Kadınların İşgücü Piyasasındaki Ailevi Engelleri!

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Kadınların İşgücü Piyasasındaki Ailevi Engelleri!

8 Mart 2026 12:42

Güncelleme: 8 Mart 2026 13:06

Hükümetin aile merkezli politikaları, kadınları eş, anne ve bakıcı rollerine hapsederken, ekonomik bağımsızlıklarından en çabuk vazgeçenlerin yine kadınlar olduğu gözlemleniyor. 2025 yılında ‘Aile Yılı’ ilan edilmişken, 404 bin kadın ‘ailevi nedenlerle’ çalışma hayatından çekildi. Bu kadınların 174 bini üniversite diplomasına sahip.

İstihdam modelleri, kadınları neoliberal politikaların talep ettiği düşük maliyetli ve güvencesiz iş gücü haline dönüştürüyor. Aileyi temel alan politikalar, kadını ‘eş’, ‘anne’ ve ‘bakıcı’ olarak tanımlayan yapıları güçlendiriyor. Kadınların çalışma hayatındaki varlığı ise genellikle ‘aile ekonomisine katkı sağlama’ olarak değerlendiriliyor. Bu durum, ekonomik bağımsızlıklarından en kolay vazgeçen kesimin kadınlar olmasına yol açıyor.

BirGün’den Havva Gümüşkaya’nın haberine göre, özellikle erken çocukluk dönemine yönelik kamusal ve ücretsiz kreşlerin eksikliği, özel kreşlerin fiyatlarının asgari ücretle yarışır hale gelmesi, birçok kadını “Çalışıp kazandığım parayı bakıcıya veya kreşe vereceğime, evde çocuğuma bakarım” düşüncesine yönlendiriyor. Çocuk bakımına ilişkin kriz büyürken, yaşlı bakımı da önemli bir mesele olarak ortaya çıkıyor. Türkiye’nin yaşlanan nüfusu ile birlikte, yaşlı bakımı yine kadının sorumluluğuna bırakılıyor, devlet desteği ise sınırlı kalıyor.

Son yıllarda sıkça dile getirilen esnek ve uzaktan çalışma modelleri, kadın istihdamını artırma vaadiyle sunulsa da, bu durum kadınları evden koparmadan çalışmaya teşvik etmek yerine, ev işlerini ve profesyonel işleri bir araya getirerek iş yükünü artırıyor. Bu durum, kadınların iş yaşamından uzaklaşmasına ve ‘ailevi nedenlerle’ çalışma hayatından çıkmasına yol açıyor.

Ev işleri, iş gücüne katılımı engelliyor

TÜİK’in işgücü verileri, iktidarın aile odaklı politikalarının kadınları işgücü piyasasından nasıl dışladığını rakamlarla ortaya koyuyor. 2025 itibarıyla çalışma çağındaki 21 milyon 548 bin kadın işgücüne dahil olmuyor. Bu kadınların 5 milyon 925 bini, işgücüne katılmama nedenini ‘ev işleriyle meşgul’ olarak ifade ediyor. Ayrıca, 3 milyon 846 bin kadının çalışma hayatına katılmama sebebi ‘ailevi ve kişisel nedenler’ olarak kaydediliyor. Bu iki gerekçe, toplamda 9 milyon 771 bin kadının işgücüne katılmama nedenini oluşturuyor. Yani çalışmayan kadınların yüzde 45’i, ev işleri ve ailevi nedenler yüzünden işgücüne katılmıyor.

Ailevi nedenlerle çalışmayan kadınların 806 bini üniversite mezunu

2021’de 2,3 milyon olan ‘ailevi nedenlerle’ çalışamayan kadın sayısı, 2025’te 3,8 milyona yükseldi. Bu durum, nitelikli kadın işgücünde de dikkat çekici bir artış gösterdi. Ailevi nedenlerle işgücüne katılmayan kadınların 806 bini üniversite mezunlarından oluşuyor. Ailevi nedenlerle işgücüne katılmayan her beş kadından biri, nitelikli işgücü olan üniversite mezunu.

Verilere göre, Türkiye’de kadınların istihdam oranı erkeklerin yarısı kadar, yönetimdeki temsil oranı ise oldukça düşük seviyelerde seyrediyor.

2023 seçimlerinden sonra artan muhafazakar politikalar, 2024 ve 2025 yıllarında belirgin bir artış gösterdi. Son iki yılda bir milyondan fazla kadın, ailevi nedenlerle iş aramaktan vazgeçti veya işlerini bıraktı. ‘Aile Yılı’ olarak ilan edilen 2025’te, 404 bin kadın yine ‘ailevi’ nedenlerle çalışma hayatından koptu. Bu süreçte 174 bin üniversite mezunu kadın işgücü piyasasından çekildi. 2021 yılında çalışma hayatına katılmayan kadınların yüzde 11’i ailevi nedenleri öne sürerken, bu oran 2025 yılında yüzde 18’e çıktı. Yaş gruplarına göre incelendiğinde ise tablo daha da çarpıcı bir hal alıyor; kadınların yaş aralığı, çocuk sahibi olma ve bakım yükünün yoğun olduğu dönemleri gösteriyor.

İlk doğumdaki anne yaşının etkisi

2025 itibarıyla 780 bini 30-34 yaş aralığında olmak üzere, ailevi nedenlerle çalışma hayatından kopan kadın sayısı dikkat çekiyor. Bu yaş grubunu 645 bin ile 35-39 yaş aralığındaki kadınlar, 623 bin ile de 25-29 yaş aralığındaki kadınlar takip ediyor. Çalışma çağındaki en verimli dönem olan 25-39 yaş aralığında, 2 milyon 48 bin kadın ailevi engellerle başa çıkamıyor. TÜİK’in doğum istatistikleri, ilk doğumdaki anne yaşının işgücünden kopuşun hızlandığı yaşları gösteriyor; ilk doğumdaki ortalama anne yaşı 27,3 olarak hesaplanıyor. İstanbul’da bu ortalama 28,8’e, bazı illerde ise 29’un üzerine çıkabiliyor.

2025’in ‘Aile Yılı’ olarak ilan edilmesi, görünürde bir sosyal politika adımı gibi sunulsa da, veriler bu politikanın kadınları sosyal devletin eksikliklerini kapatan bir ‘ikame’ haline getirdiğini ve kamusal alandan sistematik olarak dışladığını ortaya koyuyor. Kadınların, sistemin açıklarını dolduran ‘yedek işgücü’ veya ‘ücretsiz bakım sağlayıcı’ olarak görülmesini engellemenin yolu, kadın hareketinin ‘aileci kuşatmaya’ karşı sesini ve eylemini yükseltmesinden geçiyor.

Kadınlar 8 Mart’ta sokaklarda: Yoksulluğa, şiddete, sömürüye, savaşa karşı isyandayız!

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın