Kısmi Bölünme: Vergi Avantajları ve Riskler

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Kısmi Bölünme: Vergi Avantajları ve Riskler

Değerli okurlar, kısmi bölünme, önemli bir yeniden yapılandırma yöntemi olarak dikkat çekmektedir. Gayrimenkul bölünmesi geçmişte sıkça rastladığımız bir uygulama iken, 1 Ocak 2024 tarihinden itibaren bu uygulamaya son verilmesiyle birlikte daha az görülmeye başlanmıştır.

Kurumlar Vergisi Kanunu, bu uygulama için özel bir vergisel avantaj sunmaktadır. Ancak bu durumu avantaj olarak nitelendirmek yanıltıcı olabilir; çünkü işlem, kayıtlı değerler üzerinden gerçekleştirildiği için kısmi bölünme ile vergilendirme yapılmamaktadır. Devralan şirketin elden çıkaracağı varlıklar, kayıtlı değer üzerinden maliyet olarak kabul edildiğinden, vergileme bu aşamada gerçekleşmektedir. Bu nedenle, burada bir vergi istisnası değil, bir vergi ertelemesi söz konusudur.

Mevcut mevzuata göre kısmi bölünme, tam mükellef bir sermaye şirketinin bilânçosunda en az iki tam yıl süreyle elde tutulan iştirak hisseleri veya sahip olduğu üretim veya hizmet işletmelerinin bir veya birkaçının kayıtlı değerleri üzerinden aynî sermaye olarak mevcut ya da yeni kurulacak tam mükellef bir sermaye şirketine devredilmesi anlamına gelmektedir (Kurumlar Vergisi Kanunu Madde 19/b).

Yasal düzenleme gereğince, yalnızca en az iki tam yıl (730 gün) süreyle elde tutulan iştirak hisseleri kısmi bölünmeye konu olabilmektedir.

Eğer iştirak hisseleri farklı tarihlerde edinilmişse, bölünmeye konu olacak hisselerin iktisap tarihinin belirlenmesi konusunda bazı belirsizlikler yaşanabilmektedir.

Bu konuyla ilgili emsal teşkil edebilecek düzenleme, 232 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde bulunmaktadır.

Tebliğe göre, genel olarak hisse senedi üzerindeki tasarruf hakkına sahip olunan tarih iktisap tarihi olarak kabul edilmelidir. Ancak, gerçek kişi ortakların şirketin sermaye artırımına gitmesi nedeniyle sahip oldukları hisse senetlerinin iktisap tarihinin belirlenmesi farklılık gösterebilmektedir.

Hisse senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançların vergilendirilmesi sırasında, sermaye ve kar yedeklerinin sermayeye eklenmesi nedeniyle sahip olunan hisse senetlerinin iktisap tarihi olarak daha önce sahip olunan hisse senetlerinin iktisap tarihi esas alınmalıdır.

Şirketler sermaye artırımı gerçekleştirdiğinde, ortaklar rüçhan haklarını kullanarak artırılan sermayeyi temsil eden hisse senetlerini alabilirler. Rüçhan hakkı kullanılarak nominal bedelleri ödenerek edinilen hisse senetleri için de iktisap tarihi olarak mevcut hisse senetlerinin iktisap tarihi esas alınır. Ortakların rüçhan haklarını sınırlayarak sermaye artırımı temsil eden hisse senetlerinin satılması durumunda ise yeni bir alım işlemi gerçekleşmiş sayılmaktadır.

Belirli bir şirketin hisse senedinden farklı tarihlerde alımlar yapıldıktan sonra, elden çıkarılan hisse senetlerinin hangi işlemle alındığı konusunda mükellefler serbest karar verebilmektedir.

Bu tebliği hazırlayanlara teşekkür etmek gerekir; zira oldukça mantıklı ve net bir açıklama sağlanmıştır.

Ancak, bu açıklamalara rağmen kısmi bölünmeye ilişkin yakın zamanda verilen bir özelge, bu açıklamalarla çelişen ve hatalı bir yorum içermektedir.

Söz konusu özelge, farklı tarihlerde edinilen iştirak hisselerinin bir kısmı satıldığında, elden çıkarılan hisse senetlerinin maliyetinin ilk giren ilk çıkar (FİFO) yöntemine göre belirlenmesi gerektiğini ifade etmektedir.

Menkul niteliğindeki hisse senetlerinin iktisap tarihleri, yönetim kurulu kararları ve nama yazılı olanlarda pay defteri, hamiline yazılı olanlarda ise Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarına dayanarak kesin bir şekilde belirlenebilir.

Mükellefler, istedikleri hisse senedini satabilir veya kısmi bölünmeye konu edebilir; çünkü hisse senetlerinin takibi mümkündür. Misli ile muayyen mal değildir.

Bu nedenle, yukarıda bahsedilen özelge hatalıdır!

Ancak bu özelgenin varlığı, bazı mükelleflerin kısmi bölünme yapmalarını engellemektedir.

Bu mükelleflere önerim, bölünmeye konu edilecek hisse senetleri dışındaki hisseleri elden çıkararak kısmi bölünmeye uygun bir pozisyon oluşturmalarıdır.

Ayrıca, kısmi bölünmeye ilişkin bir özelgede, kısmi bölünmeye konu iştirak hisselerinin tek bir şirkete ait olması halinde, bu hisselerin bir bütün halinde kısmi bölünme işlemine tabi tutulması gerektiği belirtilmektedir. Bu durumda, aktifte iki yıldan fazla süreyle bulunan bir iştirake ait hisselerin parça parça kısmi bölünmeye tabi tutulmasının mümkün olmadığı ifade edilmektedir.

Bu özelge de hatalıdır, çünkü kanunda böyle bir şart bulunmamaktadır. Her bir hisse ayrı bir varlık olup, ayrı tasarrufa tabi tutulabilir. Bu yaklaşım, uygulamada bölünmeye konu edilmeyecek kısmın satış gibi işlemlerle önceden elden çıkarılmasını zorunlu kılmaktadır. Bütünlük kavramı, yalnızca işletme bölünmesi için geçerlidir; iştirak hissesi bölünmesinde uygulanamaz.

Bu yazı için birkaç sözüm var…

Maliye, yeniden yapılandırma uygulamalarını vergi planlaması amacıyla aşırı bir şekilde takip etmekte ve kontrol mekanizmaları geliştirmektedir. Bu durum, mükelleflerin bu fırsatlardan yararlanmalarını engellemektedir.

Mükellefler, vergi incelemesinden çekindikleri ve ihtilaf yaşamak istemedikleri için bu olanaktan yararlanmaktan kaçınabilmektedirler.

Maliye, gerçekten yeniden yapılanma ihtiyacı nedeniyle gerçekleştirilen uygulamaları engellemeyecek bir yaklaşım benimsemelidir.

Tüm mükellefleri vergi planlamacısı olarak değerlendirmek son derece yanlıştır. Ayrıca, vergi planlaması yapmak vergi kaçırmak anlamına gelmez. Yasal olanaklardan yararlanmak, yasaya aykırı bir davranış olarak kabul edilemez.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın