Kriz Tırmanıyor: Türkiye Bağımsız Politika İstiyor

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Kriz Tırmanıyor: Türkiye Bağımsız Politika İstiyor

Haber7-ÖZEL

28 Şubat tarihinde ABD ve İsrail’in ortaklaşa düzenlediği hava saldırıları, İranlı üst düzey yetkililerle dini lider Ali Hamaney’in ölümüyle kriz seviyesini yükseltti. Bu olayın ardından karşılıklı misillemelerin ardından Körfez ülkeleri ve Lübnan’ı kapsayan geniş bir bölgesel güvenlik krizi ortaya çıktı. Savaşın ilerleyen aşamalarında İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatma ve enerji tesislerine saldırma gibi stratejilerle askeri çatışmanın ötesine geçerek küresel ekonomiyi ve enerji piyasalarını hedef almayı amaçladı.

GENAR Türkiye Raporu’nun Nisan 2026 tarihli araştırması, “Türkiye Kamuoyunda ABD/İsrail-İran Savaşı: Kazananlar ve Kaybedenler” başlığı altında kamuoyunun algılarını çok yönlü bir şekilde ortaya koydu. Ankette katılımcılara, savaşın sorumluluğu, üstünlüğü elinde tutan taraf, savaştan en çok fayda sağlayan ve en çok zarar gören ülkeler gibi ilişkili sorular yöneltildi.

BATI İTTİFAKLARI BİTTİ: KAMUOYU KENDİ KURDUĞU BİRLİĞİ İSTİYOR

Grafikler, Türkiye’de dış politika tercihlerinin netleştiğini gösteriyor. Toplum artık “Batı mı Doğu mu?” gibi ikili bir yaklaşım yerine, kendi eksenini oluşturma fikrine yöneliyor. Nisan 2026’da yüzde 41,4 ile “bağımsız merkez güç olma” seçeneği öne çıkarken, bu oranın bir önceki aya göre artış göstermesi dikkat çekici. Türk dünyası yüzde 15,3 ve İslam dünyası yüzde 14,4 gibi alternatif ittifak seçenekleri bulunsa da, bu grupların hiçbiri tek başına belirleyici bir ağırlık oluşturmuyor. Bu durum, toplumun daha bağımsız ve çok yönlü bir dış politika arayışında olduğunu gösteriyor.

Batı’ya yönelik ilginin belirgin şekilde azaldığı da gözlemleniyor. AB ile ittifak oranı yüzde 7,5’e, ABD ile ittifak ise yalnızca yüzde 2’ye gerileyerek çok düşük seviyelerde kalıyor. Bu tablo, Batı merkezli dış politika anlayışının toplumda karşılık bulmadığını gösterirken, yüzde 13,4’lük “fikrim yok” oranı, dış politikada yön bulma arayışının tamamen sona ermediğinin bir göstergesi. Genel olarak, Türkiye’de kamuoyu, dış politika konusunda ittifaklara eklemlenen bir yaklaşım yerine, kendi ağırlığını koyan bir vizyona daha sıcak bakıyor.

SAVAŞIN SORUMLUSU İSRAİL VE ABD

Türkiye’nin diplomatik çabaları, savaşın sona erdirilmesi, ateşkesin uzatılması, müzakerelerin devam etmesi ve arabulucu rolü üstlenen Pakistan ile yakın temas halinde bulunması gibi girişimler, izlediği barış politikalarını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

İran savaşının çıkmasında en büyük sorumluluğa sahip olan taraflara ilişkin kamuoyu görüşleri oldukça belirgin bir şekilde ortaya kondu. Grafik, kamuoyunun ABD-İsrail-İran hattındaki olası bir savaşın sorumluluğunu büyük ölçüde Batı eksenine yüklediğini göstermektedir. Katılımcıların yüzde 41,9’u İsrail’i, yüzde 36,4’ü ise ABD’yi başlıca sorumlu olarak görürken, İran’ı sorumlu tutanların oranı yalnızca yüzde 1,8’de kalmaktadır. “Hiçbiri” diyenlerin oranının yüzde 1,3 gibi düşük bir seviyede kalması, toplumun bu konuda net bir fail algısına sahip olduğunu göstermektedir.

Yüzde 18,6’lık “fikrim yok” oranı, önemli bir kesimin konuya mesafeli veya kararsız olduğunu ortaya koysa da genel tablo değişmiyor. Türkiye’de kamuoyu, bölgedeki gerilimlerin sorumluluğunu ağırlıklı olarak İsrail ve ABD’ye atfetmekte. Bu durum, dış politika algısında Batı’ya karşı güvensizlik ve eleştirel bir yaklaşımın devam ettiğine işaret etmektedir.

SAVAŞTAN EN ÇOK ZARAR GÖREN

Taraflar arasında savaştan en çok zarar görecek olanın kim olduğu ile ilgili değerlendirmelerde, İran’ın yüzde 31’lik bir oranla açık ara önde olduğu görülmektedir. ABD-İsrail-İran savaşında en büyük zararı kimin göreceğine dair algının ağırlıklı olarak İran üzerinde yoğunlaştığı anlaşılmaktadır. Katılımcıların yüzde 31,7’si İran’ın en çok zarar göreceğini düşünürken, Türkiye yüzde 14,2 ile ikinci sırada yer almaktadır. İsrail yüzde 12,9, Arap ülkeleri ise yüzde 10,5 oranlarıyla önemli ölçüde risk altında görülmektedirken, ABD’nin yalnızca yüzde 5,4 ile daha sınırlı zarar göreceği düşünülmektedir. Avrupa ülkelerinin yüzde 2,9 gibi düşük bir oranda kalması, savaşın etkisinin daha çok bölgesel olacağı algısını yansıtmaktadır.

Yüzde 16,5’lik “fikrim yok” oranı, belirsizliğin hala önemli bir yer tuttuğunu ortaya koysa da genel tablo net. Kamuoyuna göre böyle bir çatışmanın en ağır bedelini bölge ülkeleri, özellikle de İran ödeyecek. Türkiye’nin ikinci sırada yer alması ise coğrafi ve jeopolitik yakınlık nedeniyle toplumda olası risklerin ciddiye alındığını göstermektedir.

SAVAŞTA EN ÇOK FAYDA GÖREN

ABD-İsrail-İran savaşında en büyük faydayı kimin göreceğine dair algı, ağırlıklı olarak İsrail üzerinde yoğunlaşmaktadır. Katılımcıların yüzde 19,6’sı İsrail’in en çok fayda sağlayacağını düşünürken, ABD ise yüzde 19,1 ile ikinci sırada yer alıyor. İran yüzde 8,1, Türkiye 4,0, Avrupa ülkeleri 2,8 ve Arap ülkeleri yüzde 1,9 ile savaştan hemen hemen hiç fayda sağlamayacağı gözlemlenmektedir. Yüzde 34,2’lik “fikrim yok” ve yüzde 10,3’lük “diğer” oranları, toplamda yüzde 44,5 ile belirsizliğin hala önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir.

TÜRKİYE’NİN ÖNCELİĞİ: KENDİ GÜVENLİĞİ

“Türkiye’nin mevcut savaşta önceliği ne olmalı?” sorusuna verilen yanıtlar güvenlik odaklı bir tabloyu ortaya koymaktadır. Katılımcıların dörtte birinden fazlası, Türkiye’nin önceliğinin kendi kara, deniz ve hava sahasının güvenliği olması gerektiğini belirtmiştir.

Grafikler incelendiğinde, katılımcılar yüzde 28,7’lik oranla Türkiye’nin kendi kara, deniz ve hava sahasının güvenliğini öncelediğini ifade etmektedir. İkinci sırada yüzde 19,5 ile bölgesel güç dengesi ve rekabetteki konumunu korumak, yüzde 16,1 ile komşularıyla iş birliği ve dayanışma içerisinde olmak, yüzde 9,8 ile NATO ülkeleriyle işbirliği ve dayanışma, yüzde 6,6 ile enerji ve gıdaya erişim, yüzde 5,2 ile dini, mezhepsel ve kültürel bağlar yer almaktadır. Yüzde 14’lük “fikrim yok” ifadesi ise beyan edilmiştir.

KAYNAK: HABER7

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın