
1918 yılının İstanbul’unda, Galata rıhtımına yanaşan İngiliz zırhlıları ve İstiklal Caddesi’nde devriye gezen yabancı askerler, kentin üzerinde beliren belirsizliğin simgeleri olarak duruyor. Herkesin aklında aynı soru yankılanıyor: “Ne olacak?” İşgal, bir imparatorluğun çöküşünü temsil ederken, bu karanlık atmosferde, bugün İstanbul Üniversitesi olarak bilinen Zeynep Hanım Konağı’nın kapısı gıcırdayarak açılıyor. Dışarıya çıkan bir grup genç kadın, ellerinde ahşap şövalelerle birlikte, dikkat çekici bir kadın figürüyle karşılaşır: Mihri!
Kendisi günümüzde “Mihri Müşfik Hanım” olarak anılsa da, tarih yazımında kaybolan bir cıva gibidir. 1900’lü yıllarda kadınların toplumda görünür olması dahi bir mesele iken, bir kadın ressamın varlığı büyük bir başkaldırıdır. Her ne kadar adı farklı şekillerde kaydedilmiş olsa da, bu durum onun kimliğini daha da belirsiz kılar. Kayıtlara göz attığınızda, kimi yerde babasıyla birlikte Mihri Rasim, kimi yerde ilk evliliğinden dolayı Mihri Müşfik, bazı yerlerde ise ikinci eşiyle birlikte Mihri Rasim Virzi olarak karşınıza çıkar. Avrupa’da ise egzotik bir figür olarak Mihri de Pacha ismiyle anılır. Geride çok fazla eser bırakmamış, düzenli bir arşiv ya da günlük not tutmamıştır. Sanki hayatının izlerini bilerek dağınık bırakmış, tarihin tozlu raflarına hapsolmak istemeyen bir varlık olarak, izini sürmeyi bizlere bitmek bilmeyen bir bulmaca gibi devretmeyi tercih etmiştir. Ancak o günlerde gerçekleştirdiği eylemler, tarihin tozlu sayfalarına silinmez bir iz bırakacaktır.
Gülhane’de bir özgürlük provası
1914’te, kadınlar için açılan ilk güzel sanatlar akademisi olan İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürü olduğunda, bu belirsiz isim tarihin en somut devrimlerinden birine imza atmıştır. O dönemde kadınların üniversiteye gitmesi bile “fazla” bulunurken, kamusal alan erkek egemen bir sessizlikle kaplıydı. İşte bu ortamda Mihri, öğrencilerini harem-selamlık duvarlarının ardında tutmayı reddeder ve onları resim yapmaları için açık havaya, Gülhane Parkı’na götürür.
Şehrin sokaklarında işgal askerlerinin dolaştığı, muhafazakâr bakışların ve yıkılan bir imparatorluğun kalıntılarının arasında bir grup genç kadın, parkın ortasında şövale kurar. Bu durum, kadının sokağa çıkmasının bile fısıltılarla karşılandığı bir coğrafyada, kamusal alanı tuvalle fethetmek anlamına gelir. O fırça darbeleri, o güne kadar kadına çizilen sınırları delip geçer. Mihri’nin öğrencileri burada sadece ışık ve gölgeyi değil, “var olmayı” öğrenirler.
Ancak o yıllarda, kız sanat öğrencilerinin canlı çıplak modelle çalışması imkânsızdır. Mihri burada bir çözüm bulur ve İstanbul Arkeoloji Müzesi’nden antik heykel parçaları ve mermer torsolar getirir. Genç kadınlar, bu taşlaşmış bedenlerden insan anatomisini keşfederken, Mihri, sanatın en büyük tabusunu yıkmak için harekete geçer. Okulun yaşlı hademesi Zaho Ağa’yı kürsüye oturtur. Genç Müslüman kadınların, karşılarında duran bir erkeği dikkatle inceleyip kâğıda aktarması, toplumsal cinsiyet rollerinin ters yüz edilmesi anlamına gelir. Mihri bu cesareti de gösterir.
Zeynep Hanım Konağı
Saraydan Manhattan’a: Bir kimlik inşası
Mihri, Tanzimat Dönemi’nin getirdiği yenilik rüzgârları içinde büyür. Babası Rasim Paşa, II. Abdülhamid’in doktorlarındandır. Küçük yaşta edebiyat, müzik ve yabancı dil dersleri alır. Yeteneklerini gören II. Abdülhamid, onun saray ressamı Fausto Zonaro’dan ders almasını teşvik eder. Ancak Mihri, sarayın altın kafesine sığmayacak kadar özgürlüğüne düşkündür. İlk büyük isyanını, genç yaşta tanıştığı bir İtalyan’ın peşinden Roma’ya kaçarak yapar.
Roma’dan Paris’e geçer ve Montparnasse’da ev ve atölye olarak kullandığı mekânda portre yaparak hayatta kalmaya çalışır. Sorbonne’da okuyan Müşfik Selami Bey ile evlenir ve en çok bilinen soyadını alır: Mihri Müşfik. Birkaç yıl sonra ayrılırlar ancak bu süreçte Paris’teki Osmanlı Maarif Nazırı Ahmet Zühdü Paşa ile yolları kesişir. Paşa, Mihri’nin yeteneğinden etkilenir ve onun “Kadınlar için de bir sanat akademisi kurulmalı” mesajı, 1 Kasım 1914’te İnas Sanayi-i Nefise’nin kurulmasıyla amacına ulaşır. Böylece Mihri, kendisini kızların sanat eğitimine adar ve onların önündeki her engeli kaldırmaya çalışır.
Tevfik Fikret’in maskı
Mihri’nin en yakın arkadaşlarından biri Tevfik Fikret’tir. Aşiyan’daki evinin üst katında Mihri resim yaparken, alt katta Fikret şiir yazmaktadır. Tevfik Fikret öldüğünde Mihri, onun yanındadır; hatta yüzünün maskesini alır. Bugün o maske Aşiyan’da sergilenmektedir.
NY Times 16 Nisan 1932
New York’a kaçış ve bir şehir efsanesinin sonu
1927’de New York’a yerleşen Mihri, Salvatore Virzi ile evlenerek Manhattan’da yaşayan kozmopolit bir portre ressamına dönüşür. Artık Amerikan basınında “Mihri Rasim Virzi” adıyla anılmaktadır.
Yıllarca sanat tarihi kitapları, onun hikâyesini hüzünlü bir sonla, sefalet içinde ölüp Hart Island’daki kimsesizler mezarlığına gömüldüğü efsanesiyle bitirdi. Ancak Murat Bardakçı’nın, Şehzade Osman Ertuğrul’un tanıklığına dayandırdığı belgeler bu trajik imajı çürüttü. Mihri Hanım, Manhattan’ın kalbinde, 52. Cadde’deki evlerinde, Muhteşem Gatsby’i aratmayacak bir yaşam sürmüştür. 1954’te vefat ettiğinde, cenazesi Virzi ailesinin özel kabristanına defnedilmiştir.
Halaskârgazi Mustafa Kemal Atatürk’ün portresi
Mihri’nin fırçası, kıtaları aştı. Mustafa Kemal’i tuvale aktaran ilk kadın ressam olmasının yanı sıra, bir Müslüman kadın olarak Papa XV. Benedict’in portresini yapması da son derece sıra dışı bir başarıdır. Amerika’nın eski başkanlarından Theodore Roosevelt ve mucit Thomas Edison da onun fırçasından nasibini alan isimler arasındadır.
“Kim Mihri”: Arşivlerden taşan hayat
Mihri hakkında bildiklerimiz, aslında şaşırtıcı derecede az. Hayatına dair anlatıların bir kısmı belgeye değil, neredeyse şehir efsanelerine dayanmaktadır. Bir süre önce Pera Müzesi’nde Yönetmen Berna Gençalp’in “Kim Mihri” belgeselini izledim. Bu belgesel
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



