
Luis Barrucho
BBC Dünya Servisi
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, gerçekleştirdikleri ortak hava saldırılarının İran’ın askeri gücünü önemli ölçüde zayıflattığını iddia ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump, 3 Mart Salı günü kendi sosyal medya platformu Truth Social’da, “Hava savunmaları, hava kuvvetleri, donanmaları ve liderlikleri yok oldu” şeklinde bir paylaşımda bulundu.
Trump, “Konuşmak istiyorlar. Ben de ‘Çok geç!’ dedim” ifadelerini ekledi.
İran ise, İsrail ve ABD’nin askeri üslerine ev sahipliği yapan Orta Doğu ülkelerine saldırılar düzenleyerek yanıt verdi ve bu eylemleri kendini savunma amacıyla gerçekleştirdiğini savundu.
İsrail ve ABD’nin askeri üstünlüğü konusunda yaygın bir görüş bulunmasına rağmen, İran’ın bu çatışma sürecinde hangi seçeneklere sahip olduğu ve hangi stratejiyi benimsediği merak konusu.
Azalan kaynaklar
İngiltere’deki Royal United Services Institute (RUSI) düşünce kuruluşunun Ortadoğu güvenlik uzmanı Dr. H. A. Hellyer, İran’ın askeri stratejisinin ABD veya İsrail’i “konvansiyonel bir savaşta” yenmekten ziyade, çatışmayı “uzun süreli, bölgeye yayılmış ve ekonomik açıdan maliyetli” hale getirmek üzerine kurulu olduğunu belirtiyor.
Hellyer, “İran konvansiyonel olarak zafer kazanamaz; ancak stratejisi, diğerleri için zaferin maliyetli ve belirsiz kalmasını sağlamak” şeklinde ifade etti.
Fransa’daki Sciences Po’nun Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nden (CERI) yardımcı doçent Nicole Grajewski de benzer bir görüşte.
İran’ın stratejisini “yıpratma savaşı” olarak tanımlayan Grajewski, düşmanı kaynaklarını tüketerek savaşma yeteneği zayıflayana kadar yıpratmayı hedefleyen bir askeri yaklaşım benimsendiğini vurguluyor.
Bunun yanı sıra, psikolojik bir boyut da taşıdığına dikkat çekiyor.
Grajewski, “12 Gün Savaşı sırasında İran, sivil alanlara çok daha fazla yöneldi” diyor.
“İsabet o kadar da önemli değildi; halk arasında psikolojik korku ve travma yaratıyor.”
İran’ın Ortadoğu’daki en kapsamlı balistik füze envanterine sahip olduğuna inanılıyor. (Nurphoto / Getty Images)
Füze ve insansız hava araçlarının (iahaber) İran’ın savunma doktrininin temel taşlarını oluşturduğu düşünülüyor.
Grajewski, İran’ın balistik füze envanterinin 12 Gün Savaşı’ndan önemli ölçüde etkilenmiş olmasına rağmen, “yeraltı depoları ve devam eden yeniden üretim çalışmaları nedeniyle kesin sayılar belirsizliğini koruyor” şeklinde belirtiyor.
İsrail, Şubat 2026 itibarıyla İran’ın hem kısa (1.000 km’ye kadar) hem de orta (1.000-3.000 km) menzilli yaklaşık 2.500 füzeye sahip olduğunu tahmin ediyor.
İranlı yetkililer, yaklaşık 2.000 km menzile sahip olduğu belirtilen Secil füzesi ve Tahran’ın hipersonik olarak tanımladığı Fetih füzesi gibi farklı sistemler kullandıklarını ifade ediyor.
‘Füze şehirleri’
Hem İranlı yetkililer hem de İran medyası, “füze şehirleri” olarak adlandırılan yer altı füze tesislerine sıkça atıfta bulunuyor. Ancak bunların ölçeği ve envanteri hakkında detaylar henüz doğrulanmamış durumda.
ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine, İran’ın balistik füze fırlatışlarının savaşın ilk günü olan 28 Şubat Cumartesi’den bu yana %86 oranında düştüğünü bildirdi.
ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ise 4 Mart Salı günü %23’lük bir azalma daha rapor etti.
Ancak Hellyer, İran’ın “İsrail altyapısını, ABD’nin bölgesel üslerini ve Körfez müttefiklerini hedef alabilecek önemli bir saldırı kapasitesine sahip olduğunu” belirtiyor ve ekliyor: “Hürmüz Boğazı üzerinden küresel enerji akışını tehdit edebilme yeteneği var.”
“Boğazda meydana gelebilecek sınırlı bir aksama bile ciddi küresel ekonomik sonuçlar doğurabilir” diyor.
Dünya petrolünün yaklaşık %20’si, İran’ın tehdit ettiği bu dar boğazdan geçiyor.
İran, gelişmiş füzeler ve katı yakıtlar konusunda zorluklar yaşıyor olabilir, fakat Grajewski, iahaber kapasitesinin önemli ölçüde yüksek olduğunu belirtiyor.
Savaş öncesinde on binlerce Şahid iahaber’sının üretildiği düşünülüyor.
<p class="css-s4cjt0 e1yuyadm0" dir="ltr" style="font </p>Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



