Korsan Yemin Olayı: Asker-Siyaset İlişkisi Yeniden

HHaber Merkezi 1
0 okunma
Korsan Yemin Olayı: Asker-Siyaset İlişkisi Yeniden

Türkiye’nin siyasi tarihi, asker-siyaset ilişkisi çerçevesinde birçok keskin tartışma anını içermektedir. Son olarak, Kara Harp Okulu mezuniyet töreninde meydana gelen “korsan yemin” olayı, bu ilişkilerin ne denli tartışmalı olabileceğini bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Mezuniyet sonrası, amirlerinin uyarılarına rağmen bazı genç teğmenler, resmi yemini ettikten sonra bir araya gelerek 28 Şubat dönemine atıfta bulunan tarihi bir yemini seslendirdiler. Bu durum, Türkiye’nin siyasi tarihinde önemli tartışmalara yol açtı.

Yeni teğmenler, resmi yeminde belirtilen “…kanunlara ve nizamlara ve amirlerime itaat edeceğime…” ifadesine aykırı davranarak, korsan bir yemin etme girişiminde bulundular. Bunun yaratacağı sonuçlar ve yüksek disiplinin ihlal edilmesi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin temel değerleri açısından soru işaretleri doğurdu.

Bu çerçevede, o mezunları korsan yemini etmeye iten motivasyonların ne olduğunu sormak kaçınılmaz oldu. Askerlik mesleğinin en başında, disipline ve amirlere olan bağlılığın öğrenilmesi beklenirken, neden böyle bir seçime yöneldikleri üzerine birtakım sorular gündeme geldi. Özellikle, resmi yeminin aileler, amirler ve kamuoyu tarafından onaylanmış olması, bu insanların neden resmi bir yemin yerine korsan yemini tercih ettiklerini sorgulatıyordu.

Böylesi bir duruma yol açan nedenlerin arasında, kişisel motivasyonlar ve sosyal baskılar da olabileceği düşünülüyor. Eleştirilerden bir kısmı, resmi yeminden duyulan tatminsizlikten kaynaklanıyorken, bir diğer kısmı da bu tür hareketlerin Türk Silahlı Kuvvetlerini tamamen dönüştürmeyi arzulayan bir anlayıştan doğabileceği yönündedir.

Korsan yemin olayı, kısa sürede Türkiye siyasetinin gündemine oturdu. Bu tartışmanın ilerleyen süreçlerde bazı çevreler tarafından “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganı ile ilişkilendirilmesi dikkat çekti. Ancak burada söz konusu olan asıl mesele, başında bulundukları askerî hiyerarşiyi hiçe sayarak disiplinin ihlal edilmesidir.

CHP ve benzeri bazı gruplar, geçmişte olduğu gibi sivil-asker ilişkilerinin getirdiği sorunları göz ardı etmiş durumda. CHP’nin tutumu, konuyu askerî disiplin açısından değerlendirmek yerine, durumu siyasete alet etme çabasına dönüşmüş gözüküyor. Bu eğilim, sosyal medyada ve kamuoyunda “Mustafa Kemal’in askerleri” söylemi altında bir algı yaratmaya yönelik bir çaba olarak dikkat çekiyor.

Türkiye’nin tarihinde birçok darbeye tanıklık eden CHP ve çevreleri, maalesef geçmişte yaptığı hatalardan ders almadan, aynı uygulamaları sürdürmeye devam ediyor. O tarihe bakıldığında, CHP, 1960’tan günümüze kadar bir çok askeri vesayet döneminde, darbecilere veya muhtıralara destek vermiştir. Dolayısıyla, CHP ve destekçilerinin konuyu gündem ediş biçimi, askeri disiplinin ve emre itaatsizliğin yok sayılması anlamına geliyor.

Bu bağlamda tarih, CHP’nin militarist bir tavrı benimseyip, bu tavrı sürekli olarak güçlendirdiğini gösteriyor. 27 Mayıs 1960’ta “hürriyet ve anayasa” söylemleri ile darbe karşısında durmayan CHP, 12 Mart 1971 muhtırasında da benzer tavırların arkasında durmayı tercih etti. 12 Eylül 1980 darbesinde yaşanan gelişmelerde de CHP’nin tutumu değişmedi ve darbenin öncesindeki benzer adımlardan memnuniyet duyduğu görüldü.

Özellikle 28 Şubat 1997 tarihinde “bin yıl sürecek” denilen postmodern darbenin destekçileri arasında yer alan CHP, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminde de “kontrollü darbe” söylemini benimsemiş durumdaydı. Genel olarak,

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın