
Özel İtalyan Lisesi’nde öğretmenlerin onur, hak ve gelecek mücadelesi devam ediyor. Üç aydan uzun süredir süren grev, okul yönetimi ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın grev kırıcılığı politikaları karşısında yargıdan destek buldu. Tez-Koop-İş Sendikasının başvurusu üzerine 4. İdare Mahkemesi tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararı, sadece hukuki bir adım değil, aynı zamanda grevdeki öğretmenlerin haklı olduğunun bir kanıtı oldu. Mahkeme, grev hakkının ortadan kaldırılamayacağını ve grev kırıcı uygulamaların hukuka aykırı olduğunu belirtti. Ayrıca, Milli Eğitim Bakanlığı’na grevi kırmak değil, grevin hukuka uygun şekilde işlemesini sağlamakla yükümlü olduğunu hatırlattı.
Grev kararına giden süreç
Grevdeki öğretmenlerin, grev öncesinde ve sonrasında yaşadıkları durumu gözden geçirmek önem taşıyor. Grev kararı, öğretmenlerin beş yıl süren bir mücadelesinin sonucunda alındı. 2021 yılından bu yana, İtalyan Lisesi’ndeki öğretmenler, okul yönetimine yaşadıkları sorunları iletmeye çalıştılar, ancak bu çabaları göz ardı edildi. 2025 yılının sonlarına doğru öğretmenler arasında ücret ve hak eşitsizliği tartışmaları yoğunlaştı. “Öğretmenler bir şeyler yapmalı!” diyerek harekete geçtiler. Bir yıl içerisinde Tez-Koop İş Sendikasında örgütlenerek yetki aldılar. Ocak 2026’da toplu iş sözleşmesi görüşmeleri başladı, ancak anlaşma sağlanamadı ve arabuluculuk süreci de sonuçsuz kaldı. 2 Şubat 2026 tarihinde ise öğretmenler grev kararı alarak derslere girmeme ve ders dışı etkinliklere katılmama kararı aldılar.
Şubat ayı boyunca, öğretmenler okul önünde basın açıklamaları yaparak destek arayışına girdiler. Öğretmenlerin bu girişimleri ve sendikanın güçlü desteği, veliler ve kamuoyundan da destek buldu. Ancak, sendikal örgütlenme ve grev hakkını engellemeye yönelik bir adım atıldı. Milli Eğitim Bakanlığı, öğrencilerin derslerde geri kalmaması gerekçesiyle Özel İtalyan Lisesi’ne geçici öğretmen görevlendirdi. Bu durum üzerine Eğitim Sen ve Eğitim İş, görevlendirmenin grev kırıcılık olduğunu belirterek, üyelerine bu görevi kabul etmemeleri çağrısında bulundular.
Anayasa ve yasalara aykırı bir şekilde MEB, grev kırıcı uygulamalarına devam etti. Geçici olarak görevlendirilen öğretmenlerden bazıları kendi istekleriyle görevden çekildiler, bazıları ise grev kırma pahasına derslere girmeye başladılar. MEB’in bu tutumu, Özel İtalyan Lisesi yönetimini cesaretlendirdi. Sendikal hak ve özgürlüklere karşı yapılan bu uygulamalar nedeniyle Tez-Koop-İş Sendikası, yürütmeyi durdurma kararı almak için hukuki süreç başlattı (16 Mart 2026). Sendikalar ve akademisyenler, grevdeki öğretmenlere destek çağrısında bulundular.
Taraflar 26 Mart’ta yeniden masaya oturdu ve bir mutabakat metni üzerinde uzlaştılar. Ancak, Özel İtalyan Lisesi yönetimi geçici öğretmenlerle durumu yönetebileceğini düşündüğü için bu metni toplu iş sözleşmesine dönüştürmekten kaçındı. Gecikmeli de olsa, grevdeki öğretmenleri destekleyen bir gelişme yaşandı. Tez-Koop İş Sendikasının başvurusu üzerine 4. İdare Mahkemesi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın geçici öğretmen atamalarının yürütmesini durdurdu. İstanbul 4. İş Mahkemesi de öğretmenler lehine bir karar verdi. Halihazırda grev sürmektedir. Eğer Milli Eğitim Bakanlığı geçici öğretmen görevlendirmesi yapmasaydı, yargı yürütmeyi durdurma kararını daha önce vermiş olabilirdi ve okul yönetimi ile sendika toplu sözleşme sürecini uzlaşma ile tamamlayabilirdi.
Anayasa, sendikal örgütlenme ve grev hakkını tanıyor. Ancak pratikte bu haklar büyük ölçüde yok sayılıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın grev kırıcılığı, bu durumu gözler önüne seriyor. İşçi hakları söz konusu olduğunda yargının adalet sağlama süreci çoğu zaman yavaş ilerliyor. Çocukların eğitim hakkı da bu durumdan etkileniyor. Öğretmenler ve sendika, grevin bir an evvel sona ermesini arzuluyorlar. Ancak Türkiye’de sendikaya üye olan veya grev yapan işçilerin işten atılması sık rastlanan bir durum. Lise yönetimi, bu olumsuz politik ortamdan faydalanarak, 26 Mart tarihinde Tez-Koop-İş ile uzlaşıp hazırladığı toplu iş sözleşmesi öncesi mutabakat metnini imzalamaktan kaçınıyor.
Öğrencilerin eğitim hakkı
Öğretmenlerin lehine gelişen bu durum, Özel İtalyan Lisesi yönetimi ve Okul Aile Birliği’ni harekete geçirmiş olmalı. Bazı gazeteciler aracılığıyla, çocukların eğitim hakkının engellendiği ve bunun sorumlusunun grevdeki öğretmenler olduğu yönünde açıklamalar yapılmaya başlandı. Ancak Okul Aile Birliği, yönetimin çizdiği sınırlar içinde hareket etmektedir ve tüm velileri temsil ettikleri söylenemez. Velilerin okul yönetimine sorması gereken en önemli soru, “26 Mart’ta imzaladığınız mutabakata neden sahip çıkmıyorsunuz?” olmalıdır. Gelişmelere bakıldığında, krizin asıl sorumlusunun grevdeki öğretmenler değil, ağır kural ihlalleri yapan Milli Eğitim Bakanlığı ve uzlaşma masasından kaçan okul yönetimi olduğu açıktır.
Okul yönetimi ve Okul Aile Birliği sözcüleriyle görüşüp grevdeki öğretmenlerin sesine kulak vermeyen bazı gazeteciler de bu sürecin tarafı olmuşlardır. Öğretmenlerin mücadelesini göz ardı edip patronların söylemlerini öne çıkaran bu gazeteciler, öğretmenlerin aldığı ücretleri sorgulayıp Türkiye’nin ekonomik krizini grev hakkına karşı kullanmaya çalıştılar.
Öğretmenlerin grev hakkı, eğitim hakkının karşıtı değil; onun vazgeçilmez güvencesidir.
Grevdeki öğretmenler için öğrencilerin eğitim hakkı elbette öncelikli bir konudur. Öğretmenler, yıllardır bu hakkı yaşama geçirmek için çaba gösterdiklerini belirtiyorlar. Eğitim hakkı ile grev hakkı birbirine zıt değildir; bu iki hak arasındaki ilişki ve kesişim alanları vardır. Öğretmenlerin grev hakkı, eğitim hakkının güvencesidir. Eğitim hakkı, öğrencinin sınıfta bulunmasıyla değil, öğretmenin de insana yakışır koşullarda çalışması, sendikal haklarını özgürce kullanabilmesi ve geleceğe güvenle bakabilmesi ile mümkündür. Nitelikli eğitim, baskı ve güvencesizlik altında çalışan öğretmenlerle değil, emeği tanınan, sözüne değer verilen ve hakları güvence altına alınmış öğretmenlerle sağlanabilir. Öğretmen, eğitim sürecinin pasif bir aktarıcısı değil; eğitimin aklını, duygusunu ve özgürlüğünü taşıyan asli öznesidir. Gerçek eğitim, ekonomik ve sosyal hakları tanınmış, mesleki ve insani varlığını özgürce kurabilen öğretmenlerle mümkündür.
İnsan onurunu zedeleyen koşullarda çalışan öğretmenlerle nitelikli bir eğitim sağlanamaz. Öğretmeni susturarak öğrenciyi koruyamazsınız. Öğretmenin haklarını yok sayarak eğitim hakkını savunamaz
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



