İş Hayatında Ruh Sağlığına Dikkat!

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
İş Hayatında Ruh Sağlığına Dikkat!

Dünya genelinde modern çalışma hayatının getirdiği baskılar, çalışanların ruh sağlığında önemli sorunlara yol açıyor. Stres, tükenmişlik, performans baskısı, savaşlar, ekonomik belirsizlikler ve iş ile özel hayat arasındaki dengesizlik, verimliliği tehdit eden başlıca unsurlar arasında öne çıkıyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nin ev sahipliği yaptığı OnlyHR 3. İstanbul Sempozyumu’nda, iş yaşamındaki kritik meseleler detaylı bir şekilde ele alındı.

İSTANBUL (İGFA) – Sempozyumda konuşan Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Medikal Direktörü Prof. Dr. Kültegin Ögel ve hastanenin Bilim ve Etik Kurulu Üyesi Prof. Dr. Bedirhan Üstün, kurumlara bilimsel verilere dayalı ve rehberlik edici önerilerde bulundu: “Ruh sağlığına yapılan yatırım, verimlilik olarak geri dönüyor. Üstelik bu geri dönüş katlanarak artıyor…”

Prof. Dr. Kültegin Ögel: “Stres yönetilemiyorsa tükenmişlik kaçınılmazdır”

İş hayatının bireylerin yaşamlarının her alanını etkileyen bir olgu haline geldiğini belirten Prof. Dr. Kültegin Ögel, modern çalışanların yalnızca iş yükü ile değil;
kaygı, performans baskısı, öfke, hiperaktivite ve şehir yaşamının yoğun stres gibi unsurlarla da başa çıkmak zorunda kaldığını ifade etti. Ögel, iş ve özel hayat dengesinin korunmasının hayati önem taşıdığını vurgulayarak şunları ekledi: “İş hayatında stres kaçınılmazdır, fakat yönetilmediğinde tükenmişlik kaçınılmaz olur. Erken dönemde psikolojik destek almakta tereddüt edilmemelidir. Damgalanma korkusu nedeniyle başvurular gecikmekte ve sorunlar büyümektedir.”

Prof. Dr. Ögel, çalışanlar arasında hızla artan sanal kumar bağımlılığına dikkat çekerek, özellikle beyaz yakalılar arasında bu bağımlılığın belirgin bir şekilde yükseldiğini belirtti. Bu bağımlılığın hem iş performansını hem de aile yaşamını olumsuz etkilediğini ifade eden Ögel, Türkiye’de bu konuda kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Sempozyumda bir diğer konuşmayı yapan Prof. Dr. Bedirhan Üstün, çalışan psikolojisinin ancak iyi yapılandırılmış bir kurumsal ortamda korunabileceğini dile getirerek şirketlere şu önerilerde bulundu: “Sorunlar ortaya çıkmadan önce önleyici ruh sağlığı politikaları geliştirilmelidir.”

Üstün, insanca iletişim, adalet duygusu, eşitlik ve saygı gibi temel unsurların çalışan motivasyonunu artırmadaki önemine dikkat çekerek: “Kişilik haklarına saygı gösterilmeyen bir ortamda çalışanlar işlerine yabancılaşır; bu da tükenmişlik, depresyon ve verim kaybına yol açar.”

İŞYERLERİNDE HER 100 ÇALIŞANIN EN AZ 20’Sİ DEPRESYONA ADAY

Prof. Dr. Bedirhan Üstün, bireyin mutsuzluğunun iş yerindeki üretkenliği olumsuz etkileyebileceğini belirtirken, “Toplumlarda yoksulluk ve yaşam zorlukları gibi etkenler zaten bireyleri aşağı çekiyor. Bu duruma işyerindeki baskının eklenmesi, insanların kendilerini robot gibi hissetmelerine yol açabiliyor. Ayrıca, ‘robotlar yerimizi alacak’ kaygısı da mevcut. Bu güvensizlik ve kaygı, depresyonu tetikleyebilir. Araştırmalarımız, toplumlarda ve iş yerlerinde her 100 çalışandan en az 20’sinin depresyona aday olduğunu gösteriyor. Bu durum, gizli bir iş gücü kaybına neden oluyor.” dedi. Ayrıca, “Mutsuzluk, üretimde aksamalara, hatalara ve verim kaybına yol açabiliyor. Benim amacım insanların bir iş beygiri gibi çalışması değil; anlamlı bir üretim yapabilmelerini sağlamak. Eğer bu desteği sağlayacak programlar geliştirebilirsek, ki Amerika, Hindistan, Çin gibi ülkelerde bu konuda çalışmalar yapıldı, Türkiye’de de benzer uygulamaların hayata geçirilmesi gerekmektedir.” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Üstün, sektörlerin çalışanların ruh sağlığına göstermelik değil, gerçekten özen gösteren bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini vurguladı. “Depresyon, yalnızca bireysel bir sorun değil; dışsal etkenlerle de tetikleniyor. Dünya giderek zorlaşıyor: Ekonomik koşullar, iş gücü kaygısı, işsizlik, robotların iş gücüne katılması, savaşlar ve ekonomik çöküş ihtimalleri gibi faktörler mevcut. Bu karamsar tablo, en güçlü bireyleri bile etkileyebilir. Kendi deneyimlerimden yola çıkarak, yurt dışında üç kez depresyona girdim; bunların ikisi doğrudan iş yeri sorunlarıyla ilgiliydi ve önlenebilirdi. Depresyon, kötü bir deneyim gibi görünse de, atlatıldığında insanı güçlendirebiliyor. Ancak o dönemde yaşadıklarımı yeniden yaşamak istemem. Bilgisayara bakıyordum ve bilgisayar da bana bakıyordu. Bu nedenle, ülke, sektör ve kurumlar olarak insanları bu tür olumsuz etkilere karşı koruyacak sistemler geliştirmemiz gerekiyor. Bir kişi depresyona girdiğinde, bunu tıpkı bir grip, böbrek hastalığı ya da kol kırılması gibi bedensel bir sağlık sorunu olarak ele almalıyız.”

Ekonomik belirsizliklerin çalışanlar üzerindeki baskıyı artırdığını ifade eden Üstün, iş kaybetme korkusunun yorgunluk, uykusuzluk ve depresyona neden olan bir tabloya yol açabileceğini söyledi. Harvard Üniversitesi’nde yürüttüğü çalışmalara atıfta bulunan Prof. Dr. Üstün, şirketler için dikkat çekici bir veri paylaştı: “Depresyon ortaya çıkmadan önce erken tanı ve destek sağlandığında, yapılan yatırım en az dört kat kazanç olarak geri dönüyor. Görünmeyen kazançlarla bu oran otuz kata kadar çıkabiliyor.” Bu nedenle ruh sağlığının bir maliyet kalemi değil, kurumsal sürdürülebilirliğin vazgeçilmez bir parçası olduğunu belirtti.

Psikolojik Destek Kurumsal Standart Olmalı

Sempozyumun ortak mesajı: “Psikolojik destek bir tercih değil, gereklilik” olarak belirlendi.

Uzmanlara göre iş yerlerinde:

* İş–özel hayat dengesinin korunması,

  • Ruhsal destek için damgalamanın önüne geçilmesi,
  • Çalışanların destek almaya teşvik edilmesi,
  • Önleyici kurumsal politikaların geliştirilmesi

kurumsal başarının temel bileşenleri haline geldi.

Ruh sağlığına yapılan her yatırım ise doğrudan:

  • Çalışan bağlılığını artırıyor,
  • İş gücü kaybını azaltıyor,
  • Verimliliği yükseltiyor,
  • Kurumsal sürdürülebilirliği güçlendiriyor.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın