Kandil’de Barış Çağrısı: Silahlar Susmalı mı?

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Kandil’de Barış Çağrısı: Silahlar Susmalı mı?

GÜNLÜĞÜMÜN SAYFALARI ARASINDAN – 21

Gece saatlerinde, günlüğümün sayfaları arasında
geçmişe dair hatıralarla dolaşıyorum…

Tarih, 25 Haziran 2011.
Kandil Dağı’nda bir PKK kampındayım.
İran sınırına on beş-yirmi,
Türkiye sınırına ise elli-altmış kilometre uzaklıkta,
Irak Kürdistanı’nda yer alan bir konum.
Hava sıcak ama bu pek hissedilmiyor.
Tepelerden o kadar güzel bir rüzgar esiyor ki…
Kayalık ve engebeli bir araziye sahibiz.
Otlar sarı, çalılıklar ve ağaçlar yemyeşil.
Harika bir doğa ve muhteşem bir sessizlik var.
Yarım saatlik bir yürüyüşün ardından
PKK’nin Kandil’deki önemli isimlerinden biri,
Murat Karayılan, komutanlarıyla birlikte
ağaçların ve çalılıkların arasından karşımıza çıkıyor.
İki yıllık bir aranın ardından yeniden Kandil’de
buluşmuş oluyoruz Karayılan’la…
Yürüyüş devam ediyor.
Etrafta, silahlı gerillalar çalılıkların ve ağaçların arasında
kendilerini belli etmemeye çalışarak,
elleri tetikte hareket ediyorlar.
Önümüzde hafif meyilli bir alan beliriyor.
Güneşin altında parlayan,
sapsarı uzamış otların üstünde
kadın ve erkek gerillalar,
haki üniformalarıyla beliriyor…

Öndeki iki sırada yalnızca kadınlar,
arka üç sırada ise erkekler,
hareketsiz bir şekilde bekliyor.
Yüz, yüz elli kadar gerilla var.
Hepsinin ellerinde Kalaşnikoflar,
kısaca Keleş olarak bilinen Rus yapımı makineli tüfekler.
Ve uzun ince sırıklara asılı PKK bayraklarıyla
tören düzeninde bekleyen bir kadın ve üç gerilla…
Murat Karayılan bana dönerek:

“Bir PKK taburu.
Sizin için askerî merasim hazırladık.”

Bu beklenmedik bir sürpriz!
İki yıl önce, 2009’un Mayıs ayında
yaptığım ilk Kandil seyahatimde böyle bir durumla
karşılaşmamıştım.
Biraz da canım sıkılmıyor değil,
çünkü ben gazeteciyim.
Murat Karayılan, kod adı Cemal, konuşmaya başlıyor.
Türkçe değil, Kürtçe…
Beni ve Namık Durukan’ı tabura tanıtıyor.
Kısa bir konuşmanın ardından,
“Birkaç söz de siz söylemek ister misiniz?”
diyerek beni şaşırtan bir durumla karşı karşıya bırakıyor.
Reddetmek zor, konuşmak zor…
Göz göze geliyorum Karayılan’la.
O, ne yaptığını biliyor.
Gözlerinde muzip bir pırıltı var.

Gerillaya barış nutku…

Kendi kendime düşünüp
“Kandil’e, buralara kadar geldikten sonra…”
diyerek bir PKK taburunun önünde
konuşmaya başlıyorum.
Hazırlıksız bir konuşma.
‘Barış’tan, çekilen acılardan bahsediyorum.
Yeterince kan ve gözyaşı döküldüğünü,
artık dağdan inme zamanının geldiğini ifade ediyorum…
Dağda bir ses yok.
İçlerinde ne hissettiklerini bilmiyorum,
hepsi beklemede, bakışları uzaklara dalmış.
Konuşurken gerginlik hissediyorum.
Bazen kelimeleri bulmakta zorlanıyorum.
Ne garip bir durumdayım HC?
Kandil’e gelmek yetmiyormuş gibi,
bir de kalkıp dağdaki gerillaya barış anlatmaya çalışıyorum.
Hepsi çok genç.
Acaba ne hissediyorlar?
Dağa çıkmışlar, ‘bir dava’ için.
Şimdi karşılarında bir gazeteci var ve
onlara dağdan inme zamanının geldiğini söylüyor.
Karayılan’la birlikte PKK taburunun arasına giriyorum.
Duygularını gözlerinden, yüz ifadelerinden ve el sıkışmalarından okumaya çalışıyorum.
Mutlu mu, değil mi?
Geleceğe ne kadar güveniyorlar?
Hayal kırıklığı mı?
Hüzün mü?
Umduklarını bulabilmişler mi?
Bıraksan hemen dağdan inebilirler mi?
Yoksa dağ artık onlar için vazgeçilemeyecek bir yaşam tarzı mı?
Yüzlerinde yorgunluk var.
Kimi uzun, kimi zayıf, kimi ise kavruk.

Bazıları bakışlarını kaçırırken,
gözleri gülümseyenler de var.
“Sen de nereden çıktın?” der gibi,
elimi sıkarken yüzlerinde geniş bir gülümseme belirenler de…

PKK dağdan nasıl inecek?

Aralarından geçerken yüz ifadelerinden,
bakışlarından iç dünyalarını anlamaya çalışıyorum.
Acaba silahın, şiddetin artık
vaktinin dolduğunu düşünüyorlar mı?
Dağ, eskisi gibi hareketli değil.
Belki de hantallaştılar; dağ artık sıkıcı geliyordur.
Ya da hayal kırıklıkları,
yüksek beklentilerinden kaynaklanıyor olabilir?
Aklımdan şu ihtimal de geçiyor:
Hiçbir şey elde etmeden dağdan inmektense
silahlarla intiharı seçebilirler.
Büyük şehirlerde kaos yaratabilecek
ölüm timlerinin ortaya çıkması mümkün.
İki yıl önce, Kandil’in başka bir yerinde
Murat Karayılan bana,
“Hasan Cemal, otuz küsur yıl önce
dağa piknik yapmak için çıkmadık,” demişti.
Kandil’e iki yıl arayla ikinci kez geliyorum.
Hep aynı sorular var.
Hepsi barışa dair…
Dağda hayat daha ne zamana kadar sürecek?
Silah ve şiddetin süresi dolmadı mı?
Sorunun şiddetle bağı ne zaman kopacak?
PKK dağdan nasıl inecek?
Artık doğru olan, parmakları tetikten çekip konuşmak değil mi?

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın