
1 Haziran 2026 00:00
Güncelleme: 1 Haziran 2026 00:28
Son olarak mart ayının sonlarında ABD-Küba ilişkileri üzerine yazdığımda, arada önemli gelişmeler yaşanmıştı ve yeni Amerikan girişimlerini ele almak gereği doğdu. Geçtiğimiz hafta Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Küba’nın ABD için bir güvenlik tehdidi oluşturduğunu yineledi. Bunun yanı sıra, CIA Başkanı’nın Küba’ya gerçekleştirdiği ziyaret de dikkat çekti. Küba-ABD ilişkilerini yakından izleyenler için bu ziyaret sürpriz olmadı. Diğer bir olumsuz gelişme ise Miami’deki ABD savcısının, 1996 yılında üç ABD vatandaşının ölümünden dolayı 94 yaşındaki emekli devlet başkanı Raul Castro hakkında ceza soruşturması başlatmasıydı.
1996 yılında meydana gelen olay 30 yıl sonra ABD yargısında
Bu konunun detaylarına girmek gerekirse, Raul Castro aleyhindeki suçlama iddianamesi, ABD makamlarının hukuku nasıl siyasi bir araç olarak kullandığını gözler önüne seriyor. 30 yıl önce, Havana’nın uyarılarına rağmen, Küba hava sahasını ihlal eden dört kişiden biri olan üç ABD vatandaşı, 1996 yılında Küba jetleri tarafından vurularak hayatlarını kaybetmişti. Şimdi, 30 yıl sonra bir devlet başkanının cezalandırılmasını sağlamak için hukukun siyasete alet edilmesi söz konusu. Amerikan tarafı, uçağın uluslararası hava sahasında vurulduğunu savunurken, Küba ise uçağın defalarca kendi hava sahasını ihlal ettiğini ve bu nedenle hava kuvvetlerinin harekete geçtiğini ileri sürüyor.
Raul Castro
Ambargonun kaldırılması Havana’daki rejimin değiştirilmesine bağlanmış
Bu olayın ABD basınında geniş yankı bulması ve Castro rejimine karşı yoğun eleştiriler getirilmesi, Küba ile ilişkileri düzeltmeye çalışan demokrat başkan Bill Clinton için zor bir dönem yaratmıştır. Tepkilerin yatıştırılması amacıyla, bir yandan Küba’ya uygulanan ambargo güçlendirilmiş, diğer yandan bu ambargonun kaldırılması, Havana’daki rejimin değiştirilmesi şartına bağlanarak yalnızca Kongre’ye yetki verilmiştir (Helms-Burton Yasası, 1996). 2015 yılında Küba’ya tarihi bir ziyaret gerçekleştirerek iki ülke arasında diplomatik ilişkileri yeniden başlatan Başkan Obama, Kongre’nin yetkisi dolayısıyla ambargoya dokunamamış, fakat başkanlık kararnameleriyle ilişkilerde önemli bir iyileşme sağlamıştır. 2016 yılında Trump’ın seçilmesiyle ise, Havana ile olan balayı sona ermiş ve ABD-Küba gerginliği yeniden başlamıştır.
Trump ne zaman Küba’ya müdahale edecek?
Raul Castro aleyhinde Miami’de başlatılan ceza soruşturması, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun New York mahkemesinde yargılanması için 3 Ocak günü Karakas’tan askeri operasyonla kaçırılmasını hatırlatıyor. Washington, Havana’ya bir gece ansızın müdahale edebileceği mesajını veriyor. Küba halkını açlık ve kıtlıkla terbiye etmeye çalışan Trump, Venezuela örneğinde olduğu gibi askeri seçeneği de göz önünde bulunduruyor. İran ile başlattığı savaşta zamanında ve başarılı bir sonuç alamadığı için, Küba’ya müdahale edemediği düşünülüyor. İran’daki başarısızlık Trump’ın düşüncelerini etkilemiyor; dünya genelinde ABD ve İsrail’e karşı artan tepkileri görmezden geliyor. Öte yandan, Trump karşıtlığı ABD kamuoyunda da güçleniyor ve büyük protestolar düzenleniyor, ancak maalesef hala yüzde 35’lik bir kesim onu destekliyor. 250 yıllık ABD tarihinde, Trump kadar dünya genelinde rahatsızlık yaratan bir başkan olmamıştır.

Küba’nın ABD için güvenlik tehdidi oluşturması soğuk savaş dönemi söylemidir
Gelelim Küba’nın ABD için bir güvenlik tehdidi oluşturup oluşturmadığına. Bu iddia daha önce de dile getirilmişti ve soğuk savaş dönemine dayanmaktadır. SSCB’nin çöküşüyle bu iddianın geçerliliğini yitirdiğini herkes biliyor. Günümüzde Küba’nın ABD için bir güvenlik tehdit olduğu söylemi oldukça komik bir durumdur; kimse bu görüşü ciddiye almaz. Gariban Küba’nın süper güç ABD için ne gibi bir tehdit oluşturduğunu biri bana izah etsin. Marco Rubio’ya da bir çift sözüm var; kendisini 2012 yılından beri takip ediyorum ve takdir ediyorum. Ancak Trump’ın Dışişleri Bakanı olmanın zorluğunun farkındayım; başkanı yalanlayamaz ama onun saçmalıklarını tekrarlamak da doğru değil.
CIA’cılar: Havana’da Delcy Rodriguez bulamazsınız
Geçtiğimiz haftalarda CIA Başkanının Küba’yı ziyareti beni oldukça şaşırttı. Mart sonunda kaleme aldığım “Trump Küba’yı alır mı?” başlıklı makalemde de değinmiştim. ABD ve Küba, Raul Castro’nun torunu üzerinden iletişim kuruyor. Mevcut gerginlik ve sıkıntılar için bir çözüm arayışı içinde oldukları anlaşılıyor. CIA ziyaretinin, “Yengeç” lakaplı torun Castro’nun etkisi altında gerçekleştiğine inanıyorum. Bu ziyaret sırasında Küba’nın, “biz Venezuela değiliz, kolay kolay teslim olmayız” mesajı verdiğini düşünüyorum. CIA heyetinin adadan hangi izlenimlerle döndüğünü merak ediyorum. Eğer ambargo ve akaryakıt yasağı devam ederse, Castro rejiminin bir süre sonra devrileceği düşüncesiyle dönmemişlerdir umarım. Venezuela’daki deneyimlerini Küba’ya uygulamak gibi bir planları olduğunu da düşünmüyorum. PSUV (Partido Socialista Unido de Venezuela) ile Küba Komünist Partisi’ni karıştırmazlar umarım.
Delcy Rodriguez
GAESA ile OYAK arasında ne fark var?
<p style="color: rgb(0, 0, 0); font </p>Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



