
Türkiye ve dünya edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olan Nobel ödüllü Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi romanı ve dizisi hakkında derinlemesine bir söyleşi gerçekleştirdi. Bu özel görüşme, Masumiyet Müzesi’nde yapıldı ve edebiyat, felsefe, siyaset gibi çeşitli konulara temas edildi.
– Masumiyet Müzesi dizisi büyük bir ilgiyle karşılanıyor, ancak bu hikaye çok önceleri yazılmış bir romana dayanıyor. Romanın ilk kıvılcımını sizle konuşarak başlamak istiyorum. 1982’de Osmanlı padişahı 5. Murat’ın torunu Şehzade Ali Vasıb Efendi ile tanıştığınızda, Masumiyet Müzesi’nin yazma fikri aklınıza düştü. O gün o buluşmada hangi cümle ya da an sizi bu yola sevk etti?
Ali Vasıb Efendi, uzun bir süre Türkiye’ye giremeyen Osmanlı hanedanından biriydi. Ecevit’in çıkardığı aftan sonra Türkiye’ye dönebildi. O dönem 30 yaşlarında genç bir romancıydım ve aile toplantısında kendisiyle yan yana oturma fırsatı buldum. O sırada düşündüm ki, eğer Osmanlı hanedanı hâlâ iktidarda olsaydı, Ali Vasıb Efendi padişah olabilirdi. Ancak o, yoksul bir müze bekçisi olarak Mısır’da yaşıyordu. Bana ‘Bütün porselenler, tabaklar, gümüş takımlar benim uhdemdeydi’ dedi. Bu sözleri beni etkiledi, çünkü o, bir Osmanlı padişahı gibi hissediyordu. O dönemde siyasal İslamcı partiler onu siyasete sokmaya çalışıyordu, ancak kendisi buna yanaşmıyordu. Mısır’da müze yöneticiliği yapmıştı ve geçmiş günlerini anlatırken, ben de kendisine cesaretle sordum: ‘Ihlamur Sarayı’nda ne yapıyordunuz?’ O da yaverleriyle matematik çalıştığını söyledi. İşte o an, zihnimde bir roman fikri doğdu. Ali Vasıb Efendi Ihlamur Sarayı’nın müze müdürü olsun, dedim. O müzenin kataloğunu da kendisi yazabilirdi. Bu hayal gücü, romanın temelini oluşturdu.
– Obje toplama süreci hakkında da bilgi verebilir misiniz? Bu kadar çok farklı obje nasıl toplandı?
Bu hikâye tamamen kurgusal. Kemal, Füsun’a olan aşkını simgeleyen eşyaları topluyor. Masumiyet Müzesi, bir şehir müzesi gibi de düşünülebilir. Buradaki eşyalar, Kemal’in Füsun’a olan aşkını temsil ediyor. Eşyaların çoğu ya aile üyelerimden ya da İstanbul’daki antikacılardan topladıklarım. Aileme, anneme ve dostlarıma böyle bir roman yazdığımı söylediğimde, herkes gülerek ‘Ne yapacaksın bu eşyalarla?’ dedi. Ancak iyi niyetle de olsa eşyalarını verdiler. Ayrıca, Marcel Duchamp’ın ‘ready made’ dediği, sokaklarda veya dükkanlarda bulunan eşyaları da topladım. Tüm bunlar, romanımda ve dizide yer aldı.
– Meltem gazozunun simgesel sloganı ‘Siz her şeye layıksınız’ var. Bu sloganın önemi nedir?
Ben, Batılıların ironik bir şekilde tanımladığı şakacı bir yazarım. ‘Siz her şeye layıksınız’ sloganı, Kemal’in bir kadınla evlenirken başka bir kadının hayatını karartma hikayesini meşrulaştırıyor. Okurlarım, kitaplarımda çifte anlamlar, ironi ve şakalar bulacaklardır.
– Dizi fikrinin Hollywood’da başladığını biliyoruz. Ancak senaryoyu gördüğünüzde hukuki mücadeleye girdiğinizi belirttiniz. Bu süreç nasıldı?
O şirket oldukça saygın bir yerdi. Ancak önerilen senaryo kabul edilemezdi. O senaryoda Füsun’un gebe kalması gibi unsurlar vardı. Bu, romanımdan çok uzak bir durumdu. Hollywood’daki kontratım, romanı değiştirme hakları veriyordu ve bu durum beni oldukça endişelendiriyordu. Sonunda, Hollywood’daki avukatım sayesinde bu kontratı iptal ettirdim. Türkiye’de ise Ay Yapım ile anlaştım.
– Ay Yapım ile nasıl bir araya geldiniz? Kerem Çatay sizi nasıl ikna etti?
Ay Yapım, Türkiye’nin en büyük dizi yapım şirketi. Kerem Bey ile daha önce de görüşmüştük. Hollywood’daki deneyimimi anlattım onlara. ‘Ben bir para istemiyorum, senaryoyu sizinle çalışmak istiyorum, en iyi senaristi bulun’ dedim. Ertan Kurtalan ile birlikte çalışmaya başladık ve bir buçuk yıl süren bir süreçte senaryoyu geliştirdik. Bu süreçte çok iyi bir iletişim kurduk ve dizinin senaryosu ortaya çıktı.
– Orhan Bey, titiz çalıştığınız bilinir. Bu süreçte nasıl bir atmosfer vardı? Sosyal medyada yer alan fotoğraflar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ben yalnızca senaryo yazımında aktif oldum. Çevre düzenlemesine karışmadım. Zeynep Hanım’ın yönetimi çok başarılıydı. Çekimler sırasında Zeynep Hanım ile güzel bir iletişim kurdum. Sete sık sık gitmedim ama gittiğimde onunla tatlı bir arkadaşlığımız vardı.
– Oyuncu seçiminde sizin etkiniz oldu mu? Yönetmen Zeynep Günay’la nasıl bir işbirliği yaptınız?
Zeynep Hanım’ın yönetmenliğini çok beğendim. Onunla çalışmak için çok ısrar ettim. Oyuncuların seçimi konusunda Zeynep Hanım’a güvendim. Oyuncuların performansları çok başarılıydı. Eylül Lize Kandemir’in Füsun rolü konusunda da Zeynep Hanım’ın etkisi büyük oldu.
– Füsun karakteri dizide daha fazla öne çıkıyor gibi görünüyor. Bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz?
Dizide Füsun’un duyguları daha derin bir şekilde işleniyor. Füsun’un durumu, dizinin kadın karakterinin de önemini artırıyor. Zeynep Hanım, Füsun’un hislerini ve yaşadığı içsel çatışmaları çok
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



