
Çarşamba günü öğle saatlerinde, Kürt meselesini takip eden gazeteciler için heyecan verici ve önemli bir toplantı gerçekleştirildi.
Toplantıda, DEM Parti İmralı Heyeti üyesi, TBMM Başkanvekili ve Van Milletvekili Pervin Buldan, Abdullah Öcalan’ın avukatı ve İmralı Heyeti üyesi Faik Özgür Erol ile İmralı Cezaevi’nde 10 yıl 4 ay boyunca Öcalan ile kalan İmralı Sekreteryası’ndan Veysi Aktaş, bir grup gazeteciyle İstanbul-Taksim’de bir araya geldi.
Bu süreç, 75 bin soruşturma dosyası ve 4 bin tahliyeyi doğrudan etkilemektedir. Avrupa, Kandil, Mahmur ve Rojava’dan gelecek gelişmeleri hesaba katmadan dahi yüz binlerce hayatı etkileyen çerçeve yasaya “tartışmasız evet” denilmesi gerektiğini savunuyorum.
Bu görüşmede, masada bulunan her üç isim, sürecin başlangıcını ve çerçeve yasayı imzaladıkları günden önceki durumu, “Sürece karşı çıkmak, barışa karşı çıkmak demektir” ifadesini vurgulayarak ele aldılar. DEM Parti’nin esas kongresinin mart ayında yapılacağı ve partinin tüzük, program ve kadro değişikliği ile yeni bir hareket olarak ortaya çıkacağına dair açıklamalarda bulundular. Demokratik entegrasyonun, devletin Kürt’ü, Kürt’ün de devleti tanıması anlamına geldiği ifade edildi. Öcalan’ın “Esas olan yasa değil, centilmenlik sözleşmesidir” sözüne ve entelektüellere yönelik barış karşıtı dil eleştirilerine de değinildi. Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı “örgütün kendisini feshetmesi ve silah bırakma” çağrısının 15 Şubat’ta yapılması planlandığı, ancak o gün Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanması nedeniyle ertelendiği bilgisi paylaşıldı. Kayyım siyasetine rağmen barış yolundan geri adım atılmadığı ve gelecekte atılacak adımlar üzerinde duruldu.
Toplantıda, medyada barış dilinin yeterince oluşturulamadığına ve İmralı’ya, yani Öcalan’a dair her bir söze uzun uzun değinmek istediğimizi belirtmekle birlikte, katılımcıların okumasının zor olabileceğini düşündüm.
Bu nedenle, sadece kendi sorduğum soruları ve aldığım yanıtları paylaşmayı tercih edeceğim, böylece toplantıdaki diğer 27 meslektaşımla yazılarımızın çakışma ihtimalini de azaltmış olacağım.
“Süreci Devlet Bahçeli tek başına başlattı”
İlk sorum, bu sürecin kim tarafından ve nasıl başlatıldığına yönelikti. Ortalıkta dolaşan efsanelerin, yani Öcalan’ın fikri üzerine Sırrı Süreyya Önder’in Devlet Bahçeli ile kurduğu iletişim sonucu bu sürecin doğduğuna dair iddiaların doğru olup olmadığıydı. Pervin Buldan, sürecin Bahçeli tarafından başlatıldığını ve diğer anlatıların hiçbir doğruluk taşımadığını belirtti. Buldan, “Devlet Bahçeli önce gelip Genel Kurul’da DEM Partili eş başkanlarımızın elini sıktı ve daha sonra grup toplantısında yaptığı çağrı ile başladı, bunun bir öncesi yok” dedi.
“Savaşın müsebbibi İsrail’in varlığını sürdürebilmesi için Ortadoğu’da bir Kürdistan’a ve ikinci bir İsrail’e ihtiyacı var”
Veysi Aktaş da aynı soruya, Bahçeli’nin çağrısı sırasında İmralı’da Öcalan’ın yanında bulunmuş biri olarak yanıt verdi:
“Devlet, bölgedeki gelişmeler doğrultusunda bu noktaya geldi. İsrail faktörü önemli bir unsur. Yeniden bir Ortadoğu müdahalesi, kaybettikleri hegemonyayı yeniden elde etme arzusu, on yıllık savaşın müsebbibi bu ülkelerdir. İsrail’in varlığını sürdürebilmesi için Ortadoğu’da bir Kürdistan’a ve ikinci bir İsrail’e ihtiyacı var. Sorun bu! Milliyetçi bir ulus devlet istiyorlar. Bu sürecin devlet tarafından geliştirilmesinin en önemli nedenleri bunlardı. İbrahim Anlaşmaları olarak adlandırılan anlaşmalara göre bölge yeniden dizayn ediliyor. Buna karşı çıkan tüm iktidarlar düşüyor. Suriye, İran, Lübnan, Irak hedefte… Türkiye de bu yeniden düzenlemenin bir parçası.”
Devlet Bahçeli’nin açıklamaları da bu yöndedir; ‘devletin bekası’ dediği olay budur. Savaş hem Kürtlere hem Türklere kaybettirdi, bunun maliyetini halk ödedi. Ekonomik faturası yoksulluk oldu ve pek çok insan hayatını kaybetti. Bu süreç bu sebeplerle başlatıldı. Bahçeli’nin açıklamalarından önce adada hiçbir görüşme yaşanmadı. Aksine, 10 yıla yakın bir tecrit dönemi yaşandı. Sayın Öcalan 2023 yılında ‘gelmelerini’ bekledi. Odanın değiştirilmesi nedeniyle bu beklenti oluşmuştu, ancak engellendi. Bahçeli’nin çağrısına kadar hiçbir ilişki kurulmadı. O çağrıya yanıt verildi ve devletle ilişkiler başladı.”
Pervin Buldan, Faik Özgür Erol ve Veysi Aktaş’ın Kürt meselesini takip eden bir grup gazeteci ile İstanbul’da yaptığı toplantı.
“Öcalan dönüşlerin koordinasyonunu yönetecek”
İkinci sorum, Öcalan’ın kurulacak kurullardan birine başkanlık edeceği yönündeki iddialara yönelikti. Özellikle dağdan geleceklerin siyasete entegrasyonu sürecini yönetip yönetmeyeceği hakkında bilgi almak istedim. Pervin Buldan, “Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında, Adalet, İçişleri, Dışişleri ve Milli Savunma bakanlarının yanı sıra MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın da yer alacağı bir üst kurul oluşturulacak. Bu kurulda sivillerin yer almayacağını belirttim. Siyasallaşma ve Silahsızlaştırma Kurulu adı verilecek bu kurulda Öcalan’ın rolü ne olacak?” diye sorduğumda Buldan, “Bu kurulda devlet yetkilileri de yer alacak ve dönüşlerin koordinasyonu buradan yönetilecek” şeklinde yanıtladı.
Ardından Faik Özgür Erol da aynı soruya yanıt vererek, “İcra Kurulu, Barış ve Siyasallaşma Kurulu olarak adlandırılıyor ama silahsızlanma ve siyasallaşma kurulu olarak da tanımlanabilir. Ayrıca Meclis’in izleme komisyonu olarak üç ayrı kurul olacak. Bu üç kurul eşgüdümlü çalışacak. Sayın Öcalan’ın bu kurullardaki rolü, gelenlerin ve örgütün silahsızlandırılması sürecinin taahhüt boyutunu gerçekleştirmek olacak. Yani, bu süreçte devlete yönelik ta
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



