
(AYDIN) – Tutuklu Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel, kaleme aldığı mektupta tutukluluk sürecini “hukuksuz” olarak tanımlayarak, “Bizim izleyici değil, talep eden ve mücadele eden olmamız gerekir. Kötülerin kaybedeceğine, iyilerin kazanacağına yürekten inanıyorum. Mücadeleden vazgeçtiğimizde kaybederiz. Mücadeleye devam” ifadesini kullandı.
Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel, yaklaşık bir aydır tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden hemşehrilerine bir mektup gönderdi. Günel’in yazdığı mektup, eşi Duygu Gül Günel tarafından kamuoyuna okundu. Mektubunda, 25 yıllık avukatlık ve 7 yıllık belediye başkanlığı deneyimini vurgulayan Günel, ilk kez tutuklu olduğunu belirterek, süreçte yaşananların hukuksuz olduğunu savundu.
Günel’in mektubunda şunlar yer aldı:
“Kıymetli hemşerilerim, yol arkadaşlarım, mesai arkadaşlarım, dostlarım. Her hafta sanki el heykelinde buluşacakmışım gibi heyecanlanıyorum. Sevgili eşim Duygu aracılığıyla mesajlarımı iletirken, aslında ruhum hep sizinle. İnsan ruhu ve vicdanı başkaları tarafından hapsedilemez. O hapis kararı yalnızca insan tarafından verilebilir. Şükürler olsun ki sadece bedenim tutsak. Asıl tutsak olanlar, her şeylerini kiraya verenler ve satanlardır.
Silivri Cezaevi’nde ara sıra denetimler yapılıyor; yasaklı bir malzeme veya kurallara aykırı bir faaliyet var mı diye kontrol ediliyor. Bu denetimler sırasında içten içe gülümsüyorum, çünkü hayatım boyunca Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurallarına uygun yaşadım. Vergimi ödedim, mesleğimi kurallarına uygun icra ettim ve Cumhuriyet’in ana ilkelerinin en güçlü savunucusu oldum. Adalete inandım ve bu inançla savundum. Belediye Başkanı seçildim ve kamunun bir kuruşuna sahip çıkmak için elimden geleni yaptım. 6 ay maaşları ödenemeyen bir belediyeden, 5 yılda 4,5 milyar yatırım gerçekleştiren, çalışanının, emeklisinin, öğrencisinin ve bebeğinin yanında olan bir belediye yarattım. Bu başarıyı hep birlikte elde ettik.
“Siyaseti ahlakla yaptım. Partimi, bana güvenenleri satmadım.”
Siyaseti ahlakla yürüttüm. Beni destekleyenleri ve yol arkadaşlarımı satmadım. 6 metrekareden korkup kaçmadım. Gıda paketi dağıttıklarımı tehdit etmedim. Onları iki kuruşluk destek paketi ile onurlarını zedelemedim. İşe alıp ekmek verdiklerimi benimle birlikte hareket etmedikleri için işten çıkarmadım. Peki, sonuç ne oldu? Tüm kurallara uyan birinin şimdi Silivri’de bulunması ne anlama geliyor? 25 yıllık meslek hayatımda yargılanmamış ve 7 yıllık belediye başkanlığı görevimde hakkında dava açılmamış bir kişi, iki itirafçının asılsız ifadeleriyle dört duvar arasına hapsediliyor. Bu durumu yaşadığım için pişmanlık duymadım; hayır, asla. Çocuklarıma bırakacağım tek miras, onurla ve şerefle sürdürülmüş bir hayattır.
Eğer bugün ‘şüpheden sanık yararlanır’ ilkesinin yerini, ‘şüpheden savcı yararlanır’ ilkesi aldıysa ve ben, masum insanlar dört duvar arasında ailelerinden, çocuklarından koparıldıysa; bunun nedeni Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘hukuk devleti’ ilkesinin ağır hasar görmesindendir. Eğer savaşta olmamamıza rağmen, pazar maliyetleriniz iki kat arttıysa, bu da hukukun zayıfladığını gösteriyor. Bugün, devletin rezervlerinin üçte biri eriyorsa ve maliyeden sorumlu bakanımız ile merkez bankası başkanı kapı kapı gezip yatırımcıları ikna etmeye çalışıyorsa, bu Türkiye’de hukuki güvenliğin büyük risk altında olduğu anlamına geliyor. Bizim, sizin izleyici değil, talep eden ve mücadele eden olmamız şart. Kötülerin kaybedeceğine, iyilerin kazanacağına yürekten inanıyorum. Mücadeleye devam.”
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



