
Bilgiye ulaşmak günümüzde oldukça kolaylaştı. Google’a yazıyorsunuz, birkaç saniye içinde aradığınız bilgiye erişiyorsunuz. Ancak, bu bilgiyi gerçekten içselleştirmek, günlük yaşamınıza entegre etmek ve ertesi gün hâlâ hatırlamak… İşte bu, tamamen farklı bir süreç. Bu noktada durulması gereken en önemli mesele de burada yatıyor. Çoğumuz bu döngüde sıkışıp kalmış durumdayız, değil mi? Kitaplar satın alıyor, kurslara kaydoluyor, notlar alıyoruz, önemli kısımları altını çiziyoruz… Fakat bir süre sonra, üç hafta geçiyor ve öğrendiğimiz konular aklımızdan uçup gidiyor. Sanki beynimiz “tamam, bu iş bitti” diyormuş gibi ya da daha baştan hiç öğrenmemişiz gibi, bilgiyi silip atıyor.
Bu durumu ben de yaşadım, yani bu oldukça yaygın bir durum. Ancak, diğer yandan bazı insanlar var ki, sanki daha az çaba sarf ediyorlar ama sürekli olarak kendilerini geliştiriyorlar.
Peki, bu fark ne? Zekâ meselesi değil, aslında bir yöntem meselesi. Bazen daha derin bir sorunla, öğrenilmiş çaresizlikle karşı karşıyayız.
Kendinize kaç kez “Ben zaten matematikte kötüydüm” ya da “Bu yaştan sonra dil öğrenilir mi?” dediniz? “Bizden girişimci çıkmaz” gibi düşüncelerle kendinizi sınırladığınız oldu mu? Bu düşüncelerin çoğu gerçeği yansıtmıyor. Aynı konularda tekrar tekrar başarısızlık yaşayınca, beynimiz “tamam, bu benim için değil” diye bir etiket yapıştırıyor ve çabayı bırakıyor. Martin Seligman’ın 1970’lerde yaptığı köpek deneyleri gösteriyor ki, kontrol edemediğiniz olumsuz durumlarla karşılaştığınızda, kontrol şansınız olsa bile artık denemekten vazgeçiyorsunuz. İnsanların da yaşadığı süreç tam olarak bu şekilde işliyor.
Bir otobanda ilerlerken aracınızdan bir ses geldiğinde, durup kenara çekersiniz. Misafiriniz tedirgin olur. Beş dakika bekledikten sonra aracı çalıştırıp devam edersiniz. Sonra “Bu hep böyle, ben bu arabanın huyunu biliyorum” dersiniz. Aslında sorunu köklü bir şekilde çözmek yerine, öğrenilmiş çaresizlikle kendi yolunuzu bulmaya çalışıyorsunuz ve çoğu zaman bunun farkında bile olmuyorsunuz. Defalarca eleştirildiğinizde fikir üretmeyi bırakıyorsunuz. Sınavdan kalınca çalışmayı bırakıyorsunuz. Birkaç kötü yatırımla karşılaşınca “Bu işi yapamıyorum” diyorsunuz.
Dışarıdan bakıldığında bu durum tembellik gibi görünebilir. Ancak aslında bu, beynin kendini koruma mekanizmasıdır. “Ne yaparsam yapayım değişmiyor” hissine kapıldığınızda, enerjinizi harcamamak için modunuzu düşürüyorsunuz. Peki, bu kısır döngüyü nasıl kırabiliriz? Motivasyon videoları ve “Sen bunu yapabilirsin!” gibi sözler yeterli olmuyor.
Tek çözüm: Küçük, somut ve kontrol edebileceğiniz başarı adımlarına odaklanmak.
Örneğin, her gün sadece 15 dakika ayırın. Sessiz bir yere geçin, gözlerinizi kapatın ve “Bugün ne öğrendim?” diye üç-beş madde yazın. Ertesi gün bu maddeleri tekrar yazmaya çalışın. Yazamazsanız, kitaba bakın. Haftada bir kez, konuyu bir arkadaşınıza anlatıyormuş gibi yüksek sesle anlatın. Nerede takıldığınızı not edin.
Bu yöntem neden etkili? Çünkü beyin, pasif okumayla değil, çabayla öğrenir. Altını çizmek ya da tekrar tekrar okumak, o kadar da etkili değildir. “Active recall” ve “spaced repetition” dediğimiz teknikler, kitabı kapatıp “Ne hatırlıyorum?” diye kendinizi zorladığınızda devreye girer. Bu süreçte sinapslar güçlenir ve bilgi akılda kalır. Ben de bu yöntemi denedim ve gerçekten işe yarıyor. Müsamereden önce “Gel, bir de sana okuyayım” dediğiniz anı düşünün, ya da aynanın karşısına geçip bir konuyu anlatma çabasını hatırlayın; işte bu tam olarak bu.
Hayatınızda yer açmanız gereken bir kelime daha var: Henüz.
“Matematik yapamıyorum” demek yerine “Henüz yapamıyorum” deyin. “Dil öğrenemiyorum” yerine “Henüz öğrenemedim” ifadesini kullanın. Carol Dweck’in “growth mindset” (gelişim zihniyeti) dediği kavram burada devreye giriyor. Sabit zihniyete sahip olanlar “Ya zekiyim ya da değilim, ya yetenekliyim ya da değilim” diyerek kapıyı kapatırken; gelişim zihniyeti olanlar “Yapabilirim, yeter ki çaba sarf edeyim, bir yolunu bulayım” diyerek kapıyı açık tutuyor.
Bunu günlük hayatınıza nasıl uygulayabilirsiniz? Çok büyük hedefler koymaktan kaçının. “Bu yıl İngilizce’yi C1 seviyesine çıkaracağım” yerine, “Bu hafta her gün on yeni kelime öğrenmeye çalışacağım” demek daha mantıklı. On tane küçük kağıt alın, bir yüzüne kelimenin İngilizcesini ve telaffuzunu, diğer yüzüne Türkçesini yazın. Bir hafta boyunca, boş zamanlarınızda sol cebinizden bir kağıt çıkarın, İngilizcesine bakın, arkasına bakmadan sesli söyleyin ve kağıdı diğer cebinize koyun. Bu yöntem gerçekten işe yarıyor. Bir hafta sonunda cebinizde on yeni kelimeyle dolaşıyor olacaksınız.
İlerlemeyi görünür kılın. Bir defter açın ve her gün küçük bir tik atın. Beyin, bu tür küçük başarıları sever.
Hata yaptığınızda kendinize yüklenmeyin. Hata demek, “Burada takıldım” diyebilmek demektir. Yani, “Bu kısmı başka bir şekilde çalışmam gerekiyor” demek. Hata, veri ve deneyimdir.
Mutlaka birine ya da kendinize anlatın. En derin öğrenme bu şekilde gerçekleşir. Ve en önemlisi, kendinize dürüst ve şefkatli olun. “Ben yetersiz miyim?” demeyin. “Bu konuyu çözemedim ama çözene kadar uğraşacağım” deyin.
Çünkü öğrenmek bir yetenek değil, bir sistem işidir. Çaresizlik de kimlik değil, öğrenilmiş bir alışkanlıktır. Ve her öğrenilmiş şey gibi, bu da değişebilir. Eğer uzun zamandır duraksıyorsanız, belki daha fazla çaba sarf etmeniz gerekmiyor. Belki de yanlış bir yoldasınız. Ya da en kötüsü, beyniniz “bana ne” moduna geçmiştir. Ancak, o moddan çıkmak mümkündür. Başlamak her şeyden daha önemlidir. Hem de minik bir adımla. Bugün kendinize sadece 10 dakika ayırın; bir konuyu bitirin ve neler öğrendiğinizi bir kenara yazın. Sonra, yarın nasıl hissedeceğinize bakın. Kim bilir, belki de şaşıracaksınız. Unutmayın: Bildikleriniz sizi güçlü kılmaz, öğrendikleriniz sizi özgürleştirir.
Ve özgürlük, tam şu anda, burada, başlayabileceğiniz bir şeydir.
Şimdi sıra sizde!
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



