Kürtler ve Algı Yönetimi: Kimin Piyonu?

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Kürtler ve Algı Yönetimi: Kimin Piyonu?

Evet, kabul ediyorum oldukça dikkat çekici bir başlık; neyse ki bu soru bana ait değil!

Bu ifade, Amerikalı Ortadoğu uzmanı ve eski Savunma Bakanlığı Danışmanı Michael Rubin’e ait bir X paylaşımında yer alıyor.

Rubin, karmaşık ortamlarda kendini gösterebilen biri olarak biliniyor. “Sözünün değeri ne kadar?” sorusunun yanıtı belki net değil, ancak onun tekil bir manipülasyon figürü olmadığını söylemek mümkün. İran meselesinde İsrail’in çift yönlü bir manipülasyon stratejisi izlediği; bir yandan Türkiye’yi sahaya çekmek, diğer yandan da Kürtlerden rejimi devirmek için ‘toprak vaadi’ sunarak meşruiyet kazandırmak amacı taşıdığı göz önünde bulundurulmalı.

Şimdi konuyu netleştirmeye çalışalım; Rubin, bu dikkat çeken paylaşımında “Kürdistan Cumhuriyeti’nin başkenti Sanandaj, Mahabad, Mardin, Urfa ya da Diyarbakır mı olacak?” ifadesini kullanıyor.

CIA ile bağlantılı olduğu düşünülen ve yıllardır Türkiye ile Ortadoğu politikaları üzerine algı yönetimi faaliyetleri yürüten Rubin’in bu paylaşımı, güçlü bir yapının devreye soktuğunu düşündüren bir algı yönetimi çalışması ile eş zamanlı olarak yapıldı.

Peki, bu algı yönetimi nedir? Kısaca açıklayalım: CIA’in İran’daki Kürtleri silahlandırarak molla rejimine karşı içten bir askeri harekât planladığı ya da en azından bu yönde görüşmeler yaptığı iddiaları dolaşıma sokuluyor.

Burada ‘kullanma’ ifadesini tırnak içinde ele almak gerekiyor. Önce konuyu tamamlayalım!

Bu iddialar, birçok sosyal medya hesabı ve bazı uluslararası haber kuruluşları aracılığıyla hızla dezenformasyona dönüşerek “CIA Kürtlerle anlaştı, kara harekâtı başlayabilir” haberlerine zemin oluşturdu.

CIA’e yakın kaynakların, tıpkı Rubin gibi, yan söylemlerle destek verdiği bu algı, şüphesiz ki bir İsrail taktiği olarak değerlendiriliyor. İsrail’in bu tür algı yönetimi stratejilerini iyi bildiğimiz için, artık bunları kolayca anlayabiliyoruz!

İsrail, bu algı yönetimleri aracılığıyla Kürtlere “gel benim için savaş, ben de karşılığında İran Kürdistanı’nı kurdurtayım” mesajı veriyor. Bunu yaparken de Rubin gibi figürlerden “bu işin yarını da var, dört parça Kürdistan’ı düşün” dedirtiyor.

İran, oldukça karmaşık bir yapıya sahip. Kürtler konusunda ise tek bir yapıdan bahsedemeyiz. Beş Kürt partisi ortak bir hareket kararı almış olsa da, iç dengeler oldukça karmaşık. PJAK, Öcalan çizgisinde olduğunu belirtiyor ve bu durumu kabul ediyor. Aniden ortaya atılan “Kürdistan” iddialarına karşı PJAK ve PAK hemen yalanlama yayımladı.

Peki, Kürtlerin İran’a dair yol haritası nedir? Tıpkı Suriye’de olduğu gibi İran’da da kendi bölgelerini, yani Rojhilat’ı koruma kararı aldıklarını ve Kürtleri kendi mahallelerinde örgütlenmeye, silahlanmaya yönlendirdiklerini duyurdukları biliniyor. Şu an bildiklerimiz ve yaşananlar bununla sınırlı. Geri kalan ise spekülasyon ve manipülasyonlardan ibaret.

Kürtlerin ‘kullanılma’ meselesi, Türk devletine de bir mesaj içeriyor. Bu tür tanımlamalar, Türk psikolojisine doğrudan hitap ediyor. Çoğu Türk, Kürtlerin kendi kararlarını verebilen, kendi stratejilerini belirleyebilen, siyaset ve diplomasi konusunda anlayış sahibi bir halk olduğunu kabul etmemekte direniyor.

Bu toplumsal durum üzerine yapılan analizler, İsraillilerin de bu konuyu iyi bildiğini gösteriyor. Meseleyi ‘Kürdistan’ ve ‘Kürtleri kullanmak’ üzerinden gündeme getirerek, hem “Suriye’deki gibi” bir benzetme yapıyor hem de Türk devletine “Kürtlerin hak kazanmasını istemiyorsan, gel sahip çık” mesajı veriyor. Aynı zamanda kamuoyunu ikna etmek için Türkiye’nin İran savaşına dahil olmasını teşvik eden bir “Kürt kazanımı fobisi” oluşturuyor.

Birçok iktidar yanlısı yazar, “Şimdi de PJAK ile deneyecekler” şeklinde yazılar kaleme almaya başladı. Önceki yazımda İsrail’in taktiklerini tanımayı başardığımızı belirtmiştim, ama özellikle Kürtler söz konusu olduğunda bu taktiği tanımayı reddedenlerin sayısı bir hayli fazla!

Bu noktada, itidalli davranarak yapılmak istenenleri ve dönen algı oyunlarını açık bir şekilde ifade etmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Muhatapların pazarlık boyutları, oyun tarzları ve hileleri sürekli olarak dile getirilmelidir.

Şeytanlaşmış devletlerin kurduğu oyunlarda piyon olmaktansa, planları boşa çıkartmak ve hedefleri ortadan kaldırmak adına iç barışı, Kürt-Türk birliğini sağlama gerekliliğini tekrar vurgulamak gerekiyor.

İran üzerinden yaşananların henüz yeni başladığını göz önünde bulundurursak, Türkiye’nin Kürt barışına ve Öcalan’ın statüsü meselesine neden ihtiyaç duyduğunun sorusu hızla önümüze çıkıyor.

Meseleleri doğru okumak, Ortadoğu’da Kürtlerin güçlenen rolünü görmek ve İsrail ile ABD ile mücadeledeki zorlukları anlamak, iç siyaseti hızlandırmak ve iç gücü artırmak açısından önemlidir. Bu algı operasyonlarıyla mücadele edebilmek için bu hususları her fırsatta dile getirmek gerekiyor.

Ancak Türkiye, bazı takıntılar, kişisel siyasi emeller ve reformist cesaretten uzak karar alıcılarla gerçekler arasında sıkışmış durumda ve zaman kaybediyor.

Sıkıştığımız yerden bir an önce sıyrılmayı öncelikli hale getirmemiz gerektiği konusunda yazılar yazmaya, yasal düzenleme aciliyetini vurgulamaya, AİHM kararlarının uygulanmasını talep etmeye ve statü ile umut hakkı meselelerinde cesur adımlar atılması çağrısında bulunmaktan başka elimizde bir enstrüman kalmıyor!

Anlayacağınız, gerekçeleriyle “barış hemen şimdi” çağrısında bulunmaya artık çok daha fazla ihtiyaç var!

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın