
Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, 16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı’nda gerçekleştirilen söyleşide katılımcılarla bir araya geldi. Söyleşi sonrasında özel açıklamalarda bulunan Dizdar, kanser hakkında sıkça sorulan soruları yanıtladı.
“KANSER HÜCRESİ ASLINDA İNSAN VÜCUDUNDA VAR”
Kanser hücresinin oluşum sürecine dair görüşlerini paylaşan Dizdar, bölünmekte olan hücrelerin kanser hücresine dönüşme potansiyeli bulunduğunu vurguladı. “Kanser hücresi aslında insan vücudunda mevcut. Daha açık bir ifadeyle, bölünmekte olan her hücrenin kanser hücresine dönüşme potansiyeli var. Ancak bu dönüşüm her zaman gerçekleşmiyor. ‘Neden dönüşmüyor?’ sorusu burada tıbbın kafasını karıştırıyor. Tıbbın varsayımı, bu hücrelerin DNA’larında hasar olmadığı yönünde. Oysa ki bu hücreleri o şekilde tutan etrafında bir bağ dokusu bulunuyor. Örneğin, burada rahatça yaslanabiliyorum çünkü demir beni tutuyor. Eğer bu demir olmasa, hareket ettiğimde kanserleşme süreci başlayabilir. Dolayısıyla hücrenin potansiyeli var ama her zaman kontrol altında tutuluyor,” dedi.
“BU BİRAZ ANAHTAR VE KİLİT İLİŞKİSİ GİBİ”
Bağışıklık sisteminin kanserleşen hücreler üzerindeki etkisini değerlendiren Dr. Dizdar, vücudun bu hücrelerin bir kısmını kontrol altında tuttuğunu ifade etti. “Belki de her gün bu durumla karşılaşıyoruz. Bağışıklık sistemi, bu hücrelerin bir kısmını kontrol edebiliyor. Ancak bağışıklık sisteminin kendi hücresini tanıyabilmesi için belirli kodlara ihtiyacı var. Bu durum, anahtar ve kilit ilişkisine benziyor. Eğer bu kodlar yoksa, sistem tanıyamıyor. Ayrıca, olay sadece bağışıklıkla sınırlı değil; bir tür vücut kontrol mekanizması da mevcut. Yani hücreler üzerindeki etkiler, mahalle baskısına benzer bir etkiyle kontrol ediliyor,” şeklinde konuştu.
“KURCALARSANIZ ÇIKIYOR”

Görüntüleme teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla bazı bulguların daha sık tespit edildiğini aktaran Dizdar, özellikle ultrason kullanımındaki artışa dikkat çekti. “Eğer ‘pimpirikliler daha çok kanser oluyor’ dersem, bu doğru çünkü sürekli kurcalıyorlar. Kurcalarsanız, bulgular ortaya çıkıyor. Hepimizin tiroidinde nodül var ama Amerika’daki istatistiklere baktığınızda, 1997’de nodüllerde büyük bir artış gözlemleniyor. Bunun nedeni ultrasonun yaygınlaşması. Günümüzde ultrason her yerde mevcut, fakat 1988’de Batman’da sadece bir tane ultrason vardı. Şimdi ise her muayenehanede bulunabiliyor. Fazla kurcalamaktan kaçınmak gerekiyor. Pimpiriklilerin meme kanseri sıklığının artmasının nedeni de bu fazla kurcalama durumudur,” şeklinde ekledi.
“NE DERİYE NE KASA DOĞRU DÜZGÜN BİR METASTAZ GÖRMÜYORUZ”
Kanser hücrelerinin vücutta farklı organlara yayılımı olan metastazın neden bazı bölgelerde daha sık görüldüğünü de değerlendiren Dr. Dizdar, bu konunun tıpta hala tartışıldığını belirtti. “Vücuttaki doku miktarına göre kas dokusunda daha fazla metastaz beklenebilir. Ancak ne deride ne de kas dokusunda düzgün bir metastaz gözlemlenmiyor; buna karşın karaciğer ve akciğerlerde metastaz daha sık görülüyor. Bu durum, kolonizasyon metastazı mı yoksa genel vücut değişimi ile mi ilgili, henüz net bir cevap bulmuş değiliz,” dedi.
Yaşla birlikte kanser riskinin arttığını da belirten Dizdar, yaşla birlikte hasarın arttığına dair teorik açıklamalar bulunduğunu ifade etti. “Yaşla birlikte hasar artıyor diye bir teori var ama bu bir kural değil. 90 yaşına gelmiş ve hiçbir sağlık sorunu yaşamamış pek çok insan var. Bu kişiler günlük yaşamda oldukça aktiftir. İnsanlar yaşlandıkça daha fazla endişe duymaya başlıyor. Bu kaygılar nedeniyle bazı kişilerde kanser bulguları daha erken tespit ediliyor. Örneğin, bir kişinin prostatında 50 yaşında nodül bulunsa dahi, 70 yaşında kesinlikle vardır. Bu bulgular kanser midir, değil midir, bakarsanız mikroskopik olarak prostat karsinomu tanısını alabilirsiniz. Yaşlılık, ek bir risk faktörü oluşturuyor,” diye konuştu.
“KANSERDE İLK TEDAVİDE ÇOK BAŞARILI OLUYORUZ”
Kanser tedavisinin başlangıcında genellikle etkili olmasına rağmen bazı hastalarda ilerleyen dönemlerde tekrar ortaya çıkması konusunda da değerlendirmelerde bulunan Dizdar, “İlk başta tedavi etkili oluyor ama hücrelerin buna adapte olması nedeniyle etki kaybolabiliyor. İlk aşamada bazı hücreler tedaviden etkilenirken, bazıları etkilenmediği için çoğalıp diğerlerinin yerini alıyor. Kanserde ilk tedavi aşamasında oldukça başarılıyız. Ancak sorun, 3 ay veya 6 ay içinde tekrar nüksetmesidir. Bu durumu henüz çözebilen kimse yok. Gizli kalmış hücreler tekrar aktif hale geliyor. Dolayısıyla bir yıl boyunca kemoterapi uygulamak, aslında bu mantık dışı yaklaşımın bir sonucu. Belki de sorun farklı bir noktada ve biz yanlış yere odaklanıyoruz. Bunu gelecekte daha detaylı bir şekilde tartışacağız,” ifadelerini kullandı.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



