
Bir gün, Maymunlar Cehennemi filminde anlatılan senaryo gerçek olursa, maymunların gezegenimize hükmetmesi durumunda ilk işlerinin psikolog Harry Harlow’u mezarından çıkarmak ve tekrar öldürmek olacağına inanıyorum.
Filmi izlemeyen pek yoktur, sanırım. Filmin hikâyesi, nükleer bir savaş sonrasında insanların medeniyetinin sona ermesi ve maymunların zekâ ve yeteneklerini geliştirerek dünyayı ele geçirmelerini konu alıyor.
Bu özet, Tolstoy’un “Harp ve Sulh” romanını hızlıca okumanın getirdiği bir anlayış gibi, filmdeki olayların Rusya’da geçtiğini anlamaya benziyor; ama bu haliyle idare edebiliriz.
Harlow’un çocuklara ve maymunlara uyguladığı eziyetler konusunda onunla yarışabilecek başka birinin olup olmadığını kestiremiyorum.
Geçtiğimiz yüzyılın ortalarına kadar ebeveynlere, çocuklarını büyütürken disiplinin ön planda tutulması gerektiği öneriliyordu.
1946 yılında ilk baskısı yapılan Benjamin Spock’un “Baby and Child Care” adlı kitabı yayımlanana dek, “bilinçli ebeveynler” çocuklarını bu şekilde yetiştirdiler.
Disiplinden ödün vermeyen, sevgilerini göstermek için çaba sarf etmeyen bu ebeveynlerin çocukları, günümüzde yaşadığımız pek çok sorunun kaynağını oluşturuyor olabilir.
Otoriter, sert ve şiddet uygulamaktan çekinmeyen bir baba ile her şeye katlanarak sessizce çocuklarını büyütmeye çalışan fedakâr bir annenin çocukları, kişilik gelişiminde bu figürleri ideal olarak gördü.
İsim vermeyeceğim, ama çevrenize dikkat ederseniz, bu tür kişilerin kimler olabileceğini tahmin edebilirsiniz.
Maymunlar insana feda
Spock’un kitabı, bebeklerin duygusal ihtiyaçları olduğu bilincinin yayılmasına katkı sağladı.
Psikolog Harry Harlow, deneylerini maymunlar üzerinde gerçekleştirmişti; amacı, bebeklerin duygusal ihtiyaçlarını kanıtlamaktı.
Elbette, bu deneyler, yavru maymunlar için son derece acı verici bir deneyim oldu.
O yıllarda, hayvanların insanlık yararına deneylerde kullanılarak acı çekmelerinin ahlaki olup olmadığını sorgulamak pek düşünülmüyordu.
Harlow’un deneylerinde yer alan Rhesus maymunlarının, deneylerden sağ çıkanları üreyemediler ve nadiren doğan yavrularını da öldürdüler; ayrıca birçok maymun, deneyler sırasında hayatını kaybetti.
O dönemde hayvanların deneylerde kullanılmasıyla ilgili ahlaki sorunlar tartışılmış olsa da, insanlık bugünkü bilinç seviyesinde değildi.
Harlow, yeni doğan maymun yavrularını annelerinden ayırarak özel kafeslere yerleştirdi.
Bu kafeslerde iki farklı “anne” modeli bulunuyordu: Biri, memelerinde süt dolu biberonlar olan tel ve ahşap bir maket; diğeri ise peluş oyuncak gibi yumuşak bir anne maketiydi, fakat memelerinin yerinde süt yoktu.
Yiyeceği bile reddettiler
Bebek maymunlar, her seferinde memeleri boş olan yumuşak anne maketine sarıldılar.
Aç kalmalarına rağmen, metal anneye sarılarak süt emmeyi reddettiler.
Bu deney, insanlar da dahil olmak üzere tüm memelilerin sadece yemekle yaşayamayacaklarını, duygusal ihtiyaçlarının da olduğunu gösterdi.
Japonya’daki Ichikawa Hayvanat Bahçesi’nde annesi tarafından terk edilen Punch isimli bir Japon Makakı, peluş bir orangutan ile kurduğu ilişkiyle viral oldu.
Punch, kendisini kabul etmeyen annesinden kaçarak bir peluş maymuna sarıldığı anları unutmak mümkün değil.
Punch’ın bu konuda yalnız olmadığını belirtmekte fayda var.
Tüylerle gelen teselli
Yetim kalmış şempanzeler, penguenler, dağ aslanları ve fillerin de oyuncaklarla benzer bağlar kurabildiğine dair pek çok örnek mevcut.
Colorado Boulder Üniversitesi’nde ekoloji ve evrimsel biyoloji profesörü Marc Bekoff’a göre, yeni doğan memeliler temas yoluyla rahatlık bulurken, kurtarılan hayvanlar da ailelerinin yokluğunda tüylü oyuncaklardan teselli arayabiliyorlar.
Bekoff’a göre bazı yetişkin hayvanlar da güvenlik ve arkadaşlık arayışı için oyuncaklara yöneliyor.
“Bu onlara neşe veriyor ve kendilerini iyi hissetmelerini sağlıyor” diyor.
Şempanze Lizzy, Kasım 2021’de Georgia’daki bir şempanze barınağına getirildiğinde, barınaktaki yüzlerce oyuncaktan sadece bir tanesiyle ilgilendi: Küçük bir Grinch bebeği.
Grinch, Dr. Seuss’un kitaplarından yaratılan hayali bir karakterdir.
Lizzy, bu yeşil Dr. Seuss karakterini her yere yanında taşıyor, yemek yerken bile onu ayaklarının arasına sıkıştırıp bırakmıyor.
Penguen Henry, yumurtadan çıktıktan sonra karşılaştığı ilk arkadaş ise Tom adında bir oyuncak penguendi.
30 Ocak’ta İngiltere’deki bir akvaryumda dünyaya gelen Henry’nin, diğer küçük mavi penguenlerle birlikte yaşayabilmesi için yaklaşık 45 güne ihtiyacı var.
Bu sebeple Henry, hayatına iPhone büyüklüğünde bir oyuncak olan Tom’a sarılarak başladı.
Henry, 30’dan fazla küçük mavi penguenle aynı havuza konulduktan sonra bile akvaryum personeli oyuncakları kaldırmaktan vazgeçmeyecek.
Oyuncağı bebeği eyledi
Şempanze Foxie’nin en iyi arkadaşı ise parlak pembe saçlı bir troll bebeği. Bunun yanı sıra “evcilik oynadığı” pek çok peluş bebeği var.
Şempanze barınağının direktörü Diana Goodrich, Foxie’nin daha önce Hepatit aşısı araştırmalarında ve biyomedikal endüstri için üreme amacıyla kullanıldığını belirtiyor. Dört yavrusu vardı ve bunlar küçük yaşta ondan alındı.
Goodrich, Foxie’nin muhtemelen annelik içgüdülerini oyuncak bebeklerle oynayarak tatmin ettiğini ifade ediyor.
9 aylık Afrika fili Kaikai’nin en sevdiği oyuncak ise bir şambrel; otomobil lastiklerinde kullanılan, şişirilebilir iç lastik. Bu lastiği yuvarlamaktan, ters çevirmekten ve uyurken yastık olarak kullanmaktan mutluluk duyuyor.
Kaikai, Kenya’daki bir koruma alanında bir dişi filin
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



