, son yaptıkları ölçümde davayı siyasi olarak görenlerin oranının yüzde 66’ya yükseldiğini belirtiyor. Bu oran, şimdiye kadar buldukları en yüksek oran olarak kaydedildi.
Ertan Aksoy, sürecin toplumda bir “hafıza tazelemesi” etkisi yarattığını da ifade ediyor. Türkiye’de yargı sisteminin kamuoyunun gündemine genellikle iki nedenle geldiğini belirtiyor: Adi suçlara ilişkin ceza indirimleri ve cezasızlık algısı ile siyasetin bir aracı olarak gündeme gelen davalar. Bu iki başlık, yargıya duyulan güvenin yeniden tesis edilmesini zorlaştırıyor. Aksoy, yakın gelecekte yargıya güvenin artmasına yönelik güçlü bir beklenti olmadığını ifade ediyor.
“Adalete güven daha da zayıfladı”
DW Türkçe’ye konuşan siyaset bilimci Can Kakışım, Türkiye’de yargının tarafsızlığına duyulan güvenin zaten zayıf olduğunu, ancak 19 Mart’tan sonraki gelişmelerin bu algıyı daha da derinleştirdiğini belirtiyor:
“Adalete güven, yani yargının tarafsız olduğuna dair inanç, çok zayıftı. 19 Mart’tan beri bu durum daha da kötüleşti.”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İmamoğlu’nun gözaltına alınmasını “19 Mart darbesi” olarak tanımlıyor (14 Eylül 2025, Ankara) Fotoğraf: Ümit Bektaş/REUTERS
Kakışım, kamuoyunda davanın siyasi motivasyonlarla başlatıldığına dair güçlü bir kanaat oluştuğunu ifade ediyor. İddianamenin kamuoyunda ikna edici bulunmadığını ve dosyada inandırıcı somut kanıtların yer almadığına dair yaygın bir değerlendirme olduğunu belirtiyor. Bu durum, toplumdaki adalet algısını doğrudan etkiliyor:
“Gerçekten siyasi saiklerle başlatılan bir dava süreci, ortaya doğru düzgün bir iddianame koyulamaması, dosyada inandırıcı somut kanıtların yer almaması kimsenin dikkatinden kaçmıyor.”
Kakışım, kamuoyunda ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’nin toplumsal desteğinin azaldığına dair bir algı bulunduğunu ve “seçimi kazanma ihtimali olan bir siyasetçinin hedef alındığı” düşün
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



