İtirafçılık: Korkunun ve Onurun Sınavı

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
İtirafçılık: Korkunun ve Onurun Sınavı

Uzun süre cezaevlerinde dolaşan ve birçok mahpushanede kalan birinin hikayesi oldukça dikkat çekici.

En çok sevdiği yer ise Gebze Mahpushanesi olmuştu. Bu mahpushane, ismiyle anılmaya başlamıştı.

Koğuş arkadaşları, onun rahatça çalışabilmesi için özel bir alan oluşturmuştu. Kimsenin rahatsız etmemesi için bu düzenlemeyi yapmışlardı.

Hatırladığım kadarıyla, bu mahpusluk sürecinde ya da sonrasında kartlarında yer alan konulardan biri itirafçılıktı. Mevcut yasalar çerçevesinde pişmanlıkla beraber anılan bu durum, üzerine bir kitap yazmasına da yol açtı.

Geçerlilik süresi iki yıl olan bu yasaya, önceden pişmanlık kanunu deniyordu.

Günümüzde ise bu kavram “etkin pişmanlık” olarak adlandırılıyor.

Kamuoyunda bilinen şekliyle etkin pişmanlık, itirafçılığı ifade ediyor.

Pişmanlık ve itirafçı olma durumu, aslında birbiriyle örtüşen kavramlar olarak karşımıza çıkıyor.

Yalçın Küçük, Haziran Yayınevi tarafından 1987 yılında yayımlanan “İtirafçıların İtirafları” adlı eserinde, bu olgunun günümüzdeki yargı sorunlarıyla ilişkisini ele alıyor.

Küçük, “İtirafçılık olgusunun dinamiğini çözümlemek zorundayım” ifadesiyle, bu konunun derinlemesine incelenmesi gerektiğini vurguluyor.

Ona göre, “itirafçılar” kimlerdir? İtirafçı, itirafa doymayan bir kişidir.

Korkunun insanlık hali olduğunu, bu konuda hiçbir şüphe taşımadığını belirtirken, tarihsel ve bireysel açıdan insanlığın korkudan arındığı sürece ilerleyebileceğini ifade ediyor.

İnsanların korkularını kabul etmemeleri, korkunun kendisi kadar önemli bir insanlık durumudur.

İtirafçı, kendisini açığa vuruyor.

Bu bağlamda, bir şiirin dizesine yer veriyor:

“Bu adam

Sattı arkadaşını;

Sattı altın bir tepside arkadaşının

kanlı, kesik başını….

Bu adamın ayaklarında dolaşıyor,

korku,

gölgesi gibi…”

“51 Tevkifatı’nda Bülbül Sanatçılar” bölümünün giriş kısmında ise şu ifadeler yer alıyor:

“İtirafçı yeni bir kimliktir.

İtirafçı, aynı vücutta yeni bir senaryodur.

İtirafçı, suçlanan ve ceza tahdidi altına sokulan kişiliğini açığa vuran kimsedir.

Bu haliyle kopmalardan, çözülmelerden ve dönmelerden oldukça farklıdır.

Kendini açığa vurabilmek için insanın sığ olması gerekmektedir; kusulan kişiliğin yerleşmemiş olması zorunludur. (…)

İnsan güzel bir yaratıktır.

İnsana en zor gelen şey, kendisine ihanet etmektir.

İnsan işkenceye dayanabiliyor; ancak kendi kendisine ihanet etmesi oldukça zordur.”

“İtirafçı korkuyor…

İtirafçı ne olacak? İtirafçıya ne olacak?

İtiraf, itirafçıyı hapisten kurtarıyor.

İtiraf, itirafçıya asla bir kişilik kazandıramayacak bir kimlik sunuyor.”

Yalçın Küçük’ün itirafçılar üzerine olan tanımları bu şekilde öne çıkıyor.

Zaman içerisinde neler yaşandı?

Devletin beklentisi, “ihbar” ve “itirafçılık” üzerineyken, itirafçının ödülü ise cezaevinden çıkabilme şansıydı. Dışarıda ise geriye kalan yalnızca utanç olabilir, kim bilir?

Kalemi ve kâğıdı vardı, fakat en önemli eşyası yanından ayırmadığı kartlarıydı. Onlara yazılar yazar, notlar alırdı. Kartlarına yazmadığı “yazılar” ne kitap olurdu ne de bir makale… Yazdıklarını tekrar gözden geçirmez, düzeltme yapmazdı. Kartlarında nasıl yazmışsa, o şekilde yayımlanırdı.

Yazdığı yazılar gibi bir hayat sürmüştü.

Kırmızı ipek atkılarını çok severdi. Yaz-kış demeden boynuna takar, dolaşırdı.

Ne kendisi ne de çevresi bu durumu yadırgamazdı; başında bir kalpağı da vardı.

O kırmızı atkılardan biri bende kaldı, ondan aldım ve geri vermedim.

Kırmızı atkılar, yazılar, kitaplar yaşam ve ölümle özdeşleşmişti.

Yalçın Küçük, “Aydınlar Dilekçesi” davasında, 6 Eylül 1985 tarihli savunmasında şöyle demişti:

“Asıl ölüm, insanı insan yapan değerlerden uzaklaşması, umudunu yitirmesi ve inançlarını kaybetmesidir…

Asıl ölüm, insan onurunun zedelenmesi ve ulus onurunun kırılmasıdır.”

Aklıma İlhan Berk geliyor…

“Günlük İşlerdenmiş Gibi Ölüm” şiirinde,

“Dönüp duruyor yol. Sonunda orda durduk.

Açık kapıdan gördük,

Oturmuş yün eğiriyordu

Elinde kirmeni.

Kocaman bir yumak kapının orda yuvarlanıp kalmıştı.

Eşikten başımızı uzatıp

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın