İstatistikler Arasında Kaybolan İnsanlık Dramı

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
İstatistikler Arasında Kaybolan İnsanlık Dramı

Savaşlar, işgaller ve saldırılarda hayatını kaybedenlere dair istatistikler neyi ifade ediyor? Sayıların artması, yalnızca rakamların büyümesi anlamına geliyor!

Her kayıp, adıyla, kimliğiyle ve varlığıyla büyük bir acının sembolüdür. Depremler, felaketler ve cinayetler gibi her bir kaybın acısı derindir; ama bu durum nihayetinde bir cinayettir. Bazı insanlar kararlar almış, bazıları ateş açmış, bombalamış ve kurşun sıkmıştır; sonuç olarak canınız alınmıştır.

İran’da ABD-İsrail saldırılarında “ölen” değil, “öldürülen” insan sayısı şu anda yaklaşık 1300 olarak bildirilmektedir. UNICEF’e göre bu kayıpların yüzde 30’u çocuklardan oluşmaktadır. Bir okulda 160-170 küçük kız çocuğunun aniden ve birlikte hayatını kaybettiği bilgisi mevcut. Bu vahşetin büyük ihtimalle ABD’nin katkısıyla gerçekleştiği belirtiliyor. Toplamda 20 okul ve 10 hastane hedef alınmış, 400 civarında “çocuk cinayeti” işlenmiştir.

Diğer tarafta, ABD, İsrail ve Körfez ülkelerindeki kayıplar ise birer, üçer, beşer olarak kaydedilmiştir. ABD’ye gönderilen ilk tabutlar merak edenler için isimlerini öğrenmeyi mümkün kılmaktadır. İran’da da ilk saldırıda ölen çocukların isimleri listelenmiş ama bu liste “uzun” olduğu için muhtemelen çok az kişi tarafından baştan sona okunmuştur; duyulan tepki ne olursa olsun.

Her isim, listede yer almayan başka isimlerin, annelerin, babaların, kardeşlerin ve yakınların acısını ve isyanını simgeler. Vicdanımız ile kayıplarımıza duyduğumuz isyan arasında bir köprü olsa da, sınırın öte tarafına geçmek kolay değildir.

Bu “hukuksuz” saldırılardan önce İran rejiminin, çoğu muhtemelen kadın olan kurbanları da bulunmaktadır, bir halkın acı okyanusunda. ABD’nin kendi vatandaşlarını göçmen avında katlettiği olaylar da “cinayetler cehennemi” olarak nitelendirilebilir. İsrail’in elinde ise on binlerce Filistinli çocuğun kanı bulunmaktadır.

İstatistikler mi? O halde başka rakamlar da paylaşalım:

Bir yılda 300’den fazla kadın, belki 400; bazıları daha çocuk yaşta. Aynı dönemde 2 bin 100’den fazla çalışan hayatını kaybetmiş, bunlardan 94’ü çocuk yaşta. Bu kayıplar “savaşta olmayan” bir ülkeden, kendi ülkemizden gelmektedir. “Kadın cinayetleri” olarak adlandırılan bu olaylar, “katil erkek cinayetleri” olarak tanımlanabilir. Diğer kayıplar ise “ekmek peşinde” olan insanların işyerlerinde, çalışırken maruz kaldığı “iş cinayetleri”dir.

Bu neyin savaşı? “Barış içinde” bir “demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti”nde yüzlerce, binlerce insanın ölmesi, öldürülmesi ve katledilmesi durumu söz konusudur.

Çoğunlukla kocalar, ayrılma sürecindeki erkekler, eski eşler, nişanlılar ve sevgililer, bir kadını, genç bir kadını, bazen bir çocuğu evde, sokakta veya iş yerinde nefretle, düşmanlığın çok ötesinde bir şiddetle katletmiştir. Öğrencisinin öldürdüğü öğretmen ve ayrılmak isteyen kocasının öldürdüğü öğretmen de bu duruma örnek teşkil etmektedir. Son iki örnek, 2026 “istatistikleri”ne eklenecek. Erkek çocukların diğer erkek çocukları öldürmesi ise “toplam cinayet” sayısına yansımaktadır.

Adeta “savaşta” bir ülkeye dönüşmüş durumdayız! Kadınlara, çocuklara ve öğretmenlere savaş açmış erkekler var; ayrıca işçilerin de patronlar tarafından hedef alındığı bir durum söz konusu. Son 10 yılda işyerinde ölen 800 kadar çocuktan bazıları, zorunlu staj yerine zorunlu askerlik gibi bir duruma maruz bırakılmıştır. Kadınları korumak amacıyla tesis edilmiş sözleşmelerden ise bir iktidar kaçmaktadır.

Her fırsatta evlerinden, sokaktan, sözlerinden, yazılarından, ifade haklarını kullanırken şarkılarından “esir gibi, rehine gibi” toplanıp içeri atılanları saymıyorum. Onlar henüz “yaşıyor!”

Oralarda “haksız savaş” mevcut. Kendi halkını katleden bir rejim ve onun halkını hedef alan, çocukları da içinde barındıran iki saldırgan devlet var.

Peki buradaki durum ne? Sanki “tek tarafın saldırdığı bir iç savaş” gibi, katledilen kadınlar, çocuklar ve işçiler söz konusu. Bu durumu önleyemeyen, tam tersine artmasına yol açan bir devlet zihniyeti var!

“Barış” mı dediniz? Dedik, dedik, dediler!

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın