
Yaklaşık iki hafta önce bu köşede kaleme aldığım “İran Savaşı asıl şimdi mi başlıyor” başlıklı yazımda, Trump döneminde ilan edilen ateşkesin, küresel piyasalardaki gerginliği bir nebze olsun azaltmak amacıyla geçici bir çözüm olarak planlanmış olabileceğini ifade etmiştim. Bu durumun, Hürmüz Boğazı ve İran’daki zenginleştirilmiş uranyum üzerindeki kontrolü hedefleyen kapsamlı askeri operasyonlar için zaman kazandırabileceği ihtimali üzerinde durmuştum. Bu bağlamda, yakın zamanda uygulanabilecek bazı senaryoları sıralamıştım:
ABD & İsrail’in olası hedefleri
– İran’ın petrol ihracatının büyük kısmını oluşturan Harg Adası’nın ele geçirilmesi veya ablukaya alınması;
– Küresel petrol arzının önemli bir kısmının geçtiği Hürmüz Boğazı’nın İran kontrolünden çıkarılması amacıyla bölgedeki kıyı şeridinin temizlenmesi;
– İran’ın Natanz, Fordov ve İsfahan gibi kritik nükleer tesislerine yönelik operasyonların gerçekleştirilmesi; özellikle de, ABD güçlerince “güvence altına alınması” planlanan, zenginleştirilmiş uranyumun çalınması.
ABD’nin bu senaryolardan birini hayata geçirebilmesi için gerekli askeri hazırlıklarını tamamlamak üzere olduğuna dair işaretler gözlemleniyor. CENTCOM’dan gelen bilgiler ve paylaşılan görüntüler, ABD Donanması’na ait üç uçak gemisi saldırı grubunun CENTCOM bölgesinde bulunduğunu ve abluka faaliyetlerine destek verdiğini gösteriyor. USS Gerald R. Ford, 304 gündür bölgede, USS Abraham Lincoln 91 gündür, USS George H.W. Bush ise son dört gündür burada yer alıyor.
Bu üç uçak gemisi, 2003 Irak işgali öncesinde yaşanan hazırlık sürecinden bu yana Orta Doğu’da eş zamanlı olarak faaliyet gösteren ilk gruptur. 200’den fazla uçak, 12 savaş gemisi ve bu üç uçak gemisiyle birlikte toplamda 15 bin denizci ve deniz piyadesi, ABD’nin Orta Doğu’daki en büyük askeri yığınağını oluşturuyor.
İsrail’in Ben Gurion Havalimanı, Amerikan ordusuna ait KC-135 ve KC-46A tanker uçaklarıyla dolup taşıyor. Bu uçaklar, kendilerine verilen görevleri bekliyor. Ayrıca, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Amerikalılara bölgesinde önemli hava kuvvetleri birlikleri konuşlandırma izni verdiği bildirildi. ABD Hava Kuvvetleri’ne ait çok sayıda nakliye uçağının da Orta Doğu’ya gönderildiği gözlemleniyor.
ABD ordusunun bölgede oluşturduğu bu güçlendirilmiş yapının, İran savaşının yeni bir aşamasına girdiğimizin en belirgin göstergesi olduğu söylenebilir. Tüm veriler, Pentagon’un İsrail ile birlikte İran’a karşı yeni bir saldırı hazırlığını tamamlamış olduğunu ortaya koyuyor.
İran’ın hedefleri
Diğer yandan, İran Devlet Televizyonu, çatışmaların yeniden başlaması durumunda hedef alınacak yeni enerji tesislerinin bir listesini yayınladı. Yayınlanan listede Körfez bölgesindeki kritik noktalar dikkat çekiyor:
– Dünya genelinde en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatçısı konumundaki Katar’ın, geçtiğimiz ay saldırıya uğrayarak doğal gaz fiyatlarının artmasına neden olan Ras Laffan LNG üretim tesisi.
– Birleşik Arap Emirlikleri’nin kuzeybatısındaki Das ve Zirku Adaları, açık deniz petrol ve doğal gazı için önemli merkezler olarak öne çıkıyor.
– Suudi Arabistan’ın enerji altyapısının önemli bileşenleri olarak kabul edilen Abkaik, Sefaniya ve Kureyş gibi kritik petrol tesisleri. Bu tesisler, daha önce de saldırıya uğramış ve küresel petrol üretiminde kayda değer düşüşlere yol açmıştı.
– Dünyanın en büyük bitümlü şeyl yatağı olan Kuveyt’teki Burgan petrol sahası.
Silahlar daha sert konuşabilir
Üzerinde durulan bu durum, silahların yeniden ve daha sert bir biçimde devreye girebileceği, Körfez petrol akışının değişmesi ile dünya enerji dengelerinin yeniden şekilleneceği bir çatışmanın eşiğinde olduğumuzu gösteriyor. Şu ana kadar yaşananların küresel yansımalarına bakıldığında, Avrupa, Körfez ve Rusya’dan uzaklaşırken ABD’ye olan bağımlılığın arttığı görülüyor. Asya ise, özellikle Çin ve Japonya ile yeni akışın merkez üssü haline gelmiş durumda.
Benzin fiyatları açısından bakıldığında, İran Savaşı’nın başladığı 28 Şubat’tan bu yana fiyat artışlarının en fazla olduğu ülkelerin, düşük rezervlere sahip Güneydoğu Asya ülkeleri olduğu dikkat çekiyor. Benzin fiyatları Kanada’da yüzde 28, ABD’de yüzde 35 artarken, Laos’ta yüzde 45, Malezya’da yüzde 68, Filipinler’de yüzde 72, Myanmar’da ise yüzde 101’in üzerinde artış göstermiş durumda.
Rafineriler alev alev
Dünya genelinde petrol rafinerileri ve enerji santrallarında, enerji denkleminin yeniden şekilleneceği bir bağlamda ilginç patlamalar ve yangınlar meydana geliyor. Rafinerilerdeki yangınlar, “Bunlar belirli bir plan dahilinde yürütülen sabotaj eylemleri olabilir mi?” sorusunu gündeme getiriyor. Son haftalarda yaşanan bazı olaylar ise dikkat çekici:
– 2-3 Nisan’da, Kuveyt’in Mina el Ahmedi rafinerisi bir dron saldırısıyla hasar gördü ve yangın çıktı.
– 5 Nisan’da, Çin’in Jinan kentinde önemli bir kimya endüstrisi tesisinde büyük bir patlama gerçekleşti.
– 9 Nisan’da, Meksika’nın 20 milyar dolarlık yatırımla inşa edilen Dos Bocas Rafinerisi’nde yangın çıktı. Tesis, günlük 340 bin varil işleme kapasitesine sahip ve önceki günlerde de benzer bir olay yaşanmıştı.
– 13-14 Nisan’da, Hindistan’ın Chhattisgarh eyaletindeki Vedanta şirketine ait enerji santralinde patlama yaşandı ve 20’den fazla kişi hayatını kaybetti.
– 15-16 Nisan’da, Avustralya’nın Geelong rafinerisinde büyük yangınlar meydana geldi.
– 16 Nisan’da, Pakistan’ın Haripur bölgesindeki gaz botu hattında meydana gelen patlama 8 kişinin ölümüne yol açtı.
– 18 Nisan’da, ABD’nin Seattle kentindeki BP Cherry Point rafinerisinde patlama meydana geldi.
– 20 Nisan’da, Hindistan’ın Balotra bölgesindeki HPCL rafinerisinde büyük bir yangın çıktı.
– 22 Nisan’da, Irak’ın Erbil kentindeki Lanaz Petrol Rafinerisi’nde bir iahaber saldırısı sonrası yangın çıktı.
– 25 Nisan’da, Vietnam Hanoy’daki bir petrol depolama tesisinde pat
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



