

Kadına yönelik şiddetle mücadele, öncelikle şiddetin tanımını netleştirmeyi gerektiriyor. Şiddet, bir bireyin başka birine zarar verecek şekilde gerçekleştirdiği eylemler dizisini ifade etmektedir. Bu tanım, şiddetin çok çeşitli biçimlerde ortaya çıkabileceğini göstermektedir:
Fiziksel şiddet
Fiziksel şiddet, yaralanma ve acı verme amacı taşıyan eylemleri kapsamaktadır. Bu tür şiddet, başkalarını kontrol etme, denetleme, küçümseme veya cezalandırma amacıyla bedensel güç kullanılmasını içerir. Böylece, fiziksel güç farkını kullanarak diğerlerini sindirmeye yönelik sistematik bir istismar durumu ortaya çıkabilir. Ayrıca, bağırma ve tehdit gibi aile içi şiddet vakaları da fiziksel şiddet kapsamına girmektedir.
Cinsel şiddet
Cinsel şiddet, rıza kavramıyla doğrudan ilişkilidir. Bir kişinin rızası olmadan fiziksel güç kullanarak cinsel ilişkiye girmek, cinsel şiddet olarak tanımlanmaktadır. Bunun yanı sıra, kişisel sınırları zorla ihlal etmek de bu tür şiddetin örnekleri arasında yer almaktadır.
Psikolojik ve duygusal şiddet
Psikolojik şiddet, bireyin ruhsal bütünlüğünü hedef alan kasten yapılan eylemleri içerir. Bu tür şiddet, güç ve kontrol arzusu doğrultusunda gerçekleştirilen kötü niyetli davranışlardan oluşur. Kontrol ve izolasyonun yanı sıra benlik saygısını zedeleyici tehditkar davranışları da kapsar. Duygusal şiddet, tehdit, sözlü saldırganlık ve korkutma gibi belirtilerle kendini gösterebilir.
Özellikle izolasyonun eşlik ettiği yoğun duygusal istismarlar, fiziksel şiddetin habercisi olabilmektedir. Bu nedenle, psikolojik şiddetten kurtulma yolları ararken, ilgili kurumlardan destek almak önemlidir.
Ekonomik şiddet
Ekonomik şiddet, bireyi maddi kaynaklardan mahrum bırakmayı hedefleyen tehdit ve kontrol eylemlerini içermektedir. Bu bağlamda, bir bireyin gelirinin elinden alınması veya çalışma imkanının engellenmesi de ekonomik şiddet sayılmaktadır. Kadına yönelik ekonomik şiddet, cinsiyet ve güç ilişkilerinin bir sonucu ve aynı zamanda bu ilişkilerin bir nedeni olarak ortaya çıkmaktadır.
Dezavantajlı gruplar neden daha sık şiddet görüyor?
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şiddeti güç kullanımı açısından tanımlarken, sosyoekonomik sınıf, ırk ve cinsiyet eşitsizliğinin etkisini vurgulamaktadır. Bu durum, toplumsal eşitsizliklerin artışıyla dezavantajlı grupların daha fazla şiddete maruz kalmasına neden olmaktadır. Bu konuyu istatistiklerle detaylandırmak mümkündür:
WHO’nun yayımladığı verilere göre, kadınların yaklaşık yüzde 30’u şiddete maruz kalmaktadır. Bu vakaların çoğu aile içi şiddet (eş veya partner şiddeti) şeklinde ortaya çıkmaktadır. 15-49 yaş arasındaki kadınların neredeyse üçte biri, fiziksel veya cinsel şiddet yaşadığını bildirmektedir. 2014 yılında Avrupa Birliği genelinde gerçekleştirilen bir çalışma, kadınların yüzde 22’sinin aile içi cinsel veya fiziksel şiddete maruz kaldığını ortaya koymuştur.
Aile İçi Şiddete Karşı Ulusal Koalisyon (NCADV), Amerika’da engelli bireylerin yüzde 26’sının şiddete maruz kaldığını belirtmektedir. Türkiye’de ise Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği (TOHAD) tarafından gerçekleştirilen bir araştırma, engellilere karşı uygulanan şiddetin yüzde 31,20’sinin sistematik olduğunu ortaya koymaktadır.
FBI tarafından hazırlanan nefret suçu istatistiklerine göre, 2020 yılında Amerika’da 11.126 kişi şiddete uğramıştır. Mağdurların çoğu, etnik kökenleri ve ırkları nedeniyle şiddet görmüştür. Ayrıca, 2019 yılına göre siyahi karşıtlığına yönelik şiddet olaylarının yüzde 49, Asya kökenli göçmenlere yönelik şiddetin ise yüzde 77 arttığı gözlemlenmiştir.
2021 yılında, bağımsız araştırma kuruluşu Galop tarafından İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre, LGBTQI+ bireylerin yüzde 64’ü şiddet veya istismara uğramaktadır. Bu şiddet olaylarının yüzde 92’si sözlü taciz, yüzde 29’u fiziksel şiddet ve yüzde 17’si cinsel şiddet biçimindedir.
Kadına şiddetin yer almadığı bir dünya için neler yapılabilir?
Şiddet, sessizliğin ve normalleşmenin bir sonucu olarak kronikleşebilir. Kadına yönelik şiddetin sona ermesi için, öncelikle şiddet mağduru kadınların sesini duymak ve onlara destek olmak gerekmektedir. Değişim, kurbanı suçlamadan, onlara güvenli bir alan sunan toplumlarla başlamaktadır.
Toplumların kadın ve erkek rollerini tanımlama biçimlerini gözden geçirmesi, kadına yönelik şiddetin meşrulaşmasını önleyebilir. Egemenliği erkekle ilişkilendiren toplumlarda cinsel şiddet normalleşebilir ve tecavüz kültürü ortaya çıkabilir. Bu nedenle, cinsiyet rolleri hakkında çocuklarla erken yaşta konuşmak ve insan haklarına saygılı nesiller yetiştirmek büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, gençlerin evde ve okulda bedensel özerklik, cinsiyet rolleri ve rıza konularında eğitilmesi gerekmektedir. Kadınların güvenliğini devlet politikalarıyla desteklemek ve cinsiyet eşitliğini sağlamak da şiddeti sona erdirme açısından kritik bir rol oynamaktadır.

Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



