
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “İran’daki rejime karşı olmak başka bir durumdur; İran’ın çöküşünü kutlamak ise başka bir durumdur. İran’ın çöküşü, Türkiye için olumlu bir durum yaratmaz. Aksine, bölgeyi daha büyük bir kaosa sürükler. Irak’tan Filistin’e kadar uzanan hassas hat daha da genişleyecektir. Afganistan-Pakistan çatışmasının etkileri de artacaktır. Suriye’deki çatışmalardan daha büyük ve kalıcı savaşlar ortaya çıkabilir. Yeni terör örgütleri ve ağları ortaya çıkabilir. Yeni parçalanma senaryoları gündeme gelebilir. Bu yüzden biz şunu söylüyoruz: İran rejimini sevmek zorunda değiliz. Ancak İran’ın çöküşünün bölgeyi cehenneme dönüştüreceğini anlamalıyız” ifadelerini kullandı.
Dervişoğlu, partisinin Meclis’te gerçekleştirdiği grup toplantısında konuşmasına 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlayarak başladı.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından gelişmeleri değerlendiren Dervişoğlu, şu açıklamalarda bulundu:
“Bölgemiz, büyük bir yangın içindedir. İran’daki savaş, birkaç devlet arasında geçen sınırlı bir askeri çatışma değildir. Günümüz savaşları; enerji yollarını, ticaret hatlarını, gıda zincirlerini, sınır güvenliğini ve devletlerin dayanıklılık kapasitesini aynı anda sarsan büyük bölgesel kırılmalara neden olmaktadır. ABD’nin himayesindeki İsrail, İran’da rejim değişikliğini sağlamak için yıkımı derinleştiriyor. Diğer yandan, İran’da rejimi korumaya çalışanlar, çatışmayı yayarak maliyet sahasını büyütüyor. Türkiye’nin önünde tarihi bir tercih var: ya gelişmeleri seyreden, tepkisini başkalarının takvimine göre veren, kendi güvenliğini ve ekonomisini dışarıdaki sarsıntılara bırakan bir ülke olacağız ya da Cumhuriyet ciddiyetiyle hareket eden, millet menfaatini her şeyin üstünde tutan bir irade sergileyeceğiz. Bizim cevabımız bellidir. Bu savaş, Türkiye için uzak bir coğrafya meselesi değildir. Bu, Türkiye için doğrudan milli güvenlik meselesidir. Enerji meselesidir. Gıda meselesidir. Sınır meselesidir. Devlet kapasitesi meselesidir. Ekonomik istikrar meselesidir.”
“Türkiye’nin stratejik enerji güvenliği planı nerededir”
Savaşın ülke sınırlarının ötesinde başlamış olmasına rağmen, vatandaşların ekonomik olarak olumsuz etkilendiğine dikkat çeken Dervişoğlu, şunları dile getirdi:
“Savaş dışarıda başlar; fakat faturası içeride ödenir. Millet bunu pazarda hisseder. Çiftçi tarlasında, sanayici üretimde, emekli ve işçi evinin mutfağında bu yükü taşır. Peki, Türkiye bu duruma ne kadar hazırlıklıdır? Hükümete bakıldığında; söylemler çok, ancak hazırlık az. ‘Gelişmeleri izliyoruz’, ‘Koordinasyon halindeyiz’, ‘Diplomasi yürütüyoruz’ diyorlar. Evet, barış yanlısı bir duruş sergilemeye çalışıyorlar. Ancak, cevaplanmamış birçok soru var: Türkiye’nin stratejik enerji güvenliği planı nerededir? Ham petrol stok politikası nerededir? Doğal gaz fiyat artışlarına karşı koruma mekanizması nerededir? Gıda arzı için acil tedbir paketi nerededir? Çiftçiyi, taşımacıyı, üreticiyi, sanayiciyi koruyacak somut devlet planı nerededir? Devlet ciddiyeti, sıradan cümlelerle ölçülmez.”
“Türkiye stratejik ham petrol stoklarını derhal gözden geçirmelidir”
Devlet ciddiyeti, önceden yapılmış hazırlıklarla ölçülür. Bunu en çok depremlerde, yangınlarda ve afetlerde görüyoruz. Maraş depremlerinin yıldönümünde İYİ Parti olarak bir uyarıda bulunmuş ve Ulusal Deprem Stratejisi Eylem Planı’nın sonlandığını hatırlatmıştık. Ülke olarak çatışma ve risk kuşağında yaşıyoruz. Anadolu’da yaşamanın güzellikleri olduğu gibi, bedeli de büyüktür. Bu nedenle soğukkanlı tedbirler almak zorundayız. Bu tedbirler, herkes için işleyen ve gözetilen normlarla sağlanmalıdır. Böylece milletin üzerindeki yük hafifletilebilir. Enerji arz güvenliği, bu ülkenin tali bir ekonomik başlığı değildir; doğrudan doğruya milli güvenlik başlığıdır. Türkiye, stratejik ham petrol stoklarını derhal gözden geçirmelidir. Enerji tedarikinde daha korunaklı, daha öngörülebilir ve sağlam mekanizmalar kurulmalıdır. Uluslararası piyasa şoklarının yükü, doğrudan milletin sırtına yüklenmemelidir. Akaryakıttaki vergi yükü yeniden gözden geçirilmeli, mevcut ekonomik programın bu fırtınaya dayanamayacağı kabul edilmeli ve yapı esaslı bir revizyonla düzeltilmelidir. Doğal gazda yapılan tercihler, Türkiye’yi güçlendirmedi; aksine, daha savunmasız hale getirdi. Pandemi sonrasında bunun bedelini millet ödedi. Şimdi yine savaş şartlarında millet bu yükü taşımaktadır. Mesele, sadece dünyada olan bitenler değildir; mesele, Türkiye’nin dış şoklara karşı daha dayanıklı hale getirilmesidir.”
“Çiftçiye, olağanüstü destek programı derhal açıklanmalıdır”
Dervişoğlu, “Çiftçinin rızkı, milletin ekmeği, dışarıdaki gerilimlere teslim edilmiştir” diyerek, “Bu ülkenin gıda güvenliği, masa başı tahminlere ve makyajlı tablolara bırakılmamalıdır. Çiftçinin borcu 1 trilyon 300 milyar liraya ulaşmıştır. Milli gelirin yüzde 1’i, yani 15 milyar dolar tarıma destek olarak verilmesi gerekirken, bu destekten mahrum kalmaktadır. Çiftçilerin tarlaları, traktörleri icralık, arazileri satılıktır. Üreticiler yılda 3,5 milyar litre mazot kullanmakta, bu nedenle yalnızca 20 milyar lira mazot desteği verilmektedir. Oysa çiftçinin sadece mazot için ödediği KDV ve ÖTV 100 milyar liradır. Krediye ulaşmak artık imkansız hale gelmiştir. Vergi ve SGK borcu olanlar kredi temin edememektedir. Ziraat Bankası’nın faiz gelirleri yüzde 97 artmış, çiftçiler geçen yıl 323 milyar lira faiz ödemiştir. Tarıma destek için kurulmuş banka, üreticilere yüksek faiz uygulamaktadır. Buradan hükümete açık çağrımızdır: Çiftçiye, olağanüstü destek programı derhal açıklanmalıdır. Gübre, tohum ve mazot desteği artırılmalıdır. Çiftçinin kullandığı mazottan KDV ve ÖTV kaldırılmalıdır. Üretim sezonu kaybedilmemelidir. Ham madde ve gübre tedariki için acil plan hazırlanmalıdır. Yerli üretim kapasitesi güçlendirilmelidir. Toprak, yeniden stratejik alan olarak ele alınmalıdır” dedi.
“Bu ülke, ekranlarda konuşanların hamasetiyle mi korunacaktır?”
Dervişoğlu, savaşın güvenlik ve devlet yönetimi boyutuna ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bugün Türkiye’nin asıl sorunu, dışarıdaki yoğun kargaşaya zayıflatılmış bir devlet yapısıyla yakalanmış olmasıdır. Kurumlar arasındaki denge bozulmuş durumda. Kurumsal akıl, kişisel sadakate feda edilmiştir. Devlet, bir siyasi çevrenin uzantısı gibi yönetilmektedir. Sonuçlar ortada. En kötü senaryoya göre hazırl
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



