
Süreç, başlangıcından itibaren son derece hassas bir zeminde ilerliyordu. Şu anda ise daha da titiz bir döneme girmiş bulunuyoruz. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun iradesiyle, fikirsel çatışma içinde olan ve etnik milliyetçiliği benimsemiş aktörlerin, Kandil’deki dirençli güçlerle bağlantılı bir arka plânı olduğu öngörülüyordu. Bu aktörler, “Kandil’de, Sincar’da dükkanları kapatsak bile Rojava’da (kuzeydoğu Suriye’de) açarız” planına yatırım yapmıştı. Ancak, sahadaki son gelişmeler, terör örgütü içindeki aklın paralize olduğunu ve büyük bir travma yaşandığını ortaya koyuyor. Bu öfke nöbetinin, “aldatılmışlık duygusu” ile pekiştiği de bir gerçektir.
Buradaki mesele iki yönlü bir seyir izliyor. Ayrıca, Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge çabasının geleceğini doğrudan etkiliyor ve tehlike unsurlarını da barındırıyor!
Birinci yön, resmi açıklamada lağvedilmiş olsa da zihni kodlarda yaşatılan PKK’nın bölünme riski ile ilgili. Kandil’in çılgın bir harekete girişmesi, İmralı’dan fiilen kopması ve örgüt içindeki fraksiyonların süreci baltalayacak eylemler gerçekleştirmesi söz konusu. Ancak bunun ardından, “Bunlar kontrol dışı güçler, bizimle ilgisi yok” bahanesine sarılma olasılığı da mevcut.
İkinci yön ise, Kürt kökenli vatandaşlar arasında “duygusal kopuş yaşanması” ihtimali. Yenilmişlik ve ezilmişlik hissi üzerinden kurgulanan her türlü psikolojik harekât operasyonunun devreye girmesi riski bulunuyor. Bu noktada, siyasetçiden medyaya kadar uzanan zincirdeki sorumluluk bilinciyle hareket eden isimlerin, tahrikkâr ve tahripkâr söylemlere geçit vermemesi son derece önemli. Bunun ardından, TBMM’deki komisyon raporunun yayımlanmasıyla birlikte, “Terörsüz Türkiye” tanımını aşan, yeni dönemi ifade eden kapsayıcı ve barışçıl bir tanımın geliştirilmesi gerekmektedir.
***
Şimdi, dün paylaşılan bir metinden kısa bir kesit sunmak istiyorum. Buradan konuyu, kritik bir stratejik kavşağa girerken yaşanması muhtemel savrulmaya da getireceğim.
"ABD’den, AB’den, Birleşik Krallık’tan, Arap Birliği’nden, BM’den derhâl aşağıdaki adımları atmalarını talep ediyoruz!.."
Demografik yapıyı değiştirmeyi hedef alan suç ve uygulamaların hızla soruşturulması!
Haseke, Kamışlı ve Kobani başta olmak üzere çatışma bölgelerinde sivillerin korunması. (YPG’li silahlı unsurlar değil, sivillerin korunması vurgusu yapılması gerektiği not edilmelidir!)
Gıda kıtlığı, kritik tıbbi malzeme eksikliği ve önlenebilir çocuk ölümlerine karşı önlem alınması gibi konular önemlidir.
Küresel güçlerden yardım bekleyen bu yaklaşım, 10 Mart Mutabakatı’na ve kaçırılan fırsata değinmeyen, "Tek Suriye-Tek Ordu" ilkesini gündeme bile almayan bir zihniyete sahip. Buna karşın, resmi kimlik sahibi yapılan, siyasi ve idari katılım hakları güvence altına alınan Suriye Kürtlerinin kazanımlarından asla bahsetmeyen bu düşünce, Türkiye içinde de hâlâ aktif ve alternatif arayışlar içinde bulunuyor. Bu arayışın güncel versiyonu ise şu anda denenmekte.
1- Düşük yoğunluklu sembolik eylem. 2- Duygusal radikalleşme. 3- Çatışma!
Burada ana amaç, "mağduriyet iddiası üzerinden kimlik duygusunun özellikle keskinleştirilmesi." Gerektiğinde, sözde güç gösterisi adına "sokak gerilimi üretilmesi ve kamu düzeninin bozulması" hedeflenmektedir.
***
Bu veriler ve gelecek öngörüleri doğrultusunda, Ankara’da peş peşe gelen iki önemli gelişmeye de dikkat çekmek gerekiyor.
1- Meclis Komisyonu’nu temsilen İmralı’ya giden vekillerin temaslarına ilişkin 16 sayfalık notun yayımlanması.
2- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, İmralı’nın gönderdiği hediye kilimini kamuoyuyla paylaşması.
Bu gelişmeler, İmralı’yı denklem dışına itmek isteyen Kandil bağlantılı figürlere bir mesaj niteliği taşıyor. Bunun yanı sıra, İmralı’daki şaşkınlık ve kızgınlık karışımı havayı yönetme çabası olarak da değerlendirilebilir.
Somut örnekler, Ankara’nın İmralı ile süreç yönetiminden vazgeçmediğini göstermektedir!
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



