Kaşıntı: Stres ve Duyguların Kısır Döngüsü

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Kaşıntı: Stres ve Duyguların Kısır Döngüsü

Uzmanlar, kaşıntının yalnızca ciltle ilgili bir sorun olmadığını, bunun yanı sıra stres ve duygusal durumlarla da yakından ilişkili olabileceğini vurgulamaktadır.

İSTANBUL (İGFA) – Klinik Psikolog Cumali Aydın, egzamada meydana gelen kaşıntı ve kaşıma davranışının stres, duygusal durum ve beyin mekanizmalarıyla ilişkili kısır döngüsünü nasıl yönetebileceğimizi ve psikoterapinin bu süreçteki etkisini ele aldı.

Egzamada kaşıntının genellikle derideki bir iltihap sonucunda ortaya çıktığı düşünülse de, aslında beden ve zihnin sıkı bir bağ içinde olduğu bir sürecin parçası olduğuna dikkat çeken Aydın, “Stres anlarında salgılanan kortizol ve diğer stres hormonları, bağışıklık sistemini ve deri bariyerini etkileyerek kaşıntıyı tetikleyebilir veya şiddetlendirebilir.” şeklinde konuştu. Kişilerin yoğun kaygı veya üzüntü yaşadıklarında egzamalarının da alevlendiğini belirten Aydın, “Aynı zamanda, şiddetli kaşıntı da ruh hâlini olumsuz etkileyerek sinirlilik, karamsarlık ve öfke gibi duygusal değişimlere yol açabilir. Bu etkileşim, kaşıntının sadece bir ‘cilt sorunu’ olarak ele alınmaması gerektiğini gösteriyor; duygusal durum ile cilt belirtileri, aynı madalyonun iki yüzüdür.” ifadelerini kullandı.

KAŞIMA DAVRANIŞI ZAMANLA OTOMATİKLEŞİYOR!

Kaşıntı başladığında beynin, kaşıma eylemini bir rahatlama yöntemi olarak devreye soktuğunu belirten Aydın, “Ancak bu rahatlama kısa süreli olup, kaşıma eylemi deride mikrotravmalar oluşturarak kaşıntıyı daha da artırır.” dedi.

Bu şekilde ‘kaşıntı–kaşıma–daha çok kaşıntı’ şeklinde tanımlanan bir kısır döngü oluştuğunu ifade eden Aydın, “Bu döngüde beyin, kaşımanın sağladığı kısa süreli hazla ödüllendirilir ve dopamin salınımıyla pekiştirilir; yani kaşıma davranışı zamanla bağımlılık benzeri bir dürtü haline gelir. Başlangıçta iradeyle kontrol edilebilen bu davranış, tekrarlar arttıkça otomatikleşir ve kişi ‘artık kendimi durduramıyorum’ demeye başlar. Nitekim, kronik kaşıntı hastalarında beyindeki ödül ve motor bölgelerinin aşırı aktif hale geldiği, bunun da dürtünün kontrolünü zorlaştırdığı gözlemlenmiştir.” açıklamasında bulundu.

UTANÇ VE SUÇLULUK, KAŞINTIYI YENİDEN TETİKLEYEBİLİYOR!

“Kaşımamak gerektiğini biliyorum ama kendimi durduramıyorum” ifadesinin, kişinin ne yapması gerektiğini bilmesine rağmen davranışını durduramadığını ve irade ile dürtü arasında sıkıştığını gösterdiğini aktaran Aydın, “Psikolojik açıdan bu durum, dürtü kontrolünün zayıfladığı ve kaşıma davranışının obsesif-kompulsif spektrumda değerlendirilebilecek bir hal aldığına işaret eder.” dedi.

Kişinin kaşıdıktan sonra utanç, suçluluk ve pişmanlık hissettiğine değinen Aydın, “Bu duygular, yeni bir stres dalgası yaratarak kaşıntıyı tekrar tetikler. Dolayısıyla yaşanan şey basit bir ‘alışkanlık’ değil, duygusal ve bedensel belirtilerin birbirini beslediği bir kısır döngüdür. Klinik değerlendirmede bu döngünün farkında olmak, kişiyi suçlamak yerine döngüyü kırmaya odaklanmayı gerektirir.” şeklinde konuştu.

STRES VE KAŞINTI BİRBİRİNİ BESLEYEN BİR DÖNGÜ OLUŞTURUYOR!

Stres, kaygı ve öfke gibi duyguların kaşıntıyı ve kaşıma davranışını belirgin biçimde artırabildiğine dikkat çeken Aydın, “Stres anında hipotalamus-hipofiz-adrenal ekseni harekete geçer; salgılanan maddeler derideki sinir uçlarını ve bağışıklık hücrelerini uyararak kaşıntıyı şiddetlendirir. Öte yandan, kaşıntı ve kaşıma da kişide gerginlik, uykusuzluk ve sosyal geri çekilme yaratarak ruhsal yükü artırır.” dedi.

Bu etkileşim, psikolojik ve fiziksel belirtilerin birbirini beslediği ve bir kısır döngü oluşturduğunu yineleyen Aydın, bu döngüyü anlamanın tedavide hem cilde hem de duygulara aynı anda müdahale etmenin neden bu kadar önemli olduğunu gösterdiğini belirtti.

Psikoterapinin, kaşıntı–kaşıma döngüsünün duygusal ve davranışsal bileşenlerine müdahale ederek bu döngüyü kırmaya yardımcı olduğunu vurgulayan Aydın, “Bilişsel-davranışçı terapi (BDT), kişinin kaşıma dürtüsünü tetikleyen düşünce ve duyguları fark etmesine ve alternatif tepkiler geliştirmesine olanak tanır.” dedi.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın