Kastamonu ve Sinop’ta Hüzün ve Güzellikler

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Kastamonu ve Sinop’ta Hüzün ve Güzellikler

1 Mayıs’ı da kapsayan bir tarihte, bir grup arkadaşla birlikte Sinop ve Kastamonu’ya yönelik bir gezi gerçekleştirdik. Gezi planlamasında, Kastamonulu Dr. Belma Haliloğlu ile turizmin gelişimine adanmış bir yaşam süren Nursen Kırbaş’ın katkılarıyla ne kadar şanslı olduğumuzu her an hissettik. Kastamonu’yu uzun yıllar önce hatırlıyordum, ancak bazı yakın arkadaşlarımın bu bölgeden olması ve sık sık gittiğim İstanbul’daki Balat Sahil Restoranı’nda yediğim lezzetlerin (özellikle Kanlıca mantarı turşusu) etkisiyle burayı görme isteğim artmıştı.

Gezinin başlangıcında, daha önce iki kez ziyaret ettiğim ve Süha Arın’ın göz alıcı belgeseli ile daha da yakınlaştırdığım Safranbolu ile ilgili bilgiler aklımdaydı. Kastamonu’nun iç bölgelerini, camilerini ve çevresindeki mahalleleri gezdiğimizde, rehberimiz Ceyda Sevcan Yazıcı’nın samimi ve bilgili anlatımları eşliğinde, bazı insanlarla sohbet ederken, içimde yoğunlaşan duygunun, “Safranbolu’da Zaman” belgeselinde anlatılanlara benzer olduğunu fark ettim. Bu yüzden yazıya bu başlığı vermek istedim.

Aldırma Gönül ve “Hüzün Turizmi”

İlk kez tanıştığım, tip 1 diyabetli Emirhan ve ailesi gibi bazı tanıdık yüzler sayesinde “iyi insanlar şehri” olarak bildiğim Sinop’a ulaştık. Ülkemizin en kuzey noktasında yer alan, denizle çevrili ince burundaki deniz fenerinden Karadeniz’e selam verdik ve Türkiye’nin tek doğal fiyord olan Hamsilos Koyu’na yöneldik. Hava yağmurluydu ve soğuktu; belki de bu nedenle, sis ve yağmurun oluşturduğu atmosferin sakinliği ile çevremizi daha fazla hissetme fırsatı bulduk.

Hacettepe Yurdun’dan beri hüzün ve umutla söylediğimiz “Aldırma Gönül” şarkısının yazarı Sabahattin Ali’nin hapis yattığı Sinop Cezaevi’ni ziyaret ettik. Bu tür mekanlara yapılan ziyaretlerin “hüzün turizmi” olarak adlandırıldığını rehberimizden öğrendim. Bu iki kelimenin yan yana gelmesini yadırgadım ve cezaevini gezerken hissettiğim duygularla bu yadırgamayı devam ettirdim. Bu tür ziyaretlerin amacı, insanların geçmişte yaşanan savaşlar, soykırımlar, doğal afetler veya büyük acıların yaşandığı yerleri merak etmekten çok, empati kurmak ve toplumsal hafızayı tazelemek olarak açıklanabilir.

Taşköprü

Sinop Cezaevi, 1560’tan itibaren zindan olarak kullanılmaya başlanmış ve 1887’de resmi cezaevi statüsü kazanmıştır; son olarak 4 yıl süren restorasyon çalışmalarının ardından 5 Haziran 2025’de “Hafıza Müzesi” konseptiyle ziyaretçilerini ağırlamaya başlayacaktır. Sabahattin Ali’nin esaret altındaki umudunu ifade ettiği ve “Başın öne eğilmesin” dizesiyle başlayan şiirini burada yazdığı bilinmektedir. Bu şiir, Kerem Güney tarafından bestelenmiş ve Edip Akbayram’ın yorumu ile en çok bilinen eserlerden biri haline gelmiştir.

Müzede, Sabahattin Ali’nin kalmakta olduğu oda da ziyaret edilebiliyor. 1932 yılında, devlet yöneticilerine hakaret ettiği iddiasıyla tutuklanan ve 1948’de Türkiye’den kaçmaya çalışırken hayatını kaybeden bu aydın birey üzerine düşünmek, insanı derin duygulara gark ediyor. Cezaevi gezimden pek hoşlanmasam da, bu “hafıza müzesi”nin, en azından Sabahattin Ali’ye karşı bir mahcubiyet hissi oluşturabilirse görevini yerine getirdiğine inanıyorum.

Kısa Sinop turumuzda, liman bölgesini ve “Üzümlü-Cevizli Nokul”u da beğendik. Ardından, güzel bir yolculukla Taşköprü üzerinden Kastamonu’ya geçtik.

Ilıca’da bir ev

Taşköprü, zengin selenyum içeriği ve dayanıklılığıyla dünyanın en iyi sarımsağıyla tanınır. Adını, Gökırmak üzerinde inşa edilen 7 gözlü tarihi köprüden alır. Taşköprü ile Kastamonu’nun coğrafyasına hayat veren Gökırmak, Devrez Çayı ve Zarı Çayı gibi akarsular, bu akarsuların çevresindeki vadiler ve ovalar ile eşsiz bir doğal güzellik sunar. Örneğin, dünyada şeker oranı en düşük pirinç olan Tosya pirinci, Devrez Çayı vadisindeki mineral zengini topraklarda yetişir; bu lezzetin en büyük sırrı ise Ilgaz Dağları’ndan gelen buz gibi kar sularıdır.

Ilıca

Kanyonlar, Kara Çorba ve Ecevitler

Kastamonu, zamanın ve modernleşmenin etkilerine rağmen kültürel dokusunu ve ahlaki değerlerini koruyan derin Anadolu’yu temsil eden illerden biridir. Bu ziyaretten sonra, Kastamonu’nun gerçek değerinin, gözlerden uzak olması nedeniyle yeterince bilinmediğini düşündüm. Ayrıca, Kastamonu, vadileri ve kanyonları ile de “derin Anadolu” ifadesini fazlasıyla hak eden bir şehir. Son yıllarda Horma gibi kanyonların bilinirliğini artırdığı bilgisi rehberimiz tarafından verildi.


Çatak Kanyonu

Kastamonu gezimizin ilk gününde Horma, Valla ve Çatak kanyonlarına gittik. Kanyonlara doğru ilerlerken, Kastamonu’nun çeşitli ırmaklar ve çaylarla dolu, verimli ovalarını ve dağlarını geçtik. Yolculuğumuz uzun sürse de, Horma Kanyonu boyunca gerçekleştirdiğimiz 3 km’lik yürüyüşten etkilendik. Yürüyüşün ardından Ilıca köyünün yanında bulunan eşsiz bir vadiye çıktık. Hava güneşli olmasa da, rengarenk çiçekler ve taze yeşil tonları bizi karşıladı. Ayrıca, Kastamonu ovalarında ve vadi tabanlarında ilkbahar mevsiminde açan meyve ağaçlarının zengin tarım çeşitliliğini yansıttığı bilinir. Bu ağaçlar arasında ü

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın