İran, Körfez Ülkeleri ve Savaşın Bedeli

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
İran, Körfez Ülkeleri ve Savaşın Bedeli

Önceki yazımda belirttiğim temel görüşlerimi koruyorum. Netanyahu, Trump ve Putin, savaşın en önemli sorumluları arasında yer alıyor. Putin’in rolü, bir etken değil, daha çok edilgen bir durumdadır. Eğer Rusya, Ukrayna’da sıkışmamış olsaydı, Netanyahu ve Trump’ın İran’a yönelik bu kadar cesur adımlar atması mümkün olmayabilirdi. Rusya’nın geri çekilmesi, sahayı kabadayılara bırakmıştır. Eğer komplo teorilerine ilgi duyuyorsanız, ABD’nin Rusya’yı Ukrayna’ya saldırmaya teşvik ederek başka alanlarda etkisiz hale getirdiğini iddia edebilirsiniz.

Körfez ülkeleri İbrahim Anlaşmaları’nın bedelini ödüyorlar

Savaşın ikinci haftası sona ererken, gelişmelerin ABD-İsrail ikilisinin kontrolü dışında geliştiğini görüyoruz. Yıkımın yalnızca İran ile sınırlı kalmayacağı artık net bir şekilde ortaya çıkmış durumda. “Ben yanarsam hepiniz benimle birlikte yanarsınız” anlayışıyla hareket eden İran, Körfez ülkelerini ateş çemberine dahil etmeyi başarmıştır. “Hürmüz boğazını kapatırım” diyerek çevresini tehdit eden Molla Rejimi’nin blöf yapmadığını bizzat deneyimliyoruz. Üç kez, Kürecik ve İncirlik yönüne balistik füze göndererek, tarafsız komşusu Türkiye’yi dahi hedeflerine dâhil etmesi, İran’ın cüretini ve azmini gözler önüne seriyor. Artan akaryakıt fiyatları aracılığıyla ise tüm dünyayı ve özellikle Trump’ı rahatsız etme yeteneğini gösteriyor. İbrahim Anlaşmaları’na katılarak, İsrail ve ABD ile yakınlaşan Körfez ülkeleri şimdi bedel ödemekte. Barış sağlandığında, ABD-İsrail ikilisine, bölgede gelen uyarılara kulaklarını kapayıp İran’a saldırdıkları için bir fatura kesilir mi? Meydana gelen büyük yıkımın esas sorumluları olarak Tel Aviv ve Washington’u işaret ederler mi? Bu sorular, savaş sonrası tartışma konusu olacak.

Uluslararası toplum “Dünya Trump’tan büyüktür” dediği zaman gezegenimize huzur ve barış gelir

Savaşın ikinci haftasında, uluslararası toplumun saldırgan ikiliye hâlâ hoşgörü göstermesi oldukça şaşırtıcı. Her iki ülkeye de çoktan kırmızı kart gösterilmeliydi. Emekli büyükelçi Volkan Vural, 6 Ocak tarihli “Dünya Trump’tan büyüktür” başlıklı yazısında, “Dünyanın sağduyulu devletleri başkan Trump’a dur demek için geç kalmamalı” diyerek özellikle Avrupalı liderlere seslenmişti. Hâlâ ne kadar haklı olduğuna ve çağrısının duyulmadığına tanıklık ediyoruz. Kırmızı kart görmediği sürece Trump sahada kalmaya devam edecek ve faullü oyununa devam edecektir. Oyundan atılması gereken bir diğer oyuncu ise Netanyahu’dur. Gazze’deki soykırımdan bu yana İsrail’e gösterilen hoşgörü, kabul edilemez bir seviyeyi çoktan aşmıştır. Bu ülkenin futbol ve basketbol takımları hâlâ uluslararası turnuvalara katılmaya devam ediyor (İsrail uçakları 9 Mart gecesi İran’a bomba bırakırken, GS basket takımı Şampiyonlar Ligi son 16 turu maçı için İsrail’in Hapoel Netanel Holon ekibi ile Bulgaristan’da parkedecekti). İsrail, muhtemelen, önümüzdeki Mayıs ayında Viyana’da gerçekleştirilecek 2026 Eurovision Şarkı Yarışması’na da katılacaktır. İrlanda, Hollanda, İspanya, İzlanda ve Slovenya’nın İsrail’in katılımına tepki olarak yarışmadan çekilmeleri iyi bir başlangıç olmuş, ancak bunun devamı gelmemiştir. Keşke Avrupalı liderler İspanyol Başbakanının izinden gidebilselerdi. İsrail’in spor müsabakalarına katılmasına ve Eurovision yarışmasına iştirak etmesine göz yummak, bu ülkenin Gazze’ye, Lübnan’a ve İran’a yönelik saldırılarına hoşgörü göstermek anlamına geliyor. Bu durumun nasıl kabul edilebilir olduğunu anlamak güç.

Başkan yardımcısı JD Vance savaşın karşısında

Şaşırtıcı olan bir diğer durum, süper güç konumundaki ABD’nin, İsrail’in oyuncağı haline gelmiş olmasıdır. Eskiden Anadolu kasabalarında panayırlar kurulur, birileri ayı oynatıp seyircilerden para toplardı. Ayının burnundaki demir halkayı çekerek hayvana göbek attırır, bayılma taklidi yaptırırlardı. İsrail-ABD ilişkisi bana bu panayırlardaki durumu hatırlatıyor. Trump’ın İran’a saldırısını onaylamayan ABD vatandaşlarının sabırlarının bir sınırı olmalı. Nitekim savaşa karşı olduğu ifade edilen Başkan yardımcısı JD Vance’in Trump’ın etrafında dolaşmaması dikkat çekici. Netanyahu ve İsrail’e karşı duyulan tepki, tüm dünyada giderek artıyor. Geçtiğimiz günlerde, bir Amerikalı Michigan’da sinagoga aracıyla girerek etrafa ateş açtı. Bu tür eylemlerin, hem ABD’de hem de dünyanın diğer bölgelerinde artmasından endişe ediyorum. Geçtiğimiz Aralık ayında Sidney yakınındaki Bondi plajında meydana gelen saldırı da bu bağlamda önemli bir eylem olarak değerlendiriliyor.

Soykırım yaşayan Yahudilerin saldırgan Netanyahu’nun ardında safa dizilmeleri pek tezat

Üçüncü şaşırtıcı durum ise, uzun yıllar boyunca ayrımcılığa uğrayan ve II. Dünya Savaşı’nda Nazilerin kurbanı olan İsrail vatandaşlarının, kendi devletlerine sahip olduktan sonra barış kavramını unutarak, saldırgan bir liderin arkasında saf tutmalarıdır. İsrail’in kendini savunma hakkı elbette kutsal bir haktır; ancak mevcut durumun savunmayla hiçbir ilgisi yok. İsrail, ABD’ye yaslanarak, İran’ı, Lübnan’ı ve Suriye’yi “önleyici” amaçlarla bombalıyor, hiçbir kural tanımıyor ve tüm eleştirilere kulak tıkıyor. Hamas’ın 7 Ekim saldırısını fırsat bilerek Gazze’yi yerle bir eden ve 70 bin civarında Gazzeli’yi hayatından koparan, hayatta kalanlara ise esir muamelesi yapan İsrail’e kim, ne zaman ‘dur’ diyecektir bilmiyorum. 10 milyon İsrail vatandaşı, Yahudiler arasında popüler bir figür tarafından uyarılmalı: Hâlâ dünyanın en nefret edilen ülkesi konumunda bulunduklarına dikkat çekilmeli. “Bu ayıp sizleri rahatsız etmiyor mu? Antisemitizmin güçlenmesi ya da zayıflaması sizin ellerinizde; başkalarını suçlamayın” denilmelidir.

Seçmen oyuyla, Netanyahu ve Trump’ı iktidardan düşürmeli

Gözlemlediğim kadarıyla, 350 milyon nüfuslu süper güç ABD’nin vatandaşları, İsrail’in oyuncağı durumuna düşmüşler. Yahudi karşıtlığı her geçen gün artıyor. Akıllı İsrail vatandaşlarının yanı sıra, barıştan yana olan ABD’li Yahudi toplumu da büyük bir sorumluluk taşımakta. Yapılması gereken ilk seçimlerde, soykırımdan suçlanan ve tüm Ortadoğu’yu ateşe atan Netanyahu’nun iktidardan düşürülmesi, bölgede ve dünyada barışın sağlanması açısından kritik bir önem taşıyor. ABD’den gelen sinyaller, Netanyahu’nun emir eri Trump’ın Kasım’daki ara seçimleri kaybedeceği yönünde. Trump’ın görevden alınması veya en azından görev süresinin sonunda mahkeme karşısına çıkarılarak mahkûm edilmesi, bölgede dökülen kanların faturası olacaktır.

<

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın