
Yeni eğitim öğretim yılı yaklaşırken, milyonlarca öğrenci sınıflarına geri dönmeye hazırlanıyor. Ders zili 14 Eylül’de çalacak. Okulların açılmasıyla birlikte, Millî Eğitim Bakanlığı’nın Temmuz ayı sonunda okul güvenliği ile ilgili gerçekleştirdiği yönetmelik değişiklikleri de devreye girecek.
Yapılan değişiklikle, Okul Öğrenci Davranışlarını Değerlendirme Kurulu’na, okul ve öğrencilerin güvenliğini tehdit eden durumlar hakkında ihbar ve şikayetlerde bulunma, gerekli hallerde önceden tedbir alma ve olumsuz öğrenci davranışlarının suça dönüşmesini engelleme görevleri verildi.
BU HABERİ, iahaber ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
iahaber’E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
ABONE OL
Zaten abone misiniz?
Üye girişi yapın
Kurul kararıyla, okul, pansiyon ve ek alanların yanı sıra masa, dolap, sıra ve “gerekli görülen diğer yerlerde” arama yapılmasına izin verilecek.
Arama işlemlerinin, öğrencilerin kişilik ve onurunu zedelemeden, müdür yardımcıları, kurul üyeleri ve görevlendirilen öğretmenler tarafından gerçekleştirilmesi ve aranan alanlar ile bulunan eşyalarla ilgili iki nüsha tutanak tutulması gerekecek.
Güvenlik tedbirleri şiddeti önleyebilir mi?
Okulların açılmasına sayılı günler kala yapılan bu düzenleme, okul güvenliğinin nasıl sağlanması gerektiği sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Arama ve disiplin tedbirlerinin şiddeti önleyip önleyemeyeceği veya şiddet ortaya çıkmadan önce riskleri tespit edecek rehberlik, psikososyal destek ve erken uyarı mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği tartışılıyor.
DW Türkçe’ye konuşan Eğitim Sen Kadın Sekreteri Simge Yardım, öğrencilerin ve eğitim çalışanlarının güvenliğini sağlamanın kamu ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın temel sorumlulukları arasında yer aldığını, ancak okul güvenliğinin yalnızca arama ve disiplin ile ele alınmasının şiddetin nedenleri yerine sonuçlarına odaklanmak anlamına geldiğini ifade ediyor:
“Okulu güvenli hale getirmek ile okulu sürekli bir gözetim ve şüphe ortamına dönüştürmek aynı şey değildir.”
Uzmanlar, öğretmenlere “kolluk görevlisi” gibi yaklaşılmasına tepkili. Fotoğraf: ANKA
Yardım, öğrencilerin okula silah, kesici alet veya başka tehlikeli maddeler getirmesi durumunda koruyucu tedbirlerin alınması gerektiğini vurguluyor. Ancak, aramaların genel ve rutin hale gelmesinin pedagojik açıdan sakıncalı olduğunu düşünüyor.
“Asıl önlem şiddet ortaya çıkmadan olmalı”
Yardım, okul şiddetinin arkasında aile içi şiddet, yoksulluk, dışlanma, akran zorbalığı, yoğun başarı baskısı, dijital şiddet, psikososyal sorunlar ve silahlara erişim gibi birçok etken bulunduğunu belirtiyor:
“Dolabı arayabilirsiniz fakat çocuğun neden öfkeli olduğunu, neden kendisini değersiz veya dışlanmış hissettiğini, neden şiddete yöneldiğini yalnızca aramayla anlayamazsınız.”
Yardım’a göre arama, somut bir tehlike karşısında istisnai olarak başvurulabilecek bir tedbir olabilir; ancak okul şiddetini önleyen bir temel politika olarak sunulamaz. Asıl önleme politikasının, şiddet ortaya çıkmadan öğrenciyi görebilen, dinleyebilen ve destekleyebilen bir eğitim sistemi kurulması gerektiğini ifade ediyor.
Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) Eğitim İzleme Raporu 2025, okul güvenliğini okul iklimi üzerinden ele alıyor. Rapor, şiddet ve zorbalık göstergelerinin sistematik bir şekilde toplanmasını, devamsızlık, aidiyet, disiplin kayıtları ve yardım arama davranışları gibi göstergelerle çok bileşenli bir erken uyarı sistemi kurulmasını öneriyor.
ERG, zorbalığın önlenmesinde güvenlik odaklı fiziksel tedbirleri artırmak yerine, okul ekosistemindeki güvene dayalı ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Okullarda arama yetkisinin sınırı ne?
Yardım, yönetmelikteki “gerekli görülen diğer yerler” ifadesinin geniş ve belirsiz olduğunu belirtiyor. Öğrencinin her şeyden önce hak sahibi bir çocuk olduğunu vurgulayarak Anayasa’nın özel hayatın korunmasına dair 20. maddesini ve Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 16. maddesini hatırlatıyor.
Yönetmelikte aramanın öğrencinin kişilik ve onurunu zedelemeden yapılacağının belirtildiğini söyleyen Yardım, hangi durumlarda arama yapılacağı konusunda belirsizlik olmasının uygulamanın okuldan okula ve yöneticiden yöneticilere değişmesine yol açabileceğini ifade ediyor.
Yardım’a göre keyfi uygulamalar, damgalama veya belirli öğrencilerin sürekli şüpheli görülmesi riskine karşı ölçülülük, somut gerekçe, kayıt ve denetim mekanizmalarının açık olması gerektiğini savunuyor.
“Öğretmen kolluk görevlisi değildir”
Düzenlemenin bir başka tartışmalı yönü, aramaların müdür yardımcıları, kurul üyeleri ve görevlendirilen öğretmenler tarafından yapılacak olması. Yardım, öğretmenlere asli görevleri dışında yüklenmesini kabul edilemez buluyor:
“Öğretmen, kolluk görevlisi değildir. Öğretmenin temel görevi eğitim vermek, rehberlik etmek, güven ilişkisi kurmak ve çocukların gelişimini desteklemektir.”
Uzmanlar, “Dolabı arayabilirsiniz fakat çocuğun neden öfkeli olduğunu, neden kendisini değersiz veya dışlanmış hissettiğini, neden şiddete yöneldiğini yalnızca aramayla anlayamazsınız” diyor. Fotoğraf: iahaber
Yardım’a göre, öğrencinin dolabını veya kişisel alanını arayan bir öğretmenden, ertesi gün aynı öğrenciyle pedagojik güven ilişkisi kurmasının beklenmesi ciddi bir çelişki yaratıyor.
<p style="font-size: 21</p>Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



