
2 Mart 2026 00:00
Güncelleme: 2 Mart 2026 00:03
Uzun bir bekleyişin ardından, İsrail-ABD koalisyonu İran’a saldırı düzenledi. Başkanlık görevini devraldığı günden itibaren dünyanın çeşitli bölgelerinde operasyonlar gerçekleştiren Trump, İran’daki muhaliflere “İşimiz bittiğinde gidin ve iktidarı alın” şeklinde seslendi. Bu ‘iş’, Ortadoğu’da İsrail’i merkezi bir güç haline getirmek ve bölgedeki ekonomik varlıkları kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmek olarak tanımlanıyor. Venezuela’nın Devlet Başkanı’nı ‘suçlu’ olarak nitelendirip kaçıran Trump, ardından ABD’nin petrol şirketleri ile bu ülkenin petrolü üzerine stratejiler geliştirdi. Şimdi ise, İran’a ‘demokrasi götürme’ misyonu üstleniyor. Bu coğrafyada yaşayanlar, geçmişte ABD’nin Irak’ta ‘demokrasi’ adı altında yarattığı kaosa şahitlik etti.
İran’daki rejim, uzun bir süredir halk üzerindeki baskıyla ve zulümle gündemde. Düşünsel olarak zayıflamış, kurumların değil bireylerin inisiyatifinde şekillenen bir yönetim, farklı fikirleri ise her koşulda şiddetle bastırıyor. Bu nedenle, orada yaşayanların gücüyle ve ortak çabasıyla bir değişim yaşanması kaçınılmaz. Öte yandan, Trump’ın The Atlantic dergisine verdiği röportajda, “İran’daki yeni liderliğin benimle konuşmak istediğini duyduğunu” belirtmesi dikkat çekici. Venezuela’daki durumun benzeri bir gelişme yaşanmakta.
Peki, İran’da Misab’da kız çocuklarının okuluna yapılan saldırıda hayatını kaybeden 115 çocuğun acısı ne olacak? Bombalanan şehirlerin durumu ve hedeflerin ‘ülke donanmasının tamamen yok edilmesi’ şeklinde tanımlanması kaygı verici. Netanyahu’nun, ‘bir nesilde bir kez karşılaşılacak fırsat’ olarak nitelendirdiği saldırıların önümüzdeki saatlerde binlerce hedefe yönelmesi bekleniyor. İran’daki rejimin halkına uyguladığı zulmün, ABD-İsrail saldırıları sonucunda değişecek bir yönetimle sona ereceği ve bu yıkıntılar arasında barış ile huzur sağlanacağı düşüncesi pek olası görünmüyor. Trump’ın, ‘yeni yönetimle görüşmek isteyen’ bir durumu ortaya koyması ise ilginç bir detay.
Türkiye’ye dönecek olursak, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, saldırıların başladığı ilk gün “Komşumuz İran’a yönelik Netanyahu’nun kışkırtmalarıyla başlayan Amerika-İsrail saldırılarından derin üzüntü ve endişe duyuyoruz” açıklamasında bulundu. Erdoğan, ilk günden itibaren Trump da dahil olmak üzere birçok isimle telefon diplomasisi yürütmekte.
Türkiye’nin bulunduğu bu coğrafyada yaşananlar, ABD’nin desteğiyle İsrail’in yeni bir bölgesel yapılanma planı çerçevesinde gerçekleşiyor. Bu durum iktidar tarafından hoş karşılanmıyor. İsrail’de sıkça “Sıradaki ülke Türkiye” söylemleri duyulmaya başlandı. Tüm bu gelişmeler ışığında, Erdoğan’ın Türkiye’yi ilgilendiren dış politika ve yakın coğrafya konusunda nasıl bir tavır sergileyeceği merak konusu. Trump ile Erdoğan arasındaki dostluğun, Trump’ın tarihsel suçlamaları ve uluslararası politikadaki tutumları karşısında ne kadar sürdürülebilir olduğu ise ayrı bir tartışma.
Son olarak, 28 Şubat’ta Yeniden Refah Partisi’nin kurucusu Necmettin Erbakan’ın vefatının 15. yılı dolayısıyla düzenlenen iftar programında, siyasi partilerden üst düzey katılım gözlemlendi. CHP, DEVA ve Gelecek Partisi genel başkanları ile Saadet Partisi, İyi Parti ve Vatan Partisi yöneticileri de oradaydı. Tüm partilerden gelen ortak mesaj, İsrail-ABD’nin İran’a yönelik saldırıları kınamaktı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, hem o gün hem de 1 Mart tezkeresinin reddinin 23. yıl dönümünde tepkisini vurguladı. 1 Mart 2003’teki tezkere oylaması, Türkiye’nin işgale ortaklık teklifine karşı duruşunu net bir şekilde ortaya koymuştu. Bugün ise, hemen hemen tüm partiler ABD’nin uluslararası alanda yaptığına karşı itirazlarını dile getiriyor. Toplumda yeni bir ‘1 Mart karşı duruşu’ gözlemleniyor. Tarihin doğru tarafında durmak, hukukun ve demokrasinin yeniden tesis edildiği bir düzenin oluşturulması açısından kritik önem taşıyor.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



