
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, İzmir’in Kınık ilçesinde hakları için direnen Polyak Madencilik işçilerine yönelik gerçekleştirilen müdahaleleri eleştirdi. Karasu, “Ücretini, toplu sözleşmesini ve güvenli çalışma koşullarını talep eden madencilerin gözaltına alınması; bu sorunun sadece bir işletmeye ait olmadığını, aynı zamanda AKP politikaları ile büyüyen bir emek krizinin varlığını ortaya koyduğunu göstermektedir” dedi.
CHP İşçi, Memur Sendikaları ve Emek Bürolarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, Türkiye’deki maden işçilerinin mevcut durumuna dair önemli açıklamalar yaptı. İzmir Kınık’ta faaliyet gösteren Polyak Madencilik’te çalışan binin üzerinde işçinin aylardır hakları ve ücretleri için direndiğini ifade eden Karasu, güvenlik güçlerinin müdahalesiyle karşılaştıklarını belirtti. Ayrıca, bir avukat ve sendikacının gözaltına alınmasına olan tepkisini dile getirdi. Karasu, “Ücretini, toplu sözleşmesini ve güvenli çalışma koşullarını talep eden madencilerin gözaltına alınması, sorunun yalnızca bir işletmeye ait olmadığını, AKP politikalarıyla büyüyen bir emek krizini gözler önüne sermektedir” şeklinde konuştu.
Son zamanlarda Türkiye’nin maden havzalarında durumun kötüleştiğini vurgulayan Karasu, şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye’de madencilik ve enerji politikaları uzun zamandır ‘yerli ve milli’ söylemiyle sunulmakta; ancak uygulamada ithalata bağımlılık artmakta, kamusal üretim zayıflamakta ve özelleştirme ile taşeronlaşma süreçleri derinleşmektedir. Kamuya ait santraller ve maden alanları ya üretimden çekilmekte ya da kısa vadeli kâr anlayışıyla işletilmektedir. Bunun sonucunda yüzlerce işçi işsiz kalmakta, bölgesel ekonomiler daralmakta ve üretim kapasitesi düşmektedir. Maden sahalarının kapatılması, üretimin durdurulması, taşeronlaşma ve özelleştirme politikaları istihdamı kısıtlamakta ve bölgesel ekonomileri kırılgan hale getirmektedir. Bu durum, kentlerin ekonomik yapısının zayıflaması anlamına gelmektedir.”
Maden iş kolunda uzun süredir üç ana sorunla karşı karşıya olunduğunu belirten Karasu, bu sorunları “güvencesizlik ve taşeronlaşma”, “işçi sağlığı ve iş güvenliği standartlarının eksikliği” ve “üretim politikalarının kamusal planlamadan uzaklaşması, adil ücrete erişim hakkının kaybı” olarak sıraladı.
Sektörün sıradan bir alan olmadığını, denetimlerin zayıfladığı ve kamusal sorumluluğun piyasaya terk edildiği her durumda iş kazalarının ve iş cinayetlerinin arttığını vurgulayan Karasu, “Özelleştirme ve taşeronlaştırma merkezli yaklaşım; kısa vadeli kârlılığı öncelikli kılan, uzun vadeli güvenliği, bölgesel kalkınmayı ve yer altı kaynaklarının geleceğini göz ardı eden sonuçlar doğurmuştur. Maden sahalarında meydana gelen her kriz; işçilerin hak kaybı, iş cinayetleri, doğanın tahribatı ve bölgesel yoksullaşma olarak kendini göstermektedir” dedi.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre, 2013 ile 2025 yılları arasında 1267 maden işçisinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğini aktaran Karasu, bu iş cinayetlerinin 350’sinin, madenlerdeki emek mücadelesinin en yoğun yaşandığı Manisa’da gerçekleştiğini belirtti. Polyak işçilerinin yaşadığı durumun, yapısal sorunlar ve AKP İktidarının yönetsel problemlerinin güncel bir örneği olduğunu ifade eden Karasu, hak arayan madencilerin müzakere masası yerine güvenlik müdahalesi ve yargı baskısıyla karşı karşıya kalmasının, çalışma hayatındaki gerilimi artırdığını vurguladı.
Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu yaklaşımın net olduğunu söyleyen Karasu, şunları sıraladı:
• Kamusal denetimin güçlendirilmesi
• İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin en yüksek standartlarda uygulanması
• Toplu sözleşme ve örgütlenme hakkının güvence altına alınması
• Bölgesel istihdamı koruyan planlı madencilik politikası
• Doğayı ve insan hayatını merkez alan bir üretim modeli
Madenciliğin, yeraltında gün yüzü görmeden çalışan emekçilerin sırtında yükseldiğini belirten Karasu, o karanlıkta üretilen değerlerin ülkenin enerji güvenliğini, sanayisini ve ekonomisini beslediğini vurguladı. Bu nedenle madencinin hakkının sadece bir ücret meselesi olmadığını, ülkenin geleceği, sosyal adalet ve kamusal sorumluluk meselesi olduğuna dikkat çekti. Polyak’tan Soma’ya, Divriği’den Zonguldak’a kadar uzanan hat boyunca, Türkiye’de madenciliğin yeniden kamusal akıl ve toplumsal sorumluluk temelinde ele alınması gerektiği mesajını verdi. Madencinin emeğinin bu ülkenin onuru olduğunu belirten Karasu, bu onuru korumanın hepimizin görevi olduğunu sözlerine ekledi.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



