Orta Doğu’da Paradigma Değişimi: Yeni Dönem

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Orta Doğu’da Paradigma Değişimi: Yeni Dönem

Orta Doğu’daki siyasal ve toplumsal paradigmalar önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Irak’ın işgali, Arap Baharı, Mısır’daki siyasi dalgalanmalar ve askeri yönetimlere dönüş, Suriye iç savaşı, Gazze’de yaşanan yıkım ve İsrail’in sürekli saldırgan tutumu, son iki dekadda bölgenin siyasal dengelerini köklü bir şekilde değiştirdi.

Bu bağlamda, üç ana paradigma değişimi üzerinde durmak mümkün.

Öncelikle, Orta Doğu’daki olayları yalnızca “İsrail’in güvenliği” perspektifiyle değerlendirmek yetersiz kalıyor. Bölgedeki askeri ve siyasi faaliyetler, aslında İsrail’in etki alanını genişletme çabaları olarak anlaşılmalıdır.

İkinci olarak, Batı’nın İsrail’e sağladığı destek artık yalnızca jeopolitik nedenlerle açıklanamayacak bir boyut kazanıyor. Gazze’deki olaylara rağmen Batı kamuoyundaki destek, bu yaklaşımın giderek kültürel ve medeniyet temelli bir zemine kaydığını gösteriyor. Batı siyasetinde yeni bir “medeniyetler çatışması” söylemi, adeta yeni bir Haçlı ruhunu canlandırıyor.

Üçüncü değişim ise, Orta Doğu’daki krizleri yalnızca Batı’nın ya da İsrail’in politikalarıyla ilişkilendirmenin yetersiz olduğudur. Birçok ülkede devlet kapasitesinin zayıflaması, iç bölünmelerin derinleşmesiyle birleşiyor. Otoriter yönetimlerin yol açtığı yoksulluk, yolsuzluk ve genç nüfusun daha iyi bir yaşam talebi, güçlü toplumsal tepkilere neden oluyor.

Arap Baharı, bu toplumsal birikimin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Ancak alternatif siyasi hareketlerin zayıflığı nedeniyle bu başkaldırılar çoğu yerde kalıcı bir yönetim değişikliği yaratamadı.

Günümüzde, İran’a yönelik saldırılar nedeniyle bölgedeki gerilim yeniden tırmanmış durumda. İran’da rejim değişikliği olasılığından, ülkenin etnik ve bölgesel fay hatları üzerinden parçalanmasına kadar birçok senaryo tartışılıyor.

İran senaryoları yalnızca İran’a dair mi?

İran’a dair tartışmalar iki uç arasında giderek sıkışıyor. Bir yanda rejimin çökmesinin bölgesel ve küresel kaos yaratacağı düşüncesi, diğer yanda ise bunun demokrasiye kapı açacağı görüşü var.

Oysa sorunun özü daha basit: İran’daki düzen çöker mi, yoksa devam mı eder? Çökerse, demokrasi mi doğar yoksa büyük bir düzensizlik mi ortaya çıkar?

Gerçeklik, çoğu zaman bu kadar basit ikilemlerle açıklanamaz.

Son yıllarda kadınların özgürlük mücadelesinden geniş protestolara kadar birçok gelişme, rejimin toplumsal meşruiyetinin ciddi biçimde zayıfladığını gösteriyor. Ancak devlet yapısının bürokrasiye, ekonomiye ve güvenlik kurumlarına derinlemesine yerleşmiş olması, hızlı bir değişimin sonuçlarını belirsiz kılıyor.

ABD ve İsrail saldırılarının yarattığı milliyetçi tepkiler nedeniyle, rejime muhalif bazı grupların bile itirazlarını geçici olarak geri çektiği gözlemleniyor.

The New York Times yazarı Thomas L. Friedman, şu soruyu gündeme getiriyor: Eğer rejim, devletin neredeyse tüm kurumlarına bu denli yerleşmişse, toplumun önemli bir kesimi tarafından sevilmese bile onu devirmek ülkeyi büyük bir kaosa sürüklemeden mümkün mü?

Friedman’ın vurguladığı husus, İran’daki rejimin devrilmesinin otomatik olarak demokrasi getirmeyeceği. Aksine, hızlı bir değişim, Irak ya da Libya’daki gibi bir devlet çöküşüne yol açabilir.

Bu durumda soru daha da keskinleşiyor: İran’daki İslamcı otokrasinin hızlı alternatifi reform ve demokrasi değil, büyük bir düzensizlik mi olacak?

Bir diğer rahatsız edici olasılık ise, Batı’nın gerçekten rejim değişikliği mi istediği yoksa kontrol edilebilir bir bölgesel kaos mu arzuladığıdır.

Küresel paylaşım mücadelesinde bu aşama son değil.

Dünya uzun süredir sancılı bir geçiş döneminden geçiyor. Bu dönem, aynı zamanda yeni bir küresel paylaşım mücadelesini de içeriyor. Bu mücadele, üç ana katmanda gelişiyor.

Birincisi, siyasal egemenliğin paylaşımı; yani küresel güç dengelerinin yeniden kurulması. İkincisi, ekonomik egemenlik mücadelesi; enerji yollarından ticaret ağına kadar küresel ekonomik düzen yeniden şekilleniyor. Üçüncü katmanda ise Batı ile Müslüman coğrafya arasında giderek sertleşen kültürel bir gerilim mevcut.

Bu üç alanda da gerginliklerin sıcak çatışmalara dönüştüğünü gözlemliyoruz. Ancak henüz belirgin bir galip yok.

Bu nedenle, yerel ve bölgesel savaşlarla sürdürülen bu paylaşım mücadelesinin kısa vadede sona ermesi beklenmiyor. Aksine, geçiş dönemi kalıcılaşıyor ve bölgesel savaşlar süreklilik kazanıyor.

Ukrayna’da savaş henüz sona ermedi, başka coğrafyalarda da gerilimler yeniden ortaya çıkıyor. Belki de bazı aktörler için savaşların tamamen sona ermesi, arzu edilen bir sonuç değildir. Bugün ortaya çıkan tablo, kesin sonuçlu savaşlardan ziyade kontrollü gerilimlerin ve yönetilebilir krizlerin tercih edildiğini düşündürüyor. Ukrayna’daki savaşın uzaması veya Venezuela’daki rejim değişimi gibi örnekler, bu geçiş sürecinin farklı yansımaları olarak değerlendirilebilir.

Rejimlerin kaderini kim belirler?

İran meselesine dönersek, daha genel bir siyaset teorisi sorusu gündeme geliyor: Rejimlerin kaderini kim belirler? Siyasi aktörler ve elitler mi, yoksa sokaktaki toplum mu?

Her siyasal düzen, iki temel katmana dayanır. Birincisi, iktidarı yürüten siyasi, ekonomik ve kurumsal aktörlerden oluşan elit koalisyonudur. İkincisi ise bu düzenin toplumsal dayanağını oluşturan sınıfsal, ekonomik ve kültürel kesimlerdir. Bir rejimin sürdürülebilirliğini sağlayan ya da değişimi zorlayan asıl dinamik, bu iki katman arasındaki ilişkidir. Bu nedenle siyasi dönüşümler yalnızca elitlerin kararıyla gerçekleşmez, toplumsal hareketlerin sonucu olarak da ortaya çıkmaz. Çoğu zaman değişim, doğası gereği gerilimli olan bu iki alanın etkileşimiyle şekillenir.

Peki rejimlerin kırılma anını kim şekillendirir?

Soruyu başka bir şekilde de sorabiliriz: Rejimler elit kararlarıyla mı çöker, yoksa toplumsal hareketler mi onları yıkar?

Son kırk yılın deneyimleri, tek bir cevap olmadığını gösteriyor. Sovyetler Birliği’nin çözülmesinden İspanya’nın demokratik dönüşümüne, Doğu Avrupa’dan Güney Kore’ye kadar birçok büyük siyasal kırılma yaşandı.

Bu deneyimlerin önemli bir kısmında geniş toplumsal mobilizasyon, rejimlerin meşruiyetini aşındırıyor. Protestolar,

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın