İzmir Körfezi’nde Temiz Gelecek İçin Çözüm Arayışı

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
İzmir Körfezi’nde Temiz Gelecek İçin Çözüm Arayışı

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği İzmir Körfez Konferansı, temiz bir Körfez hedefi doğrultusunda bilim insanlarını bir araya getirdi. 28 Mart’a kadar sürecek olan konferans, Tarihi Havagazı Fabrikası’nda gerçekleştiriliyor ve burada küresel deneyimlerin yanı sıra yenilikçi çözümler masaya yatırılıyor.

İZMİR (İGFA) – “Sağlıklı Bir Körfez İçin Bir Adım Daha” temasıyla düzenlenen İzmir Körfez Konferansı, Alsancak Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Merkezi’nde bilim insanlarını buluşturdu. Akademisyenlerin yanı sıra uluslararası konukların katıldığı konferansta, zararlı alg patlamaları, global deneyimler ve İzmir Körfezi için önerilen yenilikçi çözümler hakkında tartışmalar yapıldı.

Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü’nden Prof. Dr. Şükrü Turan Beşiktepe, “İzmir Körfezi: Doğal Oşinografik Süreçler, İnsan Baskısı ve İklim Değişikliğinin Kesişiminde Bir Kıyı Denizi” başlıklı sunumunda, körfezin sıcaklığının önemli bir etken olduğunu vurguladı. Beşiktepe, “2023’ten itibaren sıcaklık ciddi ölçüde arttı ve 2025’te normal artış eğilimine döndü. İklim araştırmacılarını oldukça endişelendiren bir durum. 2024 yılı, İzmir Körfezi için tarihsel olarak en sıcak dönemlerden biriydi. Körfez, ısıyı tutarak daha güzel bir İzmir yaşamı sunmaya devam etti. Biz de bu sürece destek olmalıyız” şeklinde konuştu.

“KÖRFEZ ARTIK SADECE KİRLENMİYOR, DEPO GİBİ KİRLETİCİLERİ TUTUYOR”

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Deniz Biyolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Ebru Yeşim Özkan, “İzmir Körfezi’nde Sediment Kaynaklı Kirlilik” konulu sunumunda, körfezin artık kirlenen değil, kirleticileri tutan bir yapıya dönüştüğünü belirtti. Özkan, “Körfez zamanla dinamik taşıma sisteminden çıkarak dev bir depo haline geldi. Geçmişte taşınım baskınken, günümüzde çökelim baskın hale geldi ve sistem adeta bir depo gibi çalışıyor” ifadelerini kullandı. Ayrıca, insan kaynaklı kirliliğin önemine dikkat çekerek, gerçekleştirilen analizlerden elde edilen teknik bilgileri de aktardı.

TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’nden kıdemli araştırmacı ve deniz biyoloğu Dr. Alper Evcen, “İzmir Körfezi’nde Kirletici Baskılar” başlıklı sunumunda, körfezin geçmişteki haliyle ilgili önemli bilgiler verdi. Evcen, “Bir zamanlar körfez rüya gibi bir yerdi. İnsanlar burada yüzüyor, kayıklar geçiyordu. Körfezde denize girmek ne güzel bir hayaldi” diyerek, mevcut durumun ele alınması gerektiğini vurguladı. “Körfez yarı kapalı bir sistem. Baskılar var. Ancak burada yaşam ve nefes devam ediyor. Bu nefesi sürdürebilmek bizim sorumluluğumuzda” dedi.

“KURBAĞA YOK, BALIK YOK AMA SU KÖRFEZE AKIYOR”

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yusuf Kurucu, “Gediz Nehri Su Kalitesi ve İzmir Körfezi’ne Kirlilik Yükü” konulu sunumunda, Gediz Nehri’nin temiz suyunun mesafe kat ettikçe içilebilirliğini kaybettiğini ifade etti. Kurucu, “Gediz Nehri 400 kilometre boyunca akıyor. Murat Dağı’ndan çıkan su pırıl pırıl, ancak Manisa’ya geldiğinde içilebilirlik özelliklerini kaybediyor. Menemen’deki su çok kirli ve bu su körfeze ulaşıyor. Burada balık ya da kurbağa yok” dedi. Ayrıca, İZSU tarafından her ay yapılan araştırmaların disiplinli bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyoloji Bölümü – Hidrobiyoloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ergün Taşkın, “İzmir Körfezi’nin Makroflorası, Ekolojik Kalite Durumu ve Aşırı Makroalg Çoğalması” başlıklı sunumunda, İzmir Körfezi’ndeki ilk çalışmalara dair bilgiler verdi. Taşkın, iç körfezde türlerde azalma görüldüğünü belirterek, ölçümlerin önemine değindi ve “Körfeze ciddi bir kirlilik girdisi var. Sıcaklık arttıkça deniz marulları daha fazla görülmeye başlıyor. Fosfat ve azot gibi her türlü girdinin azaltılması gerekiyor” şeklinde konuştu.

BALIK ÖLÜMLERİ ELE ALINDI

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Hilal Aydın, “İzmir Körfezi’nde Dinoflagellat Kistlerinin Dağılımı” başlıklı sunumunda, tarihsel süreçte yaşanan balık ölümlerine değindi. Kalıcı kistlerin yanı sıra çevresel değişkenlerin de önemli olduğunu vurguladı.

Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Dr. Levent Yurga, İzmir Körfezi’ndeki fitoplankton tür dağılımı hakkında bilgiler sundu. İzmir Körfezi’ndeki canlı türlerinin arttığını belirten Yurga, “Körfezde müsilaj salgılayan türler konusunda yoğunlaştım. Bu türlerin sayısı 7 ama bunlar müsilaj oluşturmuyor. İzmir Körfezi’nde bir riskimiz var ve bunu görürsek şaşırmam. Derelerden gelen bir yük var. Bana göre çözüm, derelere akan kirliliğin azaltılması” dedi.

Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Doç. Dr. Ertan Dağlı, İzmir Körfezi’ndeki makroomurgasızlar hakkında bilgi verirken, nüfus artışının sorunları gündeme getirdiğini aktardı. Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Zafer Tosunoğlu, İzmir Körfezi balıkçılığına genel bir bakış sundu. Tosunoğlu, 1982 yılında Güzelyalı – Bostanlı hattında yasak olan avlanmanın, sonrasında İnciraltı – Bostanlı arasında da uygulanmaya başlandığını belirtti. Körfezdeki balık ölümlerinin balık ticaretine etkisini vurgulayan Tosunoğlu, sürdürülebilir balıkçılığa geçilmesi gerektiğini ifade etti.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın