Orta Sınıfın Düşüşü: Demokrasinin Çöküşü

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Orta Sınıfın Düşüşü: Demokrasinin Çöküşü

– “Orta Sınıfın Düşüşü” adlı bir eser kaleme aldınız. Böyle bir fikir nasıl şekillendi?

İPEK ÖZBEY: Bu kitap, farklı dönemlerde yetişmiş, fakat benzer toplumsal koşullarda büyüyen iki bireyin ortak merakından doğdu. Bizleri şekillendiren orta sınıf tahayyülü, düzenli bir yaşam, güvenli bir gelecek ve emeğin karşılığını alabileceğimiz bir dünya üzerine kuruluydu. Ancak günümüzde bu tahayyül, kırılganlık, belirsizlik, bıkkınlık ve yorgunluk gibi duygularla yer değiştirdi. Artık eski orta sınıf hikayesi, kimsenin geleceğinden emin olamadığı bir çağda masal gibi kalmış durumda. Dolayısıyla “Orta Sınıfın Düşüşü”, iki farklı dönemden gelen tanıklıkları birleştiren bir toplumsal hikaye sunuyor.

– Orta sınıf, bilinçli bir şekilde mi yok edildi?

ONUR ALP YILMAZ: Kesinlikle. Orta sınıfın mevcut durumu, rastlantı eseri değil, planlı bir siyasal tercihin sonucudur. Güçlü bir orta sınıf, liyakat, adalet ve hukukun talep edilmesine neden olur; keyfiliğe, yolsuzluğa ve otoriterliğe karşı direnir. Orta sınıfın yok edilmesi, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki bir çöküşü de beraberinde getiriyor. Bu durum, demokrasinin de zayıflaması anlamına geliyor.

ORTA SINIF KÜLTÜREL OLARAK İTİBARSIZLAŞTIRILDI

– Buradan hangi çıkarlar elde edilmeye çalışıldı?

YILMAZ: Güçlü bir orta sınıf, hesap sorar, hakkını talep eder ve özgürlüklerine sahip çıkar. Ancak otoriter bir siyasetin amacı, bireylerin güvencesiz, borçlu ve kaygılı bir yaşam sürmeleridir. Borçlu insanlar ses çıkaramaz, güvencesiz çalışanlar ise “yarın işim gider mi?” kaygısıyla susar. Bu nedenle, orta sınıfın ekonomik olarak zayıflatılmasının yanı sıra, kültürel olarak da itibarsızlaştırılmıştır. “Elit”, “beyaz Türk” ve “seçkin” gibi etiketlerle hedef alınmıştır. Bu durum, bilgiye ve emeğe dayalı meşruiyetin yerine sadakate dayalı bir meşruiyet oluşturma çabasını yansıtmaktadır.

Birlikte yazdıkları kitabı beraber imzaladılar

Sözcü yazarı ve Sözcü TV programcısı İpek Özbey ile Onur Alpyılmaz, İnkılâp Kitapevi’nden çıkan kitaplarını imzalarken büyük bir mutluluk yaşadı. Kitaplarının raflardaki yerini alması üzerine yazarlar, “Biz üzerimize düşeni yaptık, artık size emanet” ifadelerini kullandılar.

ORTA SINIF KENDİNİ GÜVENSİZ HİSSETTİKÇE OTORİTER SÖYLEMLERE AÇIK HALE GELİYOR

Devlet sadık vatandaş istiyor

Sendikalar, meslek örgütleri ve dernekler gibi orta sınıfın sosyalleşip dayanışmayı öğrendiği kurumlar zayıfladı.

– Eğitim, orta sınıf için ne anlama geliyordu, şimdi ne durumda?

İPEK ÖZBEY: Orta sınıf, 20. yüzyılın ortalarında diplomaya dayalı bir konuma sahip olmanın gururunu taşıyordu. Ancak 1980 sonrası dünya değişti; eğitim, eşitleyici bir rolünü kaybetti ve eşitsizlikleri yeniden üreten bir araca dönüştü. Artık bir diploma, sınıf atlamayı garanti etmiyor; bunun yerine borçlu, güvencesiz ama “nitelikli” bir emekçiyi tanımlıyor. İnsanlar hâlâ “okursa daha iyi yaşar” inancına sahip olsa da, artık “okuyabilecek mi?” ve “bu eğitim işe yarayacak mı?” kaygılarıyla yaşıyorlar. Eğitim pahalı hale geldi, kamu sistemi zayıfladı ve özel eğitim bir ayrıcalık haline geldi. Devlet, eğitimi ücretsiz sunarken bunun karşılığında “sadık vatandaş” talep ediyor. Bu durum, eğitimin özgürleştirici özelliğini yitirmesine yol açıyor.

– Peki, demokrasi durumu nedir?

ONUR ALP YILMAZ: Orta sınıfın çöküşü, demokrasinin de düşüş hikayesidir. Modern demokrasiler, refahın belli ölçüde paylaşıldığı, eğitimle yükselmenin mümkün olduğu ve liyakatin değerlendirildiği dönemlerde güçlenmiştir. 1945 sonrasında Avrupa’da oluşturulan refah devleti, insanlara yaşam garantisi ve güven duygusu vermeyi amaçlamıştır. Bu güven, yurttaşların hak arayabilmesinin ön koşuluydu. Türkiye’de de 1960 sonrası dönemde SGK, SSK gibi kurumlar bu işlevi yerine getirmiştir. Ancak neoliberal dönemde bu zemin yok oldu. Orta sınıfın sosyalleşip dayanışmayı öğrendiği sendikalar ve dernekler zayıfladı. Ekonomik olarak bireyselleşen ve kültürel olarak kutuplaşan toplumlarda, kamusal çıkar adına bir araya gelmek giderek zorlaşıyor. Bu örgütsüzleşme, demokrasinin damarlarını tıkıyor. Demokrasi sadece seçimlerden ibaret değildir; bir sivil kültür ve güven ağını gerektirir. Bu ağ koptuğunda, yurttaş birey olmaktan çıkar, yalnızca bir seçmen haline gelir. Bugün dünyada demokratik gerilemenin en önemli nedenlerinden biri, orta sınıfların demokrasiden kopmasıdır. Şu an yaşadığımız kriz, seçimlerin varlığına rağmen yurttaşlık bağının kaybolmasıdır.

GEZİ KAYBIN SEMBOLÜ OLDU

Kamuya açık alanlar, eskiden ayrışma değil, dayanışma mekanıydı

– Kent yaşamı bu süreçten nasıl etkilendi?

Kentler, orta sınıfın vitrinini ve belleğini oluşturuyordu. Mahalle kültürü, kamusal alanlar ve gündelik dayanışma biçimleri, bu sınıfın ölçülülük, düzen ve makullük gibi değerlerinin mekânsal yansımalarıydı. Ancak son yirmi yılda inşaat odaklı ekonomi modelinin yükselişi, kenti ortak yaşam alanı olmaktan çıkarıp rantın yeniden dağıtıldığı bir piyasa haline getirdi. Orta sınıfın “kentli olma” biçimi değişti. Eskiden kamusal alanlar, tartışma ve dayanışma mekânı iken, şimdi alışveriş merkezleri ve kapalı sitelerle dolup taştı. Böylece kent, kamusallığın değil, ayrışmanın coğrafyası haline geldi.

Bu da demokrasinin en temel zemini olan “birlikte görünür olma” halini zayıflatıyor. Gezi, orta sınıfın kent ve kamusal alanla yeniden karşılaşma anıydı. 2000’ler boyunca kentler, inşaat ve rant politikalarıyla dönüştürülürken, orta sınıfın bir kesimi bu süreçten faydalanırken, diğer kesimi mağdur oldu. Ancak her iki grup da kamusal alanın kaybı duygusunda birleşti. Gezi, bu kaybın sembolü haline geldi.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın