

Günümüzde sosyal medya platformlarında yapılan paylaşımlar, toplumsal olayların hızlı bir şekilde gelişmesine neden olabilmektedir. Son günlerde, İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında görevlerine son verilmesi ve yeni yöneticilerin atanmasını talep eden açılan davanın ilk duruşması gerçekleşti. Bu dava, sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlar sonucunda gündeme geldi. Duruşma, 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nin geniş duruşma salonunda, salon darlığı nedeniyle gerçekleştirildi. Mahkeme, özellikle duruşmaya müdahil olma talebiyle sunulan 100’den fazla dilekçeyi reddederken, 34 gündür tutuklu olan İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyesi Fırat Epözdemir’in SEGBİS ile katılma talebini de kabul etmemiştir.
Duruşmanın Ertelendiği Açıklandı
İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, duruşma sırasında yaptığı savunmada, davanın Türkiye genelinde 81 baroya da açıldığını belirtirken, tüm baroların müdahillik taleplerinin kabul edilmesi gerektiğini savundu. Bununla birlikte mahkeme, Türkiye Barolar Birliği’nin müdahillik talebini kabul etti ve duruşmayı 21 Mart 2025 tarihine erteledi. Bu erteleme, davanın önemli bir aşamasını temsil ederken, Kaboğlu’nun ifade ettiği gibi, barolar arası dayanışmayı güçlendirme açısından esası da oluşturuyordu.
Kaboğlu: “Bu Bir Siyasi Operasyon”
Duruşmanın ardından İbrahim Kaboğlu ve Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, adliyenin önünde basın toplantısı düzenledi. Kaboğlu burada, davadan duyduğu üzüntüyü dile getirerek, duruşmanın ve sürecin anayasaya aykırı olduğunu ve bu olayın Türkiye’de adalet tarihi açısından kaygı verici bir durum olduğunu vurguladı. Kaboğlu, Fırat Epözdemir’in hukuksuz yere alıkonulduğunu ifade ederken, sürecin adalet ve hukukun temel ilkelerinin ihlal edilerek geliştiğini belirtti. Ayrıca, duruşma salonunun küçük olmasının, mahkeme sürecini olumsuz yönde etkilediğini ve bununla birlikte küçük bir salonda başlanamayan duruşmanın büyük bir salona geçildiğinde dahi ciddi kayıplara neden olduğunu ifade etti.
Kaboğlu’na göre, bu durumun özü itibarıyla İstanbul Barosu’na yönelik bir siyasi operasyon olduğu açıktır. Bu olay, baroların bağımsızlığı ve hukuk devleti ilkeleri açısından sorgulanabilir bir duruma işaret etmektedir.
Sağkan’dan Önemli Açıklamalar
Erinç Sağkan, Halk TV’deki gazetecilerin yargılandığı davaya da değinerek, bu dava ile İstanbul Barosu’na açılan davanın birbirleriyle olan bağlantısını vurguladı. Sağkan, Halk TV çalışanlarının yargılandığı davanın, İstanbul Barosu yönetimine yönelik yürütülen yargılama ile benzer iptaller taşıdığını ifade etti. Ayrıca, basın özgürlüğü ve ifade hürriyetinin saldırıya uğradığını belirti ve bu davanın sadece baroya değil, tüm Türkiye’deki barolara karşı yapılan bir saldırı olduğunun altını çizdi.
“Bu, 85 Milyonun Ortak Davasıdır”
Sağkan, Türkiye Barolar Birliği’nin müdahillik talebinin kabul edilmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi ancak sürecin başlangıcından itibaren yaşanan hukuksuzlukların önemini de vurguladı. Bu süreçte, İstanbul Barosu’nun hak savunuculuğu anlamında gösterdiği çabaların, Türkiye’de birçok demokratik kitle örgütünün ve bireylerin üzerindeki baskıya dönüştüğünü ifade etti. Sağkan, İstanbul Barosu’na yönelik açılan dava sürecinin, Türk Cumhuriyeti’nin hukuk tarihi açısından büyük bir yanlışlık olduğunu savundu.</
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



