İmamoğlu Davasında Yedinci Hafta, Gözler Pehlivan’da!

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
İmamoğlu Davasında Yedinci Hafta, Gözler Pehlivan’da!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 414 sanıklı davanın duruşması, Silivri’de altı haftayı geride bıraktı.

Duruşma, yedinci haftasına pazartesi günü devam edecek.

Son bir buçuk ayda Türkiye’de eğitimden asayişe, kadın cinayetlerinden okullarda yaşanan trajik olaylara kadar birçok sarsıcı gelişme yaşandı. Bu olayların yanı sıra, bir davadaki tek bir duruşmanın yedinci haftasına ulaşması, ülkenin siyasal ve toplumsal kaderinin can yakıcı bir gündemle şekillendiğini de gözler önüne seriyor.

Duruşmanın 26. oturumunda, İmamoğlu’nun 10 aydır tutuklu bulunan avukatı Mehmet Pehlivan’ın yapacağı savunma, davayı izleyenler tarafından büyük bir merakla bekleniyordu.

Pehlivan’ın duruşma sonrası sunduğu 50 sayfaya yakın savunma metni, sadece geçmişteki siyasal yargılamalarla olan benzerlikleri ortaya koymakla kalmayıp, iddianamedeki suçlamaların dayanaksızlığını somut olgularla çürüten güçlü bir anlatım içeriyordu.

“Kapatılma”: Sarsıcı bir eşik

Pehlivan, 10 aydır yüksek güvenlikli bir hapiste “kapatılmış durumda” olduğunu belirterek, “kapatılma”nın insan zihninde sarsıcı bir eşik olduğunu ifade etti.

“Bizim durumumuza tutukluluk denemez” diyen Pehlivan, tarihin doğru tarafında durduğu için başına iş açan ilk avukat olmadığını bildiğini, ancak “Neden buradayız?” sorusunun cevabını vermenin zor olduğunu dile getirdi. Zaman zaman kafalardan geçen o düşünceyi de dile getirdi:

“Vicdani ve insani açıdan harikulade insanlar, yargıçlar ve savcılar olsanız dahi, kapatılmayı anlayamazsınız. Bu yüzden hukuk icracılarının, bir süreliğine de olsa bunu staj etmeleri pek kötü bir fikir gibi görünmüyor bana.”

Delil ile bahane ayrımı

Avukat Mehmet Pehlivan, “delil ve bahane” ayrımına dikkat çekti. Normal şartlarda tutukluluk tedbiri için delil gerekliliği olduğuna, ancak bazı davalarda delile ihtiyaç duyulmadığına işaret etti:

“Madem tarihe not düşüyoruz; sözlük anlamıyla aktarıyorum: Bahane, bir şeyin gerçek sebebi gizlenerek ileri sürülen uydurma sebep anlamına gelir. Kapatılmamızın gerçek sebebi ne? Milyonlar, benim ve bu salondaki herkesin kapatılmasının gerçek sebebini biliyor. Ortada bir delil olmadığı için bahane aranıyor. Bu bahaneler içinden benim payıma da Adem’in iftiraları düştü! Bu duruma üzüldüm ve yaptığım avukatlık faaliyetinin niteliği uyarınca daha kaliteli bir bahane beklerdim.”

Pehlivan, Adem Soytekin’in ifadesindeki tarih tutarsızlıklarını aktararak bu ifadeleri kullandığını açıkladı. Adem’in 7 Mart’ta onunla buluştuğunu ve yanında telefonla konuştuğunu iddia ettiğini, oysa gerçek tedbir kararının 25 Mart’ta verildiğini belirtti.

Pehlivan, Adem Soytekin’in ifadesinde yer alan bir diğer tutarsızlıkla ilgili de, kendisinin 10 yıl önce üniversite öğrencisi olduğunu hatırlatarak, “Makul düşünen herkes için bu sözler duyulduğunda hemen anlaşılabilirdi” dedi.

Lawfare: Medya yargı siyaset üçlüsü

Kısa süre önce yayımlanan “Lawfare” adlı kitabında kullandığı argümanlar, Pehlivan’ın savunmasında önemli bir yer tuttu. Lawfare, hukukun siyasal muhalefeti ortadan kaldırmak için bir silah olarak kullanılmasını ifade ediyor.

Pehlivan, Brezilya’da İşçi Partisi lideri Lula da Silva örneği üzerinden Lawfare’i anlatarak, bu tasfiye aracının ABD tarafından dünya genelinde ihraç edildiğine dikkat çekti:

“Lawfare ile kastedilen şey, yargının muhalif liderlere karşı bir silah olarak kullanılmasıdır. Bu durum kötü adalet veya yargısal hatalar değil; aksine rakibi yok etmeye odaklı, çok boyutlu stratejik ve taktiksel bir süreçtir. Medya, yargı ve siyaset üçgeni bu yapıyı oluşturur ve eş güdümlü hareket eder.”

Pehlivan, medya tekellerinin yargılama başlamadan sahte haberler üzerinden itibarsızlaştırma kampanyaları yürüttüğüne de dikkat çekti.

Avukat Mehmet Pehlivan’ın yaptığı savunmada, Lula’ya yönelik komplo ve kuşatmaları örnek verirken ortaya koyduğu somut olgular, şaşırtıcı bir benzerlik sergiliyor:

Bir mart ayında yüzlerce polis eşliğinde gözaltına alma: Lula’ya yönelik yargı kuşatması, adaylık ilanından hemen sonra başladı. 2016 yılında, Yargıç Sergio Moro’nun Lula’nın gözaltına alınmasına karar vermesi dikkat çekici bir tesadüf.

İlk suçlama Üç Villa Davası: Lula’ya yöneltilen suçlama, kamu ihalelerinden elde edilen yolsuzluk geliriyle üç villa satın aldığı iddiasıydı. Bu durum, benzer bir suçlamanın İmamoğlu’na yöneltilmesiyle dikkat çekici bir benzerlik taşıyor.

İkinci suçlama: Lula’nın partisinin yolsuzluk geliriyle kontrol edildiği iddiası da gündeme geldi. İmamoğlu’na yönelik de benzer suçlamalar mevcut.

Lula’nın oğlu Luis’e yönelik suçlama da dikkat çekici; kurduğu şirkete yatırdığı para, suçlama konusu yapıldı. Bu durum, İmamoğlu’nun oğlu Selim İmamoğlu’na yönelik suçlamayla birebir örtüşüyor.

Lula’nın avukatına “itirafçıya baskı yaptı” suçlaması yöneltilmesi de dikkat çekici. Pehlivan, Lula’nın avukatının da benzer bir suçlamayla tutuklandığını belirtti.

Lula’ya yönelik suçlamaların dayanağı ise itirafçı beyanlarıydı. Bu durum, Lula’nın yargılanmasına ve mahkum edilmesine yol açmıştı. Lula 2018 seçimlerine katılamadı ve bu seçimleri Trump’ın desteklediği Bolsonaro kazandı. Bolsonaro, Lula’yı mahkum eden Sergio Moro’yu adalet bakanı olarak atadı.

*

(Not: Yukarıdaki “benzerlikler” kısmı, Pehlivan’ın kendi ifadeleridir. Okuma kolaylığı açısından maddelemeyi ben yaptım.)

Dünyanın uzak bir kıtasındaki bir lider hakkında bir dava ve bunun, başka bir ülkedeki benzer bir dava ile somut olgularla gösterilebilecek derecede benzerlik taşıması dikkat çekiyor.

İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Pehlivan’ın

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın