
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Genel Merkezi’nde gerçekleştirdiği basın toplantısında, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından kabul edilen ortak rapora yönelik eleştirilerde bulundu. Dervişoğlu, “Büyük Türk Milleti” ifadesiyle başladığı konuşmasında, şunları belirtti:
“Cumhuriyetimizin 103 yıllık tarihinde, milli-üniter yapımızı hedef alan bir terör örgütü elebaşı ve sözcülerinin dilinden beslenen ihanet süreci, Komisyonun ortak raporunun yayımlanmasıyla birlikte yeni bir aşamaya geçmiştir. Adalet ve demokrasiyi 25 yıldır milletimize çok gören iktidarın, bir teröristin özgürlüğü için kurduğu komisyondan çıkan sonuç, bizler için sürpriz değildir. Rapor, Cumhuriyet Devleti’ne 100 yıllık zulüm düzeni diyenlerle, 100 yıllık reklam arası diyenlerin bir araya geldiği bir metin niteliğindedir. Bu duruma sözcülük yapmak ise, 57 yıllık MHP ile Cumhuriyeti kuran tüzel kişilik olduğunu iddia eden CHP’ye düşmüştür. Bu organize ihanetin meşrulaştırılması çabası, topluma benimsetilmeye çalışılmakta ve sürecin sonunda ortaya çıkabilecek milli felaketten onları korumayacaktır.
“RAPOR, FİKRİ VE VİCDANİ OLARAK BİR SEFALET MANİFESTOSUDUR”
Elbette raporu her bir madde üzerinden hukuk diliyle tartışabiliriz. Ancak bu rapor, fikri ve vicdani açıdan bir sefalet manifestosudur. İçinde yer alan ifadelerle, hukuk devleti, demokrasi, kardeşlik, insan hakları ve meclis üstünlüğü gibi kavramların yanı sıra tutuksuz yargılama ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi birkaç asırlık kazanımın yeniden keşfedildiği iddia edilmektedir. Bu değerleri 25 yılda yok edip, ardından yeniden ilan etmek, akıl ve mantıkla izah edilemez bir durumdur. Rapor, PKK’nın silah bırakmadığını açıkça itiraf etmektedir. Sözde komisyondan bağımsız olarak, Türk Milletinin arzusunun bile gerçekleşmediği bir ortamda, raporun altına imza atan siyasi partiler ve görüşü alınan kişilerin, aylarca ne yaptıkları sorgulanmalıdır. 40 yıl süren terörle mücadele döneminin bile satır aralarında küçümsendiği görülmektedir. Bu mücadeleyi beğenmeyip 25 yıldır adalet ve kalkınmayı tesis edemeyenlerin, millet nezdinde hiçbir beyanının geçerliliği yoktur.
Metinde yer alanlardan ziyade, ulaşılmak istenen hedef ve bu hedef doğrultusunda yapılmak istenenler önem taşımaktadır. Çünkü Erdoğan, kurmak istediği yeni iktidar mimarisinin yasal, kurumsal ve toplumsal onayını almak için bir düzeneği hayata geçirmiştir. Cumhuriyetimize, milletimize, üniter yapımıza kasteden bir teröriste ‘kurucu önder’ demek, ardından bu değerleri savunuyormuş gibi görünmek, bir utançtır. Ezcümle, sürece katılanlar, kendi imtiyazlarının peşinde, saray tasallutuna açıkça boyun eğmişlerdir. Bu rapor; isminde Adalet bulunan ama adalet anlayışını, isminde Cumhuriyet geçmesine rağmen Cumhuriyeti, isminde milliyet geçmesine rağmen milliyeti, isminde demokrasi geçen ama demokrasiyi kendi şahsi emellerine alet edenlerin, Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı nasıl bir ihanet içinde olduklarının belgesidir.
“ASLINDA YAPTIKLARI İHANETİN FARKINDADIRLAR”
Terör örgütünün eylemlerini ‘şiddet iklimi’ olarak adlandırıp eşitleyen, ‘acıları inkar etmeden geleceği birlikte kurma kararlılığı’ ifadesiyle Öcalan’ın Hakikat Komisyonu olduğunu açıkça ifade eden rapor, teröristlere ‘toplumsal bütünleşme’ adına affedilmeleri için gereken her şeyin yapılmasını üstlenmektedir. Aslında yaptıkları ihanetin farkındadırlar. Bu farkındalık, sürece dahil olan herkese özel bir cezasızlık zırhı giydirilmesi talep edilmesinden de anlaşılmaktadır. Ancak bilinmelidir ki, hiçbir zırh, ihanetle hesaplaşmamızın önüne geçemeyecektir. Tarih kaydetmiştir; Türk milleti bunu unutmayacaktır.
Her zaman söylediğim gibi, ‘ihanetin zamanaşımı yoktur’. Unutulmamalıdır ki, Milli Kurtuluş Savaşı’nın mahiyeti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesi, Cumhuriyet düşmanlığının, etnik ayrılıkçılığın ve sol-liberal hezeyanların yıkıcı ajandalarıyla değişmez, değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez.
“VATANDAŞININ ONURUNU VE GURURUNU ETNİK KÖKENİNE GÖRE Mİ KORUYACAK”
Komisyon raporunda, Türkiye’nin üniter yapısını zayıflatacak ve ulus devlet anlayışını tartışmaya açacak ifadeler bulunmaktadır. ‘Türkler, Kürtler, Araplar ve diğer kardeş halklar’ denilerek, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları tek bir millet yerine etnik toplulukların toplamı olarak tanımlanma hatasına düşülmüştür. Hatırlatmak isterim ki, ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk Milleti denir’. Bu sözler, Mustafa Kemal Atatürk’e aittir. TBMM, ‘kardeş halklar konfederasyonu’ kurmak için değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve Türk milletini yaşatmak için vardır.
Komisyoncu rapor, ‘Kürt’ün onuru, Türk’ün gururu korunmalı’ demektedir. Bu ifade, Numan Kurtulmuş’un sıkça vurguladığı bir ifadedir. Peki, devlet, vatandaşının onurunu ve gururunu etnik kökenine göre mi koruyacaktır? Devletin görevi, her vatandaşının onurunu ve gururunu korumaktır. Etnik kimliklere göre onur ve gurur dağıtan bir anlayış, üniter devleti değil, kimlikler federasyonunu ortaya çıkarır. Raporu sadece yazdıklarıyla değil, sakladıklarıyla da dikkate almalıyız. Dünyanın her yerinde benzer senaryolarla karşılaşıyoruz. Önce terörü bitirme söylemi gelir, ardından çok kimlikli toplum dili devreye girer, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, özel hukuk düzenlemeleri ve peşinden af tartışmaları başlar. En sonunda devletin yapısı tartışma konusu haline gelir. Bu bir tesadüf değil, sistematik bir yaklaşımdır.
Benzer uygulamaların Irak, Suriye, Lübnan ve Balkanlar’da görüldüğünü unutmamak gerekir. Şimdi aynı kavram setleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin önüne konulmaktadır. Barış, kardeşlik, hak ve demokrasi söylemleriyle, zayıflatılmış bir üniter devlet, kimliklere bölünmüş bir toplum ve merkezi zayıflatılmış bir devlet yapısı hedeflenmektedir. Bu rapor, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını tek bir millet olarak değil, kardeş halklar, topluluklar, kimlikler toplamı olarak tanımlamaktadır. Eğer bu dili kabul ederseniz, Anayasa’nın vatandaşlık tanımının tartışılmasından tutun, yerel özerklik taleplerine ve en sonunda federasyona kadar birçok konu masaya gelecektir. Tarih bize şunu öğretmiştir: Devletler bir günde bölünmez; önce kavramlar, ardından zihinler, en sonunda haritalar bölünür. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve merkezi idarenin geri çekilmesi, ilk bakışta demokratik gibi görünse de, Türkiye’nin içinde bulunduğu terör ve jeopolitik gerçeklikte bu başlıklar masum değildir. Bu başlıklar, uluslararası raporlarda Türkiye’ye dayatılan modeli ifade eder. Senaryo, merkezi devleti zayıflatmak ve kimlik siyasetini kurumsallaştırmaktır. Biz bu senaryonun hayata geçirilmesine kesinlikle izin vermeyeceğiz. Ayrıca, 103 yıllık Cumhuriyetimizi ve milli-üniter yapımızı bir terör örgütü elebaşının emellerine teslim
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



