
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Lefkoşa’da KKTC Başbakanı Ünal Üstel ile bir araya geldi. Düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Üstel, Türkiye ile KKTC arasındaki ilişkilerin sıradan devletler arası ilişkilerin çok ötesinde olduğunu ifade etti. Üstel, “Bizim ilişkilerimiz ortak bir kadere, sınırsız bir güvene ve güçlü gelecek vizyonuna dayanan yaşamsal bir kardeşlik ilişkisidir. Kıbrıs Türk halkı ile anavatan Türkiye arasındaki bağ hayati ve vazgeçilmez bir bağdır” dedi.
İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik saldırıları sonrası patlak veren savaşta, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne İran’dan atılan füzelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Üstel, şu ifadeleri kullandı:
“GKRY’NİN ATTIĞI YANLIŞ ADIMLAR ADAMIZI BİR SAVAŞ ORTAMINA SOKTU”
“Çevremiz adeta bir ateş çemberine dönüşmüş durumda. Adamız üzerinde füzeler dolaşıyor, fırlatılan dronelar Kıbrıs’ın güneyinde patlıyor. Ne yazık ki son dönemlerde GKRY’nin attığı yanlış ve sorumsuz adımlar, Adamızı hiç istemediğimiz bir savaş ortamına sürüklemiştir. İsrail ile imzalanan askeri anlaşmalar, Ada’nın güneyinde başlatılan yabancı güçlere üs verme yarışı ve İngiliz üslerinin savaşın bir parçası haline getirilmesi, Güney Kıbrıs’ı fiilen çatışmanın tarafı haline getirmiştir. Bugün Güney Kıbrıs’ta yaşayan Rum halkı korku içinde ve ciddi bir huzursuzluk yaşamaktadır.
“TÜRKİYE’NİN ADA’DAKİ VARLIĞI KIBRIS TÜRK HALKININ GÜVENLİĞİ AÇISINDAN HAYATİ ÖNEME SAHİP”
KKTC olarak yaşanabilecek her türlü olasılığa karşı gerekli tüm hazırlıkları yaptıklarını belirten Üstel, KKTC’de böyle bir endişenin yaşanmadığını vurguladı. “Çünkü insanımız Türkiye’ye güvenmektedir. Güvencemiz de garantörümüz de kardeşimiz, anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti’dir. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Türk halkının güvenliği için taşıdığı rol, bir kez daha önemini ortaya koymaktadır. Türkiye’nin garantörlüğü ve Ada’daki varlığı, Kıbrıs Türk halkının güvenliği ve Doğu Akdeniz’deki dengelerin korunması açısından hayati bir öneme sahiptir. Bu vesileyle, anavatan Türkiye’ye ve Türk milletine, Kıbrıs Türk halkına verdikleri güçlü destek için bir kez daha teşekkür ediyorum” dedi.
“KULLANIM AYRICALIKLARI TANIMASI ADA’DA YAŞAYAN HERKESİ RİSK ALTINA SOKTU”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise şu değerlendirmelerde bulundu:
“Orta Doğu ve Doğu Akdeniz havzasında artan çatışmaların gölgesinde, Rum Yönetimi’nin Ada’daki askeri üslerde, üçüncü ülkelere kullanım ayrıcalıkları tanıması, Ada’da yaşayan herkesi risk altına sokmuştur. Ada’nın Orta Doğu’ya yönelik operasyonlar için kullanılması, tüm bölge ülkeleri için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bu durumu içinde bulunduğumuz hafta yaşanan gelişmelerle daha net bir şekilde gözlemledik. GKRY’nin Ada’nın tamamının sahibi gibi hareket etmesi, Kıbrıs Türk halkının iradesini ve egemen eşitliğini yok sayarak aldığı aşırı kararlar, büyük güç rekabetleri içinde kendine yer bulma çabası, özellikle son dönemdeki askeri angajmanlar ve üs politikaları Ada’ya yönelik güvenlik risklerini artırmaktadır. GKRY, Gazze’deki soykırımda da benzer tavırlar sergilemiş, İsrail’in desteğiyle aşırı bir silahlanma sürecine girmiştir.
Bu tablo karşısında, Türkiye’nin garantörlük sorumluluğu ve tarihi yükümlülüğü daha belirgin hale gelmektedir. Garantör ve anavatan olarak Ada’daki askeri varlığımız, yarım asrı aşkın bir süredir tüm adanın güven ve istikrar içinde gelişmesine katkı sağlamış ve bunun teminatı olmuştur. Bu durum sadece KKTC için Kıbrıs Türk halkı için değil, GKRY için Ada’daki Rum vatandaşlar ve yaşayan insanlar için de daha güvenli bir ortamın oluşmasını sağlamaktadır.
“YARIM ASRI AŞKIN BİR SÜREDİR BÜTÜN ADA HALKI GÜVEN İÇİNDE İSTİKRAR İÇİNDE YAŞIYOR”
50 yılı aşkın bir süredir bu Ada’da huzur, güven ve barış mevcuttur. Bu ortamda hem Rum tarafı hem de KKTC kalkınmış, gelişmiş ve refahını artırmıştır. Güvenliğin olmadığı bir yerde kalkınma mümkün değildir. Güvenliğin olmadığı bir yerde refah da olmaz; olsa bile kağıt üzerinde kalır ve en küçük bir etkiyle yok olur. Güvenlik, kalkınmanın temelidir. Dolayısıyla, 50 yıllık bu süreçte Ada geliştiyse ve refah düzeyi arttıysa, bu 1974’teki Barış Harekatı sonrası oluşan güven ve istikrar ortamında sağlanmıştır. Tekrar vurgulamak gerekirse, bu durum sadece Türkler için değil, Rumlar için de geçerlidir. Yarım asrı aşkın bir süredir, tüm Ada halkı güven içinde ve istikrar içinde yaşamaktadır.
Ancak son dönemlerde yaşanan gelişmeler, GKRY’nin attığı bazı adımlar, adadaki güvenlik ortamına zarar vermekle kalmayıp, aynı zamanda Ada’da yaşayan insanların refahını ve huzurunu da zayıflatmaktadır. Bu durum, Ada’nın güven adası olma özelliğine büyük bir darbe indirmektedir. Kıbrıs Türklerinin Ada’nın ortak sahibi değil, azınlık olduğu anlayışıyla hareket eden ve Kıbrıs Türk halkına Ada’nın geleceğinde söz hakkı tanımayan bir zihniyetle çözüme ulaşmak mümkün değildir. Bu zihniyet değişmediği sürece, yapılacak çabalar zaman kaybından başka bir sonuç doğurmayacaktır.
Kıbrıs Türklerinin öz hakları olan egemen eşitlik ve eşit uluslararası statülerinin tescil edilmeden, maruz kaldıkları izolasyonların son bulmadan bu meselenin çözülmesi mümkün olmayacaktır. Kıbrıs meselesinin Ada’daki gerçekler temelinde çözülmesi ancak bu yoldan geçmektedir. Kıbrıs Türk halkının hak ettiği konuma ulaşması için ortak irade ve güçlü iş birliğiyle çalışmalarımıza devam edeceğiz.
Bir yandan Kıbrıs’ın güvenliği, huzuru ve barışı için çalışırken, diğer yandan iktisadi ve mali işbirliği programlarımız çerçevesinde kalkınmasını sağlamak ve Kıbrıs Türk halkının refahını artırmak için bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da yeni projelerle ve programlarla devam edeceğiz.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



