Kent Uzlaşısı: Siyasi Operasyonun Derinleri

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Kent Uzlaşısı: Siyasi Operasyonun Derinleri

Dünya siyasi tarihinde hızla ilerleyen bir dönemle karşı karşıyayız; bu süreçte hangi hukuksuzluklara, etik kayıplara daha çok yas tutacağımızı kestirmek güç. Küresel şokların etkilerini anlamaya çalışırken, Türkiye’nin içindeki politik çelişkileri göz ardı etmemiz veya bunları normalleştirmemiz beklenemez. Bu çelişkilerin en belirgin örneklerinden biri, bir buçuk yıl önce Esenyurt’un seçilmiş Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasıyla gündeme gelen ‘kent uzlaşısı’ davasıdır. Cumhuriyet Halk Partisi ve Dem Parti’nin 31 Mart yerel seçimlerindeki ittifakının kriminalize edilmesi, Öcalan süreciyle birlikte tartışmalı bir hal aldı. Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının yıl dönümüne birkaç gün kala, ‘kent uzlaşısı’ davasında tutuklu olan isimlerin hepsi peş peşe tahliye edildi.

İstanbul’un önemli ilçelerinden Şişli’nin seçilmiş Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan da 11 Şubat’ta ‘kent uzlaşısı’ kapsamında tahliye edildi. Ancak, İmamoğlu ile aynı gün gözaltına alınan Şahan, yolsuzluk iddiasıyla açılan bir dava nedeniyle evine dönemedi. Avukatları aracılığıyla gerçekleştirdiğimiz iki tur yazılı soru-cevapta, Şahan’ın bu duruma şaşırmadığını göreceksiniz. Çünkü cezaevinde tutulduğu sürecin, İmamoğlu’na olan yakınlığından kaynaklandığını biliyor. Ancak ona göre, 19 Mart’ın hedefinde yalnızca bir kişi değil, kendisinin de dahil olduğu yeni bir siyaset anlayışı bulunmaktadır.

Şehir plancısı kimliğiyle tanınan Resul Emrah Şahan, belediyecilik alanında olduğu kadar makro siyaset konularında da iddialı bir figür. Partisinin 30 Ocak’ta İstanbul’da düzenlediği ‘Toplumsal Barış ve Demokrasi’ konferansının fikir babalarından biridir. Kürt sorununa dair CHP’nin iktidarın önünde durması gerektiğini savunan ekibin önemli isimlerindendir. Cezaevinde geçirdiği süreye rağmen, Öcalan ile yürütülen süreci asla karşısında değil. Bu sürecin bir parçası olarak, CHP Genel Merkezi’nin bu çizgide kalması için çaba sarf ediyor. Geçirdikleri zor günlere rağmen Türkiye’nin geleceği konusunda umutlu ve kendisini bu geleceğin doğal bir parçası olarak görmesi de oldukça haklı.

Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan

“İktidar Şişli’ye kayyım atayarak seküler seçmene ‘Seni de tüm ötekiler gibi olağan şüpheli yapabilirim’ dedi”

-İlk olarak şu noktadan başlayalım… Ekrem İmamoğlu ile aynı gün gözaltına alındınız ve 23 Mart’ta “PKK/KCK’ya yardım” suçlamasıyla tutuklandınız. O dönemdeki siyasi kulislerde, İBB’ye kayyım atamak için İmamoğlu’nun tutuklanması seçeneği masada olduğuna dair bilgiler var. Sizce iktidar, o gün sadece sizlerin ‘terörden’ tutuklanmasına onay vererek ne tür bir tercih yaptı?

İBB’ye kayyım atamayı denediler, ama İstanbul halkının tepkisi, sayın Genel Başkan’ın liderliği ve mücadelesi buna engel oldu. Şişli’ye kayyım atanması gündeme geldi, evet. “Teröre yardım” suçlamasıyla bir belediye başkanını sabahın erken saatlerinde evinden alırken, “Üzgünüm, 4 gün seni öylesine tuttuk” demelerini bekleyemezdik. Çünkü burada bir siyasi operasyon söz konusu. Operasyonun hedefi İBB’ye kayyım atamakken, halkın tepkisi buna izin vermedi. Ardından rotalar yeniden belirlendi.

Ancak Şişli’ye kayyım atanmasının anlamını iyi kavramamız gerekiyor. Van, Esenyurt veya Mardin’de atanan kayyımlardan teorik olarak bir farkı yok. Bu, iradenin yok sayılması ve yurttaşın anayasal haklarının gasp edilmesidir. Şişli’ye kayyım atanması, kurulduğu günden bu yana merkezi sağ ve sosyal demokrat tercihler arasında yer alan bir seçmenin iradesine yapılan bir müdahaledir. 2025 yılına kadar kayyım uygulamaları, “olağan şüpheli” olarak görülen Kürt yoğunluklu seçmenlere yönelik bir irade ihlali olmuştur. Bu, yerel demokrasi mücadelesinin de bir parçasıydı. Şimdi ise Nişantaşı’nda doğup büyümüş Orhan Pamuk’un, beğenilen oyuncu Tilbe Saran’ın, Haldun Dormen’in, Betül Mardin’in, Ahmet Hakan’ın, Taha Akyol’un, Okan Bayülgen’in ve Fatih Altaylı’nın iradesi yok sayılmakta.

Şişli’nin, aramızdan erken ayrılan Sırrı Süreyya Önder’in evi olduğu da unutulmamalı. Feriköy’de 100 yıldır yaşayan Ermeni komşumun, Fulya’daki beyaz yakalının ve Kuştepe’deki Roman’ın, Okmeydanı’ndaki Alevi’nin iradesine kayyum atanması, antidemokratik bir dönüşümün yeni bir biçimini göstermektedir. Bu durum, seküler Türk seçmene “Seni de tüm ‘ötekiler’le birlikte olağan şüpheli yapabilirim” mesajı vermektedir. Bu, mevcut siyasal iktidarın kurmaya çalıştığı hegemonyaya dair önemli bir ipucu sunuyor. Şişli, bu durumu henüz tam anlamadı; çünkü daha önce böyle bir durumla karşılaşmamıştı. Bir başkanın projelerine yönelik eleştirilerde bulunulmadığı, CHP’ye verilen bir oyla geçiştirilen bir yaklaşım içinde yaşamaya alışmışlardı. Ancak bu seçmen, yıllardır kaybetme korkusu olmadan temsil edilen iradeye müdahale edildiğinde hemen tepki gösteremedi. Kayyım döneminin getirdiği durgun hizmetler, çöp dağları, aksayan yardımlar, kapanan Kent Market ve Kent Lokantası, bu durumu fark eden kesimi uyandırdı. Bugün Şişli’de yaşananları, siyasetin yargı eliyle yaptığı bu baskılarla birlikte değerlendirmek gerekmektedir. Şişli, bu anlamda simgesel bir ilçedir ve şu an iradesi elinden alınmış bir şekilde yönetilmektedir.

Bu ülkede 25 yıllık bir siyasi kültür bozulmasından bahsediyoruz. Ancak hatırlamak gerekir ki buraya nasıl geldik? Tutuklu bir belediye başkanı olarak söylüyorum; bugünkü siyasal aklın pek çok konuda vebali varsa, bu yolu açan darbeler, ayrımcılıklar ve yok sayılmalar tarihi de vardır. Şişli, bu tarihe de tanıklık etmiştir. Bu nedenle, birlikte yaşamanın hassasiyetle korunması gerektiği aşikardır. Bizlerin 28 Şubat’ın yıl dönümünde hakikati makul bir akılla hatırlamamız gerekiyor. Bu yüzleşmeler, birlikte yaşamın ve demokratik toplumun gerektirdiği özeni gösterme konusunda kritik öneme sahiptir. Artık tüm topluma yönelen bir 28 Şubat yaşadığımızı anlamalıyız.

“Birbirine karşı konumlandırılan tüm aktörler bir yerde birleşmek zorunda, hepimiz aynı masadayız”

-‘Kent uzlaşısı’ davası, aslında “31 Mart 2024 seçimlerinde DEM Parti ile bazı ilçelerde seçim ittifakı neden yaptınız?” davası olarak kodlanıyor… Bu dava, tam da DEM Parti heyetiyle birlikte Öcalan ile müzakerelerin sürdüğü bir dönemde açıldı. Bu suçlamayla karşılaşmak sizi nasıl hissettirdi? Öcalan’ın 27 Şubat çağrısından sadece 20 gün sonra gözaltına alınıp 24 gün sonra tutuklandığını hatırlatmak isterim. Bu

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın