
Kishore Mahbubani ile yıllar önce Davos’ta tanışma fırsatım oldu. Kendisi, dünya çapında tanınan bir Singapurlu diplomat ve ülkesinin önde gelen akademisyenlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Batı dünyasının ve genel anlamda küresel dinamiklerin gidişatı üzerine yaptığı değerlendirmeler ve yazdığı kitaplar, Mahbubani’nin ilgi çekici saptamalarını ortaya koyuyor. Daha sonra, Türkiye’de düzenlenen bir toplantıda kendisinin konuşmasına moderatörlük yapma şansı buldum ve Mahbubani’nin eserlerinden faydalanarak onun düşüncelerini takip etmeye devam ettim.
Geçtiğimiz hafta Mahbubani’nin günümüz dünyasına dair önemli bir yazısıyla karşılaştım. Yazının başlığı ise “Çin bundan sonra durdurulamaz” şeklindeydi. Mahbubani’nin bu cesur iddiaları, uluslararası arenada büyük ilgi uyandırdı. Bloomberg yorumcusu Mishal Husain, kendi programında bu yazıya geniş bir yer ayırdı.
Mahbubani, dünya geleceğinin ABD ile Çin arasındaki rekabetle şekilleneceğini vurguluyor. Daha önceki dönemlerde, ABD ve Çin gibi günümüzün en güçlü iki ülkesinin birbirine rakip olduğu bir durum yaşanmamıştı.
Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte ABD tek süper güç olarak ön plana çıkmıştı, o dönemde Çin’in bir gün ABD’ye rakip olabileceği düşünülmezdi. Başkan Trump, ABD’yi rakipsiz bir güç haline getirmek için ticaret alanında rekabetten vazgeçip tarife savaşlarına yönelince, bu durumu kabullenmeyen ilk ülke de Çin oldu.
Çin lideri Xi Jinping’in Trump’ın dürtülerine karşı teslimiyetçi bir tavır sergilemeyeceği açıktı. Ancak kendisini sürekli bir dev aynasında gören Trump’ın bu gerçeği kavraması oldukça zordu. Belki de bunu anlaması için bir seçim yenilgisi yaşaması gerekecek.
Trump komedisi nereye varacak?
Donald Trump’ın 2017 yılında iktidara geldiği dönemde kaleme aldığım “Dünya Trump’a mı Kalacak?” başlıklı eserimde, tek adam rejimlerinin kalıcı olamayacağına dair bir öngörüm vardı. Bu öngörümde yanıldım; kitabım da beklediğim ilgiyi görmedi. Ancak bu rejimlerin gerçek yüzünün ortaya çıkması için zaman geçmesi gerekti. Örneğin, 16 yıllık Orban rejiminin çöktüğü Macaristan, bu bağlamda dikkat çeken bir örnek. Gelişmelerin nasıl seyredeceğini hep birlikte göreceğiz.
Bu süreçte, güçlü adam/tek adam rejimleri üzerine Batı medyasında birçok makale ve yorum okudum. Financial Times, The Economist ve New York Times gibi önemli yayınlar, AKP iktidarının otoriter uygulamalarını eleştirerek Türkiye’ye olan satışlarını durdurdu. Yüksek maliyetine rağmen bu yayınları takip etmeye devam ettim; bu sayede bu yazıyı kaleme alabiliyorum.
Bir gazeteci olarak, dünya genelinde ve Türkiye’de yaşanan olaylara kaygıyla bakıyorum. Dijital dünyanın sunduğu bu ortamda, gelecekte daha nelerle karşılaşacağız acaba?
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



