Iran ve Türkiye: ABD’nin Yanlış Anlayışı

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Iran ve Türkiye: ABD’nin Yanlış Anlayışı

Amerikan medyası, neredeyse 50 yıl sonra tekrar İran’ı anlamadıkları konusunda şikayetçi olmaya başladı. Bu durum, ülkenin bir kez daha sorunlarla karşılaşacağını öne süren yorumlara yol açıyor. Bu arada, komşu ülke Türkiye’nin adı da zaman zaman gündeme geliyor.

Tekrar karşılaştığımız bir durum! Bu hikayeyi daha önce de deneyimlemiştik. Bu konudaki düşüncelerimizi, en itibarlı gazetelerden biri olan New York Times’ın önemli köşelerinden birinde, yani “op-ed” bölümünde kaleme almıştık.

Amerikalıların genellikle dar bir bakış açısına sahip oldukları söylenebilir. Dünyanın kendilerine benzemesini, ya da en azından benzemek zorunda olduğunu düşünürler. Bu da onları birçok konuda körleştirir. Dış dünyayı ya tamamen dost ya da tamamen düşman olarak algılarlar, bu nedenle sık sık değerlendirme hataları yapmaları muhtemeldir.

Beni Ayetullah’ınıza götürün!

1970’lerin sonlarında Humeyni’nin “İslam devrimi”yle İran’da iktidarı ele geçirdiği dönemde de benzer bir durum söz konusuydu: Hem İran hem de Türkiye Ortadoğu’da yer alıyordu ve ikisi de Müslümandı. Dolayısıyla, İran’da yaşananların Türkiye’de de yaşanabileceği düşünülüyordu. ABD, bu kez yönetimi ve medyasıyla daha hazırlıklı olmalıydı.

O dönem Amerikalı bir gazeteci, Türkiye’de benimle bir görüşme yapmış ve meslektaş olarak yardım istemişti.

“Elbette,” demiştim, “Ne yapabilirim? Kiminle görüşmek istersiniz?”

Etrafına kuşkuyla bakarak fısıldamıştı:

“En büyük Ayetullah’ınızla…” demişti!

Bu cehaletlerinin bedelini ağır bir şekilde ödediler.

Dahası, İran halkı ve özellikle kadınları bu kadar büyük acılar çekiyorsa, bunun en önemli nedenlerinden biri Süper Güç ABD’nin bilgisizliğidir.

Günümüzde Başkan Donald Trump’ın sürekli gündeme getirdiği söylemler, bu geleneğin devam ettiğini gösteriyor.

Yazı nasıl çıktı?

Her neyse, konuyu tekrar ele alalım.

1970’lerin sonunda Türkiye’de işsiz kaldığımda (merak edenler, anılarımın ilk kitabı “Babıali’ye Son Tren”de bu durumu ayrıntılı bulabilirler) mecburen gittiğim ABD’nin Cleveland State Üniversitesi’nde “Türkiye İran değildir” başlıklı bir yazı yazıp New York Times’a göndermiştim. Yazımda, İslam dünyasına yekpare bir blok olarak bakmanın hatalı olduğunu vurgulamış, Türkiye’nin İran’dan farklı bir konumda olduğunu belirtmiştim.

Ve Türkiye’deki güncel tehlikenin İslam devrimi değil, neo-faşist bir darbe olduğunu da ifade etmiştim!

Gladyo’nun gizli raporlarını mı okumuştum? Hayır, her şey ortadaydı. Türkiye, adım adım 12 Eylül darbesine yöneliyordu.

Dışarıdan yazı kabul etmekte genellikle isteksiz olan -Amerika’yı yöneten elitlerin günlük zorunlu okuma listesinde yer alan- New York Times, yazımı 10 Temmuz 1979’da yayınladı. Benim yazının çıktığını, telefon numaramı bularak arayan basın ateşesi Altemur Kılıç’tan öğrendim.

Sevinçle:

“Çıktıı, çıktıı!” diye haykırıyordu.

Görevdir

Sevinçliydi, çünkü New York Times’da yayınlanan bu yazı, sesini duyurmakta zorlanan Türkiye’nin İran’dan farklılığını Amerika’yı yönetenlere hatırlatıyordu.

Bir tek yazının ne kadar önemli olabileceğini sorgulayabilirsiniz. Ancak bazen tek bir yazı, kafalarda bir soru işareti yaratabilir. Diğerlerine yazma cesareti aşılayabilir.

Doğruyu söylemek, bir işgüzarlık değildir; gazetecilerin gerçek “işi”dir.

Yanlışlara karşı çıkabilmek, aydınların sorumluluğudur.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın