İran’daki Savaş Gıda Krizini Derinleştiriyor!

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
İran’daki Savaş Gıda Krizini Derinleştiriyor!

Gıda bağımsızlığının hem barış zamanında hem de savaş dönemlerinde ne denli kritik olduğunu gösteren bir durum, yakın coğrafyamızda acı bir şekilde yaşanıyor.

ABD’nin İsrail ile birlikte İran’a karşı başlattığı askeri harekât, Körfez ülkeleri ve Batılı güçler tarafından Orta Doğu’da gıda krizi endişelerini de artırdı.

Uzun süredir bombalanan İran’dan, halkın temel gıda ürünlerine ulaşımında ciddi sorunlar yaşandığına dair haberler gelmeye başladı. Savaşın etkisiyle pirinç ve patates fiyatlarında büyük artışlar gözlemleniyor. İranlı yetkililer, ülkede gıda krizinin önüne geçmek amacıyla gıda ihracatını yasaklama kararı aldı.

Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin durması, İran’ın ithalatla sağladığı stratejik gıda ürünlerine erişimini zorlaştıracak. En büyük olumsuz etkinin hayvancılık sektöründe yaşanması bekleniyor.

Zira, ülkede yem ürünleri büyük ölçüde ithalata bağımlı. Süt fiyatlarının şimdiden önemli oranda artmaya başladığı bildiriliyor. Bir kilo kırmızı etin fiyatı son bir ayda 13 milyon riyalden 22 milyon riyale yükselirken, bir litre sütün fiyatı da 520 bin riyalden 1,1 milyon riyale fırladı.

Gıda karnesine karides ve hindi eti

Kendi buğdayını yetiştirebilen ve sebze ile meyve üretiminde yeterli olan İran, kıtlık gibi olumsuz senaryoları bertaraf eden unsurlar arasında yer alıyordu. Ancak İran halkı, uzun süredir yüksek enflasyon altında yaşam mücadelesi veriyor. Bu süreçte, halkın önemli bir kısmı “Kala-barg” adı verilen elektronik gıda kupon sistemi üzerinden destekleniyordu.

Savaşın başlamasıyla birlikte İran hükümeti, sübvansiyon sistemini genişletme kararı aldı. Önceden 11 üründen oluşan devlet destekli gıda listesine balık, karides ve hindi eti de eklendi. Ayrıca hurma, portakal, patates ve soğan gibi ürünlerin de kısa süre içinde sübvansiyon kapsamına alınacağı belirtildi. Ancak, bu sübvansiyonların savaş şartlarında sürdürülebilir olup olmayacağı büyük bir soru işareti oluşturuyor.

Zengin ülkelerde gıda endişesi

Diğer yandan, İran’a yönelik saldırılar ve İran’ın karşılıklı ateşinin limanları hedef alması, zengin Körfez ülkeleri için de gıda krizi endişelerine yol açtı. Küresel nakliyatın aksaması ve gıda ithalatına %80-90 oranında bağımlı olan birçok ülkede hava sahasının kapatılması, bazı ürünlerde fiyat artışlarına ve kıtlık beklentilerine neden oldu.

Birleşik Arap Emirlikleri, hayati gıda ürünlerinin stratejik rezervlerinin dört ila altı aylık ihtiyaçları karşıladığını açıklayarak vatandaşlardan, haksız fiyat artışlarını bildirmelerini istedi. Ancak savaşın uzun sürme ihtimali, bozulabilir gıdaların temininde karamsar bir tabloya işaret ediyor. Bölgedeki birçok ülkenin başta buğday olmak üzere temel gıda maddelerinde ithalata bağımlılığı, halkı stok yapmaya yönlendiriyor ve bu durum gıda fiyatlarındaki dalgalanmaları artırıyor.

Gübre krizi tarımsal verimi nasıl etkileyecek

Tarım verimi açısından kritik bir öneme sahip gübre üretimi ve tedariğinde yaşanabilecek kriz senaryosu da madalyonun diğer yüzünü oluşturuyor. Savaşın yoğun yaşandığı Basra Körfezi, dünya gübre üretiminin merkezi konumunda. Gübrenin temel ham maddesi üre, Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Amonyak üretimi ise İran’ın doğalgazına bağımlı. Boğazın kapanması, amonyak, üre ve LNG sevkiyatlarında aksaklıklara yol açarak, başta Türkiye olmak üzere birçok ülkedeki tarımsal verimi olumsuz etkileyecek sonuçlar doğurabilir.

Hatta savaşın ilk haftasında Türkiye’deki bazı çiftçiler, gübre temininde zorluk yaşadıklarını veya yüksek fiyatlarla karşılaştıklarını bildirdi. Savaşla birlikte petrol, herkesin dikkatini çeken bir emtia olsa da, asıl yük tarımsal emtialara binebilir. Bu durum ise uzun süredir hissedilen mutfak enflasyonunu daha da artıracak bir duruma yol açabilir.

Nelerde kendimize yeteriz?

Bu noktada, Türkiye’nin hangi tarımsal ürünlerde kendi kendine yeterli olabileceğini de irdelemek gerekiyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yakın zamanda hazırladığı “İddialar ve Gerçekler” raporuna göre, Türkiye, buğday, şeker pancarı, nohut, patates, yumurta ve süt gibi birçok gıda ürününde kendine yeterli bir üretim kapasitesine sahip.

Raporda, bakla, bezelye, biber, domates, havuç, hıyar, sarımsak, taze fasulye, lahana, kavun, karpuz, patlıcan, pırasa, limon, mandalina, portakal, altıntop, çilek, dut, nar, kestane, Antep fıstığı, üzüm, elma, armut, ayva, şeftali, erik ve kiraz gibi birçok üründe yeterlilik oranlarının %100’ün üzerinde olduğu belirtiliyor.

Ancak mercimek ve kuru fasulyede ithalata bağımlıyız. Ayrıca, en önemli hayvancılık yem maddesi olan soya konusunda ise %90’ın üzerinde dışa bağımlılık söz konusu. Olası bir kriz durumunda, et ve süt ürünleri en çok etkilenecek alanlar arasında yer alıyor.

Diğer yandan, endüstriyel anlamda en çok kullanılan ayçiçek yağı yeterlilik oranımız oldukça düşük. Resmi tarımsal istatistiklere göre, 2023/2024 sezonunda ayçiçeğinde dışa bağımlılık oranı %64 olarak kaydedildi. Gıda sanayisinin en çok kullandığı palm yağı ise Türkiye’de üretilmiyor.

Türkiye, güçlü tarımsal üretim kapasitesi ile birçok gıda ürününde kısa süreli krizlere yanıt verebilecek bir yapıya sahip. Ancak gıda artık o denli küreselleşmiş durumda ki, sınırlarımızın ötesinde yaşanan her olumsuzluk, eninde sonunda kilerlerimize de yansıyor. Savaşta hayatta kalabilmek için, kilerin dolu tutulması elzem hale geliyor.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın