Iran ve ABD Arasındaki Savaşta Kritik Dönüm Noktası

Haber MerkeziHaber Merkezi
1 okunma
Iran ve ABD Arasındaki Savaşta Kritik Dönüm Noktası

Devam eden savaşın şiddeti, 15 gündür azalmadığı takdirde, İran’ın mühimmat stoku ve ABD’nin hedefleri açısından ciddi sorunlar yaratabilir.

İran’ın uzun menzilli füze envanteri her geçen gün azalırken, fırlatma rampalarının sayısı da doğal olarak düşüyor. ABD, vurabileceği askeri hedeflerin giderek tükenmesiyle, İran’ın yeni füze fırlatmalarını bekleyerek bu rampaları hedef almayı planlıyor. İlk iki günde gerçekleştirilen saldırıların maliyeti beş milyar doları aşarken, ABD ordusu yalnızca bir haftada iki yıl boyunca kullanabileceği mühimmat miktarını harcamış durumda.

Öte yandan, İran’ın düşük maliyetli saldırıları, düşmanlarına küresel ölçekte verdiği zarar ile asimetrik bir başarı elde ettiğini gösteriyor.

İran, asimetrik savaş yöntemlerini beklenmedik bir etkinlikle kullanıyor. Hürmüz Boğazı’nı mayınlamaya gerek kalmadan etkili bir şekilde kapatmayı başardı. Basra Körfezi’nde, uzun kıyı şeridinden karşı kıyıdaki Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Umman’daki yumuşak hedefleri rahatlıkla gözlemliyor. Özellikle BAE’nin küresel finans, turizm ve lojistik merkezi olma hedefi, İran’ın yalnızca 20 bin dolara ürettiği intihar SİHA’ları nedeniyle sorgulanıyor ve bu durum, belki de tamamen sona erme tehdidiyle karşı karşıya kalmasına neden oluyor. Bunun yanında, ABD’nin bir SİHA saldırısını önlemek için iki Patriot füzesi kullanması, yani 4 milyon dolarlık bir maliyet gerektiriyor.

İran Hükümeti, Arap komşularını, en ılımlı yaklaşımı sergileyen Umman’ı dahi hedef alarak, kendi yalnızlığını daha da derinleştirdi. Bir zamanlar İran’ın etki alanı olan Suriye’de, bugün Ahmed eş-Şara’nın yeni yönetimi, İran karşıtı bir koalisyon oluşturma çabalarına öncülük ediyor. Bahreyn ve Ürdün, İsrail’in hava savunmasına ABD ile birlikte etkin katkı sağlıyor.

Bu çatışmalar, İsrail ve İran için bir varoluş savaşı niteliği taşırken, ABD için henüz orta ölçekli bir çatışmadan ibaret. Vietnam ve Irak gibi orta ölçekli savaşlar, ABD için ciddi yıpranmalara yol açmış olsa da, ülkenin küresel hegemonyası üzerinde kalıcı bir etki yaratmamıştır.

İsrail’in hayati önceliği, İran ve Lübnan Hizbullahı ile mücadele etmek. 2023 öncesinde iç siyasette oldukça yıpranan Binyamin Netanyahu ve partisi Likud, savaşın etkisiyle bu yıl yapılması beklenen seçimlerde kamuoyu yoklamalarında belirgin bir üstünlük sergiliyor. İran’da ise 45 yıllık Velayet-i Fakih rejimi, tarihinin en büyük varoluş savaşıyla karşı karşıya olduğu geniş bir görüş birliğiyle kabul ediliyor.

İsrail, İran ile olan mücadelesinde ABD desteğine ihtiyaç duysa da, Lübnan Hizbullahı, onun için daha uygun bir rakip olarak öne çıkıyor.

Görünüşe göre, İran yönetiminin duraklama niyeti bulunmamakta, ABD’nin saldırılarına yeniden başlamayacağına dair bir garanti de mevcut değil. Bu aşamada İran’ın ateşkes talebi, dünya genelinde bir zafiyet göstergesi olarak algılanabilirken, ateşkes karşılığında yaptırımlarının kaldırılmasını istemesi, ya da bu taleplerin kabul görmesi pek olası gözükmüyor. Ayrıca, hava savunması tamamen çökerse, ABD ve İsrail’in İran’ı istedikleri anda yeniden hedef almasının da bir garantisi olmayacak. Bu nedenle savaş, şu an için bir kısır döngü halinde devam etmekte ve ateşkes yakın bir ihtimal olarak görünmüyor.

ABD, şu an itibariyle “bitti” diyerek bu durumdan çıkamaz, ancak ne zaman çıkabileceği de belirsiz. Trump, Kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde bu durumu çözüme kavuşturabilirse rahatlayabilir; ancak somut bir sonuç olmadan “bitti” demek, kendisi için ciddi bir kayıp olacağı gerçeğinin de farkında.

İran Rejimi ayakta kaldığı takdirde, halkına daha ılımlı mı yaklaşacağı yoksa özgürlükleri daha da kısıtlayacağı belirsizliğini koruyor. Ayetullah Ali Hameney’in yerini oğlu Mucteba Hameney’in alması ve Devrim Muhafızları’nın rejim içindeki gücünün artması, İran’da siyasi bir yumuşama beklemeyi gerçekçi kılmıyor. Eğer İran Rejimi hayatta kalırsa, nükleer silah elde etmek için her türlü riski göze alacak; muhtemelen tüm petrol satışlarını Çin’e ipotek ederek Körfez’de bir tehdit unsuru olma yeteneğini sürdürecektir.

Rejim, “mozaik” savunma düzenine geçmiş durumda. Bu yapı, 31 eyaletin her birinde özerk komuta yapıları ve bunların mühimmatlarını belirledikleri hedeflere karşı kullanma özgürlüğü sağlıyor. Önde gözüken Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan veya Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi gibi isimlerin rejim içerisindeki gerçek etkisi belirsiz olduğu için resmi açıklamalara güvenle yaklaşmak zor. Bu dağınık askeri düzen, aynı zamanda siyasal düzensizliği de beraberinde getiriyor. Eğer savaş bir süre daha devam ederse, İran gibi büyük bir ülkenin bu başıbozukluk içinde yönetilmesi zor görünüyor. Nitekim Türkiye’ye yönelen üç hareketin ve muhtemelen Nahçıvan’a yapılan saldırının, bu dağınık yapının parçalarından geldiği anlaşılıyor; ordunun merkezden bu yönde emir verip vermediği belirsiz.

Ülkemizin ulusal hava sahası üzerinde üç adet uzun menzilli İran balistik füzesi (muhtemelen Şahap-3), NATO radarları tarafından tespit edilerek, Doğu Akdeniz’deki ABD muhribi tarafından etkisiz hale getirildi. Patriot füzeleri yerine alınan ve NATO sistemleriyle uyumlu çalışmayan S-400’lerin alım süreci, F-35 üretim zincirinden çıkarılmamıza ve CAATSA yaptırımlarına maruz kalmamıza neden oldu.

Diğer yandan, petrol fiyatlarındaki hızlı artış, Rusya için yeni gelir kaynakları oluşturdu. ABD’nin yaptırımları gevşeterek Hindistan’ın Rusya’dan petrol ithalini kolaylaştırması dikkat çekiyor. G-7 ülkeleri içinde Rusya’ya yaptırımlarda istisnalar tanıyan tek ülke ABD olmuş durumda. Bu durum, Putin’in Batı içinde çatlak yaratma hedefi açısından “olumlu” bir sonuç olarak değerlendiriliyor. Ancak, ateşkes için arabuluculuk yapma isteğini belirten Rusya’nın, Ukrayna konusunda ateşkes söz konusu olduğunda ayak sürümesi, güncel küresel siyasetin çelişkili dinamiklerinden birini oluşturuyor.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın