Iran Savaşında Yalnız Strateji Uyarısı!

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Iran Savaşında Yalnız Strateji Uyarısı!

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından İran’ın Körfez ülkelerine yönelik misilleme eylemlerine dair “inanılmaz derecede yalnız bir strateji” değerlendirmesinde bulundu.

Dışişleri Bakanı Fidan, TRT Haber’de ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın dördüncü gününde önemli açıklamalarda bulundu.

Bakan Fidan’ın açıklamalarından bazı önemli noktalar şu şekilde:

“Bölgemiz açısından kritik günlerden geçiyoruz. Son yirmi yılda büyük acılar ve savaşlar yaşandı ve şu anki savaş, İran ile olan çatışma. Ancak bu savaşın etkisi yalnızca İran ile sınırlı kalmıyor. Daha önceden tahmin ettiğimiz üzere, savaşın etkileri tüm bölgeye yayılıyor.”

“Savaşa dair iki senaryo öne çıkıyor.”

İran’ın izlediği strateji, kendisine yönelik bir saldırı durumunda “Ben gidersem bölgeyi de beraberimde götürürüm” yaklaşımını benimsemektir. İran, bölgedeki enerji altyapılarının dünya ekonomisi ve enerji güvenliği açısından ne denli kritik olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle, taarruza uğradıkça bu altyapılara saldırarak baskı oluşturmaya çalışıyor.

Savaşın ne kadar süreceği ve sonuçlarının ne olacağı belirsiz. Önemli olan, saldırgan tarafların hedefleri. Burada iki temel amaç öne çıkıyor. Birincisi, İran’ın askeri yeteneklerinin yok edilmesi, diğeri ise rejim değişikliği hedefi. Bu iki hedefe bağlı olarak savaşın süresi, şekli ve riskleri de farklılık gösterecektir. Bu nedenle, özellikle bazı ülkelerle bir araya gelerek durumu daha kötüye gitmeden nasıl yönetebiliriz üzerine çalışmalar yürütüyoruz.

“Körfez ülkeleri savaşın çıkmaması için çaba sarf etti”

Körfez ülkeleri, bu savaşın çıkmaması için yoğun çaba gösterdi. Saldırıdan bir saat önce bile Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı, savaşın önlenmesi için uğraşıyordu. Ancak buna rağmen İran, arabuluculuk yapan ülkeleri, yani Umman, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün gibi ülkeleri bombaladı. Bu, bölgedeki riskleri artırdığı gibi, İran açısından da son derece yanlış bir strateji.

“Eğer ben batacaksam, bölgemi de batırırım” stratejisi”

Dostlarımız açısından da İran’ın bu tutumunu yanlış buluyoruz. Savaş halinde olan bir ülkenin, kendisine zarar vermeyen üslerini saldıran taraflara açmaması ve arabulucu olan ülkelere taarruz etmesi, İran’ın tehdit algısının ciddiyetini gösteriyor. Temel stratejisi, “Eğer ben batacaksam benimle beraber bölgeyi de batırırım” şeklindedir.

Burada dikkatli bir dil kullanmam gerektiğinin farkındayım. Kamuoyunu bilgilendirmek önemli, ancak bu konuda dikkatli olmalıyız.

“Ocak ayında savaşın eşiğindeydik”

Ocak ayında, savaş tehlikesi oldukça yüksekti. Özellikle 27 Ocak’ta Cumhurbaşkanımızın Trump ile yaptığı görüşme, tarihi bir öneme sahip. O günlerde Amerika, saldırı kararı almak üzereydi.

30 Ocak’ta İran Dışişleri Bakanı Arakçı ile İstanbul’da buluştuk. Görüşmelerde, Amerikalıların ciddi bir karar baskısı altında olduğunu gördüm. Bu süreçte, iki tarafın görüşmeyi sürdürmesi için bir formül geliştirdik. Ancak İran, kendi karar mekanizmalarına danıştıktan sonra eski formatına döndü.

Bu dönemde savaşın çıkmasını engelleyebilmek adına önemli adımlar attık. Ancak 28 Şubat’ta savaş başladı.

“İsrail’in baskısı etkili oldu”

İran’ın çözüm önerileri ile Amerikalıların beklentileri arasında bir uyumsuzluk vardı. Ancak daha fazla ilerleme sağlansaydı, nükleer meselede olumlu bir sonuca ulaşılabilirdi. İran, bazı taahhütlerde bulunmuş olsaydı, bu durum İsrail’in baskısını azaltabilirdi.

“Bütün senaryoları değerlendiriyoruz”

Kendi durumumuzla ilgili tüm senaryoları profesyonel bir şekilde değerlendiriyoruz. Bu toplantılar, sahadaki gelişmelere göre şekilleniyor. Yoğun bir koordinasyon içindeyiz ve Cumhurbaşkanımızı sürekli bilgilendiriyoruz. Kriz yönetimi konusunda devlete alışığız ve gerekli tedbirleri alıyoruz.

“Savaşın etkileri enerji piyasalarında hissedilmeye başlandı”

Savaşın uzun sürmesi, enerji piyasalarında ciddi etkilere yol açtı. Bu durum, Avrupa ülkelerinde enerji açığına ve enflasyonun artışına sebep olabilir. Saldırıya uğrayan ülkelerin karşılık vermesi durumunda savaşın cephesinin genişleyeceği endişesi de var. Bu durum, bölgedeki riskleri artırmakta.

“Savaşın uzaması her türlü tavizden daha kötü sonuçlar doğurur”

Olası senaryolar, Körfez ülkeleri, Türkiye ve Avrupa’yı etkileyecek. Bu ülkeler arasında bir görüş alışverişi trafiği mevcut. Savaşın uzaması, verilecek tavizlerden daha kötü sonuçlar doğurabilir. Umuyorum ki müzakereler, daha esnek bir liderlik ile olumlu bir yöne evrilebilir.

Siber istihbarat, önleyici istihbarat ve hava izinleri gibi konularda gerekli önlemleri almak zorundayız. Türkiye, geçmişteki savaşlardan dersler çıkarmış durumdadır.

Körfez bölgesindeki vatandaşlarımızın durumunu sürekli takip ediyoruz. Hava sahası kapalı olduğu için geri dönüş sürecinde zorluklar yaşanmakta. Ancak operasyonel yoğunluğun azalmasıyla birlikte seyahatlerin açılmasını bekliyoruz.

Tüm senaryoları değerlendiriyoruz ve en kötü senaryo olan göç dalgası ihtimaline karşı gerekli tedbirleri almış durumdayız. Sınır güvenliğimiz oldukça sağlamdır.

Savaşın belirli bir süre daha devam edeceğini öngörüyoruz ve her türlü soruna karşı hazırlıklıyız.

TIKLAYIN | CANLI BLOG | İsrail, Tahran’daki cumhurbaşkanlığı ofisine saldırdı; İran’da ölü sayısı 787’ye yükseldi

TIKLAYIN | ABD ve İsrail’in İran’a saldırısında 1. gün yaşananlar

TIKLAYIN | ABD ve İsrail’in İran’a saldırısında 2. gün yaşananlar

TIKLAYIN | ABD ve İsrail’in İran’a saldırısında 3. gün yaşananlar

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın