
Türkiye’de işkencenin “münferit” olduğunu savunanlar, gerçekte bunun aksi olduğunu en iyi bilenlerdir.
Bu kesim, “Suç mu işlesinler? Diyelim ki bomba konuldu ve başka çareniz yok, öğrenmek için ne yaparsınız?” gibi çarpıcı sorularla işkencenin meşrulaştırılması ve toplumda normalleşmesi için yoğun çaba sarf etmiştir.
“Manisalı gençler”, “Metin Göktepe”, “Birtan Altınbaş” gibi işkence örnekleri gündeme geldiğinde ise aynı kesim sessizliğe gömülür ve işkencenin münferit olduğu yalanını sürdürmeye devam eder.
*
İşkencenin türleri ve yöntemleri her geçen gün değişiklik göstermektedir. Kimi zaman karanlık koridorlarda, kamerasız odalarda karşımıza çıkar, kimi zaman gözaltı merkezlerinin dışında gizlenir. Bazen biri gözaltına alınmadan hemen önce, bazen de baskı ve tehdit yoluyla gerçekleşir.
Ancak bu konuda ne söylenirse söylensin, inanmayın…
İşkence bir insanlık suçudur.
İşkence yöntemleriyle öğrenebileceğiniz tek gerçek, duymak istediğiniz şeylerdir.
Bir suçla ilgisi olmayan insanlar suçu üstlenir. Eğer bu da yeterli olmazsa, ilgisiz ama ilgi kurulmak istenen kişilerin isimlerini verirler. Bunun da ötesinde, ilgisiz yerler gösterirler.
İşkence, doğruya ulaşmanın bir yolu değildir.
Ve günümüzde tüm ayak izlerinin kusursuzca takip edilebildiği bir çağda, bu durum gerçekten bir acizliktir.
*
Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Gülistan Doku soruşturmasında nasıl kusursuz bir görev icra ettiğini anlatırken, faillerden biri hakkında şu ifadeleri kullandı:
“Zaynal Abakarov ayın 9’unda yurt dışına çıkıyor. Aile bize diyor ki, ‘Bu şüpheli yurt dışına çıktı, biz bunun doğru olmadığını düşünüyoruz, burada bir gariplik var, geri getirin.’ Abakarov hakkında o dönemde yurt dışı yasağı verilmemiş. Konu bana gelince bir tek şüpheli var ve onun da yurt dışında olduğunu anlayınca tedirgin oldum, devlet töhmet altında kalacak diye… ‘Eğer gelmezse babası polis memuru ihraç ederim, annesi de Dağıstanlı, geri gönderme merkezine (GGM) alırım ve bunun da hesabını sorarım’ dedim. ‘Gelsin ve devlet töhmet altından kurtulsun, soruşturma devam etsin, nereye gitmek isterse oraya götürürüz’ dedim. Abakarov gelir gelmez yurt dışı çıkış yasağı koyulması yönünde, OHAL yetkisi dahilinde, arkadaşlarıma talimat verdim. Babaya da yurt dışı çıkış yasağı koyduk.”
*
Özellikle 12 Eylül sonrası, insanlar bu ve benzeri yöntemlerle psikolojik işkenceye maruz kaldıklarını kanıtlamak için uzun yıllar mücadele verdiler.
Suç işlemiş olsun ya da olmasın, insanlar yakınlarının gözaltına alındığını ve burada tehdit edildiklerini anlatmaya çalıştılar.
Bazıları, gözaltına bile alınmamış olmalarına rağmen, bir köşede, telefonda veya aracılarla yakınları üzerinden tehdit edildiklerini ifade etti, fakat kimse bu iddialara kulak vermedi.
Çünkü bunun kabul edilmesi, işkencenin varlığının da kabul edilmesi demekti; yani münferit değil, sistematik olduğunun kabulüydü.
*
Soylu’nun İçişleri Bakanlığı dönemini biliyoruz. Baskıları ne kadar sevdiğini, hemen herkesin terörist ilan edilmesi konusunda ne kadar yetenekli olduğunu ve bu insanların sonrasında neler yaşayacağını hiç düşünmediğini iyi biliyoruz.
Uyuşturucu satıcıları için “Okul çevresinde bir uyuşturucu satıcısını gördüğümüz zaman o polisi ne kadar kınarlarsa kınasınlar, ayağını kırmayan polis görevini yapmamıştır” gibi toplumun hoşuna giden “işkence” açıklamaları yaptıktan sonra, okul önlerinde ve okullarda neler yaşandığını, uyuşturucu satışının nasıl ayyuka çıktığını da biliyoruz.
*
Soylu, aynı televizyon programında kendi bakanlığı döneminde faili meçhul cinayetlerin olmadığını şu sözlerle ifade etti:
“Türkiye’de faili meçhulleri AK Parti bitirmiştir. Hele 15 Temmuz’dan sonra devlet FETÖ’den arındıktan sonra 2021-2022-2023-2024-2025’te Türkiye’de polis bölgesinde bir tane faili meçhul yoktur. Dünyada bir tane örneği yoktur, gösterin kellemi keseceğim.”
Eğer bahsettiği tüm dosyalar ise, Adalet Bakanlığı’nın “faili meçhul” istatistikleri bunun tam aksini ortaya koyuyor.
Eğer sadece “cinayetleri” kastediyorsa, neden “polis bölgesi” ayrımını yaptığını sorgulamak gerekir.
Ve bir de dosyaların faili meçhul olmaktan nasıl çıktığına bakmakta fayda var!
Nitekim, yakınları üzerinden tehdit ederek, polise “bacak kırın” talimatı vererek faillerin bulunduğu ve dosyaların kapatıldığı durumlarda, bunlara ne ölçüde “faili bulunmuş dosya” denilebileceği tartışılmalıdır.
Failler gerçek mi, dosyalar hakkaniyetle kapatıldı mı, üzerinde düşünmek gerekir…
*
İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verileri de önemli bir kaynaktır. 2022 verileri örnek olarak gösterilebilir. Terörle ilgisi olmayan birçok insanın “terörist” olarak damgalandığı bir ortamda, bu verilerin dikkate alınmaması beklenebilir.
Dur ihtarına uymadıkları gerekçesiyle güvenlik güçleri tarafından öldürülen ya da yaralanan; toplumsal gösterilerde meydana gelen saldırılarda ve sokağa çıkma yasakları döneminde 1’i çocuk 20 kişi hayatını kaybederken, 27 kişi yaralanmıştır. Cezaevinde ise 81 kişi yaşamını yitirirken, faili meçhul saldırılarda 10 kişi hayatını kaybetmiş, 4 kişi yaralanmıştır. Siyasi parti, sendika ve dernek yöneticisi ya da üyesi 30 kişi saldırıya uğramıştır. Saldırıya uğrayan 22 gazeteciden 1’i yaşamını yitirirken, “namus” adı altında 1 kadın öldürülmüştür. Toplumsal alanda kadına yönelik şiddet, tecavüz ve taciz vakalarındaki artış dikkat çekici olup, ev içi şiddete maruz kalan 367 kadın yaşamını yitirmiş, 761’i yaralanmıştır. Ayrıca,
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



