
Narin Güran, 2024 yılının ağustos ayında katledilmemiş olsaydı, bugün 10 yaşında olacaktı. Türkiye’yi derinden etkileyen çocuk cinayetlerinden biri olan Narin Güran davasında, geçtiğimiz hafta önemli gelişmeler yaşandı. Cinayetin, Narin’in amcası Salim Güran tarafından işlendiği yönündeki iddiaları öne süren Nevzat Bahtiyar, yeniden yargılama süreci sonucunda ‘Nitelikli olarak çocuğu kasten öldürmeye yardım’ suçundan 17 yıl hapis cezasına mahkûm edildi. Bu kararın açıklanmasından önce, 140journos’un hazırladığı “Şeytantepe” belgeseli, dava dosyasındaki çelişkileri gündeme getirerek yeni bir tartışma başlattı. Baba Arif Güran, İsmail Saymaz’a verdiği mülakatta, Narin’in Nevzat tarafından öldürülmeden önce veya sonra cinsel istismara uğradığına dair şüphelerin yeterince araştırılmadığını belirtti.
Mahkeme kararlarına ilişkin tartışmaları ve soruşturmada yapılan hataları, dosyayı yakından takip eden DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk ile ele almak istedim. İletişimci ve uzun yıllar akademisyenlik yapmış olan Sevilay Hoca, kendi partisini ve sivil toplum çevrelerini karşısına almak pahasına, “aile suçsuz” argümanına sıkı sıkıya bağlı kalmış durumda. Bu nedenle bazı kişiler, onunla selamı kesmiş durumda. Tepki gösterenler, genellikle aileyle ilgili tevatürleri hızla “doğru” olarak kabul eden kişiler. Konuştuğumda, kolektif bir hezeyan içinde olduğumuzu ve hataların sarmala dönüşmesinde istemeden de olsa roller üstlendiğimizi fark ederek sızlandım.
Adli Tıp ve bilirkişi raporlarını inceleyen, duruşmalara katılan ve avukatların çalışmalarını takip eden Sevilay Çelenk, iddialı bir şekilde, Nevzat Bahtiyar gibi bir pedofilin beyanıyla ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılan Güran ailesinin üç üyesinin cezaevinde geçirdiği her saniyenin bir insanlık suçu olduğunu ifade ediyor.

“Olayda kumpas yok, sorun jandarmanın tecrübesizliğinde”
– Siz, başından itibaren neredeyse tüm duruşmaları izleyen biri olarak, “Güran ailesinin fertleri bu cinayeti işlemiş olamaz” noktasına kısa sürede ulaşmışsınız. İlk yazınızı Ocak 2025’te kaleme aldınız. Bugün bu tartışmanın açılmasında 140journos’un “Şeytantepe” belgeselinin etkisi olduğu anlaşılıyor. Belgeselde, Nevzat Bahtiyar’ın jandarma tarafından korunduğu iddia ediliyor. Eğer bu doğruysa, Nevzat Bahtiyar kimdir ki jandarma onu koruyup kollasın? Jandarma içindeki bir tanıdık aracılığıyla bu kadar dikkat çeken bir dosyada, bir köylünün bu kadar uzun süre korunması mümkün mü?
Belgeselin ve jandarmanın rolünü konuşacaksak, bilirkişi Tuncay Beşikçi, “Bu bir jandarma kumpasıdır” diyor. Ben buna katılmıyorum. Kumpas demenin bu meselenin özüne zarar verdiğini düşünüyorum. Çünkü “kumpas” kelimesi, sansasyonel bir hava yaratıyor ve olayın ciddiyetini gölgeleyen bir algı oluşturuyor. Bence burada bir kumpas yok; temel sorun jandarmanın tecrübesizliği ve yetersizliğidir. Diyarbakır Jandarması’nın olay yeri inceleme bilgisi yok. Gazeteciler, siyasetçiler ve hak örgütleri oraya dikkat kesildiğinde, jandarma ne yazık ki bildiklerini unuttu. Yapması gereken birçok şeyi yapmadı. Olayın ikinci gününden itibaren “Oralarda böyle şeyler olur” sözü her yerde dolaşmaya başladı. Bu da dolaylı bir şekilde “Oralarda çocuklar aileleri tarafından intikam için öldürülebiliyor” iması yaratıyordu.
“Gerçeği Nevzat’ı yakaladıkları gün anladılar ama yanlıştan dönemediler”
– Bu söylem, üstü örtük bir biçimde aile içi cinsel ilişkilere atıfta bulunuyor. Narin’in anne ve eniştesi arasındaki ilişkiyi gördüğü ve bu yüzden öldürüldüğü tezi popüler hale geldi. İlk başta anne ve amca suçlandı; bu tutmadıktan sonra ağabey üzerine teoriler üretildi. Oysa Enes, hikayede hiçbir aşamada yoktu. Bu “daraltılmış baz” çalışmasıyla ortaya çıkmıştı. Ardından, Enes’in Narin’e “bir şey” yapmış olabileceği tezi gündeme getirildi. Bu insanlar, kolluk kuvvetleri tarafından işkence ve kötü muameleye maruz kaldı. Jandarma o kadar hata yaptı ki, yalan yanlış tutanaklar imzalattılar. Üzerlerindeki baskıyla ne yapacaklarını şaşırdılar. Şu anda anlaşılıyor ki, aslında Nevzat Bahtiyar soruşturmayı sürekli olarak aileye yönlendirmiş. Atılan sahte Facebook mesajları da var. Bunun sonucunda, ailenin en uzak akrabaları bile gözaltına alınıp sorgulanırken, çocuğun kaybolduğu noktaya, yani Nevzat’ın evine bir kez bile uğramadı. 19. günde Nevzat yakalanana kadar soruşturma yanlış bir çizgide ilerledi. O noktada “Aile değil, Nevzat” diyemediler. Çünkü devletin yetkili ağızları, Ali Yerlikaya’dan Yılmaz Tunç’a kadar aynı minvalde açıklamalar yaptı. Sonrasında “Nevzat’mış” diyemediler. Oysa bence, onu yakaladıkları gün gerçeği anladılar.
– Devlet tarafından soruşturmayı yürütenler Nevzat’ın yakalanma gününde Narin’i öldürenin o olduğunu anladıysa, mahkeme neden bu yönde ilerlemedi?
Beklentiler o kadar başka yönde büyütüldü ki, oradan dönülemedi.
Nevzat Bahtiyar
“Toplumun her kesimi aynı hatayı yaptı”
– Burası, kadınların ve küçük kızların cinsel istismara uğradıktan sonra öldürüldüğü sayısız vaka görmüş bir ülke. Buna rağmen bu ihtimal neden geri plana atıldı?
Hata tek bir kesimin değil, herkesin. Örneğin, sizinle buluşmadan önce Eren Keskin ile yaptığınız söyleşiyi yeniden okudum. O dönem henüz 25 gün geçmişti ve aile mahkemeye çıkmamışken, Eren Keskin açıkça aileyi suçluyor ve “Ya ağabeye ya da Nevzat Bahtiyar’a yıkacaklar, aileyi kurtaracaklar” diyor. Toplumun genel kanısı buydu. Bu nedenle jandarma, Nevzat’ı sorgularken “Sen rahat ol. Bütün Türkiye senin arkanda. Rahat konuş” diyor. Bu tür bir sorgu olamaz!
Ancak bunu söylerken, “
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



