
Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 23. maddesinde yer alan hükme göre, “Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır”.
Bu durumun kadın özerkliğine ve kimliğine doğrudan müdahale ettiğine dikkat çekilerek, “Nüfus kaydının erkek üzerinden oluşturulması, kadın için açık bir müdahaledir” ifadeleri kullanıldı.
EŞİK, kadınların kazanılmış haklarını korumak, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve şiddetle mücadele etmek amacıyla 1 Ağustos 2020’de kurulan Türkiye’nin en kapsamlı sivil toplum çatı örgütlerinden biridir.
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Başkanı Canan Güllü, sosyal medya üzerinden bu karara tepki gösterdi.
Güllü, “Eşitlik, kadının erkeğin üzerinden bir yer bulması değil, kadının erkeğin hanesinden bağımsız bir hukuk öznesi olarak kabul edilmesidir” şeklinde açıklamada bulundu.
1976 yılında kurulan TKDF, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve kadına yönelik şiddetle mücadele etmek amacıyla bağımsız bir çatı örgütü olarak faaliyet göstermektedir.
Düzenleme neden AYM’ye taşındı?
Dava, nüfus kaydının kocanın hanesine taşınmasına yönelik işlemin iptali talebiyle açıldı.
İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi, kadınların kendi adlarına bağımsız bir nüfus kütüğüne sahip olmadığını vurguladı.
Mahkeme, evlenme sırasında kadının kaydının baba hanesinden erkek eşin hanesine, boşanma durumunda ise tekrar baba hanesine taşındığını ifade etti.
Bu durumun, kadın ile erkek ve eşler arasındaki eşitlik ilkesine aykırı olduğu savunuldu.
Kadın aleyhine cinsiyete dayalı farklı muamele oluşturulduğu ve nüfus kaydının erkek eş üzerinden oluşturulmasının meşru bir amacı bulunmadığı belirtildi.
Yerel mahkeme, düzenlemenin “Anayasa’nın hukuk devleti, eşitlik, temel haklar, kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve aile içinde eşitliğe ilişkin hükümlerine” aykırı olduğunu savundu.
AYM: Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı değil
AYM kararı, nüfus kütüklerinin tutulmasının kamu hizmetlerinin düzenli bir şekilde yürütülmesini sağlayan “hukuki ve teknik bir hizmet” olduğuna dikkat çekti.
Mahkeme, nüfus olaylarının hangi sistemle kaydedileceğine dair kanun koyucunun geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu ifade etti.
Kararda, nüfus kütüğünün kişisel kimliğin bir parçası olmadığı belirtildi.
AYM, nüfus kayıtlarının gizli olduğunu ve kimlik belgelerinde aile kütüğüne ilişkin bilgilerin yer almadığını vurguladı.
Bu bağlamda, kadının kaydının eşinin hanesine taşınmasının özel hayatına, hukuki statüsüne ya da somut bir menfaatine “doğrudan ve belirleyici” bir etkisinin bulunmadığı sonucuna vardı.
Mahkeme, düzenlemeyi nüfus hizmetlerinin yürütülmesine yönelik teknik bir kayıt yöntemi olarak değerlendirdi.
Bu nedenlerle, hükmün Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olmadığına karar verildi.
Karşı oy kullanan beş üye ne dedi?
AYM’nin kararına beş üye itiraz etti.
Dört AYM üyesi ortak bir karşı oy gerekçesi sunarak, uygulamanın kadın ve erkek arasında doğrudan cinsiyete dayalı farklılık yarattığını savundu.
Karşı oy gerekçesinde, evlilik sonrası yalnızca kadının nüfus kaydının değiştiğine, erkek eşin ise kendi aile kütüğünde kalmaya devam ettiğine dikkat çekildi.
Nüfus kaydının idari ve teknik bir kayıt olmasının, bu farklı muamelenin eşitlik ilkesi açısından incelenmesine engel olmadığını vurgulandı.
Üyeler, aile bağlarının nüfus sisteminde gösterilmesi için kadının kocasının hanesine taşınmasının gerekli olmadığını belirtti.
Gerekçede, bireyi esas alan ve kadın ile erkek arasında ayrım yapmayan alternatif bir kayıt sisteminin kurulabileceği savunuldu.
Ortak karşı oyda, mevcut sistemin erkeğin nüfus kaydını sabit kabul ettiği, kadının kaydını ise evlilik ve boşanma durumlarına bağlı olarak değiştirdiği görüşü ifade edildi.
Bu nedenle düzenlemenin Anayasa’daki kadın
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



