İstanbul Boğazı’nda Özgürlüğün Hikayesi

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
İstanbul Boğazı’nda Özgürlüğün Hikayesi

Mevsimin tüm renklerinin hayatıma göz kırptığı bir günde, Boğaz’ın derin mavisinden başka bir yere gitmeyi düşünemezdim. Özgürlüğün davetiyle karşı karşıyaydım. O an ne Asyalı, ne de Avrupalıydım; yalnızca Boğaz’ın laciverte çalan sularında, yalılar, saraylar, camiler ve hisarlarla süslenmiş derin bir özgürlüğün misafiriydim. İstanbul’da yaz, sadece bir mevsim değil, aynı zamanda bir his, bir yolculuk ve bir kaçıştı. Boğaz’ın serinliğinde tarihin görkemi ve doğanın zarafeti iç içe geçmişken, her dalga beni başka bir hikâyeye sürüklüyordu. Ne tam burada, ne de başka bir yerde; yalnızca o anın ve o güzelliğin içinde kaybolmuştum.

ERGUVAN BİR ŞAL

Güneş, Boğaz’ın laciverte çalan sularına tüm gücünü yansıtırken, güneş ışıkları “güneşin çocukları” gibi parlayıp kaybolarak dalgalarla sevimli bir oyuna dalmıştı. Mor renkli erguvan şalını iki yakasına saran Boğaz, yaz gelince bu şalını çıkarmış olsa da, hâlâ tüm güzelliğiyle karşımdaydı. Bir parça deniz ve bir parça güneşle nefes almak, özgürce İstanbul’u seyretmek, hiçbir yere ait olmamak gibiydi.

İLK DURAK KABATAŞ

Kabataş İskelesi’nden hareket eden teknemiz, arkasında köpükler bırakarak ilerliyor. İstanbul’un sesleri, dalga sesleriyle kaynaşıyor. Martıların bir kanadı denize, diğeri gökyüzüne açılmış. Rüzgâr, sıcaktan bunaldığımı anlamış gibi tatlı bir serinlikle sarıyor etrafımı.

SARAYLARIN BÜYÜLÜ RAKSI

İlk durağımız Dolmabahçe Sarayı. Boğazın kurşuni mavi suları, bir ışık huzmesiyle sarayın nakışlı duvarlarında dans ediyor. Bu manzara, insanı düşsel bir yolculuğa çıkarıyor. İlerledikçe bu büyü derinleşiyor. 1871 yılında inşa edilen Çırağan Sarayı, yangınlar ve yalnızlıklar yaşamış olsa da dimdik ayakta duruyor; sanki Boğaz ona “kal” demiş gibi. Beylerbeyi Sarayı ise tarihin hâlâ canlı olduğunu fısıldıyor, mermerleri ve ihtişamıyla geçmişi bugüne taşıyor.

FETHİN SESSİZ TANIKLARI

Bir anda tarihin iki güçlü simgesi Anadolu ve Rumeli Hisarları karşımıza çıkıyor. Fatih Sultan Mehmet’in fethin öncesinde inşa ettirdiği bu yapılar, sadece taş değil, azmin, zekânın ve tarihin sembolü. Rumeli Hisarı’nın 90 günde tamamlanmış olması ise hâlâ hayranlık uyandırıyor.

HİKÂYENİN SESSİZ TANIKLARI YALILAR

Sarayların ardından masalın diğer kahramanları, yalılar karşımıza çıkıyor. Kimi ihtişamlı, kimi yorgun ama hepsi hikâyelerle dolu. Hasip Paşa’dan Kıbrıslı Yalısı’na, Kont Ostrorog’dan Şehzade Burhaneddin Efendi’ye uzanan bu zarif yapılar, aşklara, vedalara ve sırlarla dolu yıllara tanıklık etmiş. Belki de onları büyüleyici kılan tam da bu bilinmezlik. Özdemir Asaf’ın dediği gibi: “Bugün biz değiliz bakan yalılara/ Yalılar boynu eğik bize bakıyor…”

ZAMANIN DURDUĞU AN

Dönüş yolunda Ortaköy Camii beliriyor. Boğaziçi Köprüsü ile bütünleşen eşsiz siluetiyle hemen yanında Esma Sultan Yalısı’nın zarafeti. Köprünün altından geçerken hissedilen o tarifsiz duygu, sanki İstanbul bir kez daha seni içine çekiyor.

BİR HİSSE VARIŞ HİKÂYESİ

Tur sona eriyor ama his bitmiyor. İstanbul işte… Dünyanın en güzel şehri. Eğer bir gün kendinizi kaybolmuş hissederseniz ya da hiçbir yere ait olmadığınızı düşünürseniz, kendinizi iki kıtanın arasına bırakın. Boğazın laciverte çalan suları sizi iyileştirsin.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın